16 Ekim 2011 Pazar

Avrasya Maratonu - Boğazici Köprüsü Gezisi


Böyle bir gezi yok tabii aslında. Boğaziçi Köprüsü'nden yaya olarak geçmenin tek yolu Avrasya Maratonu'na katılmaktan geçiyor. Avrasya Maratonu 201 tarihi itibariyle toplam 4 faaliyeti barındırıyor içinde: Halk Yürüyüşü, 8 km. koşusu, 15 km. koşusu ve maraton. Boğaziçi Köprüsü'nü görmenin en güzel yolu eskiden Halk Koşusu denilen Halk Yürüyüşü'nden geçiyor.

Etkinliklerin başlama saati 9:00. Yarışa katılacak atletler için Taksim'den ve Sultanahmet'ten 7:30'da otobüs seferleri düzenleniyor. Altunizade'deki başlangıç noktasına beni bi arkadaşım bıraktı. Karşıya geçmek isteyenlerin tek yolu 2. köprüyü kullanmaktan geçiyor. Biz de öyle yaptık ve erkenden vardık Altunizade'ye. 7 tane otobüs çantasını ya da paltosunu bırakmak isteyenler için başlangıç noktasında bekliyordu, sonra bu eşyaları bitiş noktasında teslim alabiliyormuşuz. Ben koşma zevkimi de tatmin etmek için 8 km. koşusuna katıldım. Bunun için yarıştan önceki üç gün Harbiye'deki fuar alanına uğramak ve tişört, çanta ve çipinizi almanız gerekiyor. Bir de göğüs numaranızı tabii.

Yarış günü ayakkabısına çipi takmış olanlar dışındakiler Halk Yürüyüşü başlangıç noktasının ötesine geçemiyorlar. Köprüye en yakın yerde maratoncular ardından 15 km. koşucuları ve onların arkasında da 8 km. koşucuları diziliyor. Her etkinliğin tişört rengi de farklı.

9'da yeşil tişörtümle koşmaya başladığımda Boğaz köprüsünü geçme kısmı çok eğlenceliydi. Buz gibi hava ilk başta problem yaratsa da yarışa tişörtün üstüne mont ya da benzeri şeyler giyerek katılanların bir kısmı koşu boyunca kenarlara attığı görülüyordu. Yollar yağmurluk ve eşofman üstü doluydu. Köprü kısmını geçince zincirlikuyu'ya doğru bir bayır bekliyor sizi. Orada biraz hızınız düşse de sonrasında BArbaros Bulvarı boyunca son sürat bayır aşağı koşmak çok eğlenceliydi. Yollardaki "Yavaş 30 km." ikazları sanki benim için koyulmuştu. Bir yandan koşarken bir yandan da fotoğraf çekmeyi ihmal etmiyordum. Böylesi çok daha eğlenceliydi... Beşiktaş'tan Eminönüne doğru dönünce ilerdeki beyaz tak önce beni heyecanlandırdı, ben de depar atmaya başladım ama sonra bunu Halk Yürüyüşü bitişi olduğunu gördüm. Ardından koşmaya devam ettim, sol taraf hep daha boş olduğundan soldan koşuyordum. Sonra bir kızımız "Siz yanlış koşuyorsunuz galiba" deyince anladım kı sağa doğru ayrılan 8 km. bitişini geçmişim :) Hemen geri dönüp bitirdim yarışı:47 dakika 45 saniye... Bayır aşağı koşmak kısmı hızımı arttırmış beklediğimden çok daha erken bitiş çizgisini görmemi sağlamıştı. 15 km'yi birinci bitiren Etiyopyalı atletin 44 dakikada yarışı bitirmesi de hiç moralimi bozmadı, eminim o benim kadar eğlenmemiştir bu yarışta :) Hem yarış hem de Boğaz Köprüsü'nden yaya olarak geçmek çok güzeldi. Seneye 15 km. yarışına katılmak isteğiyle ayrıldım Fındıklı'dan.

Önerilen Sayfa:

- Antalya'da düzenlenen Runtalya yarışını merak edenler Runtalya 2012 yazısına göz atabilirler.

11 Ekim 2011 Salı

Olympos Çok Bozdu Abi!


Olympos 90'larda el değmemiş kabul edilip özellikle üniversite gençliği arasında popüler olan ama her yer ve her zaman olduğu gibi sonrasında 'bozan' tatil yerlerimizden biridir. Benim ilk gidişim 90'ların sonlarına rastlar. Sonrasında defalarca ziyaret ettiğim olympos'a her seferinde "bi daha gelirsem!" deyip de ayrılmış olmam da ilginçtir tabii...

Olympos; ağaç evleri, bungolovları, alternatif tipleriyle meşhurdur. Kadir'in ağaç evleri zamanında her şeyin merkeziyken şimdi popüler bir yer olarak kalmıştır. Ucuz fiyata doğayla barışık tatil yapmak, etrafta çoluk çocuktan ailelerden ziyade kendi yaşıtın tiplerle takılmak için gidilirdi eskiden Olympos'a. Ha ben ilk gittiğimde de aynı laf konuşulmaya başlamış "olympos bitti abi eskiden ne şahaneydi buralar" söylemi çoktan tedavüle sunulmuştu. Rock müzik alternatif, elektronik müzik henüz yaygınlaşmamış, sahile gitmek için para ödeme zorunluluğu henüz başlamamıştı. İster çadır kur ister ağaç evlerde konakla üç beş kuruşa kalır Kadir'in o kötü yemeklerini yer Anzakları anmaya gelen Avusturalyalılarla bahçede yayılıp sohbet ederdik. Sabahlara kadar içilir, sahilde ateş yakılır, etrafta uyuşturucunun kol gezdiği konuşulurdu. Bu arada Bayram, Şaban ve Türkmen de popüler mekanlar olmaya başladılar. Öküz Bar dışında pek bi mekan yokken Gölge açıldı, canlı müzik ve konserler başladı. Sonra zamanla beraber gelen tipler de değişmeye başladı. Arabayla olympos'a gelmek çok ekstrem bi durumken 2000'li yılların ilk on senesi biterken araba park edecek yer bulmak çok zorlaşmıştı Olympos'ta.

Peki ne yapılır Olympos'ta? Otelde kalmaktansa doğayla daha barışık ağaç evlerde kalınır, isterseniz dağ bayırda yürüyüşe çıkılır. Akşamları Yanartaş'a gezi düzenlenir ve karanlıkta yürüyerek yerden sızan doğalgaz ateşinde demlenen çay içilir, sağa sola düzenlenen tekne turlarına katılınır...

Olympos'ta deniz kıyısına gitmek için tek yol antik kentten geçmektedir. Antik kent de koruma altında olduğundan giriş çıkışta para vermek zorunludur. Aslında kimsenin antik kentle ilgisi yoktur ama denizde yüzmek için bilet almak mecbur tutulmaktadır. İşte gençliğimizde bu zorunluluğun canımızı sıktığı bi seferinde denizi arkamıza almış sinirli sinirli pansiyonumuza yürürken dağlardan geçme fikri gelmişti aklımıza. Her yeri de tutamazlar ya kurumuş dere yatağını kesecek şekilde sola doğru başladık yürümeye ve ardından da dağa tırmanıp patikalar boyunca ulaştık denize. Antik kentin devamı bu dağlarda uzanıyormuş meğer, bir sürü eski taş yapı gördük bu yolculuğumuzda ve hepi topu diyeyim 2-3 lira ödememek için yaklasik yarım saat dağlarda dolaştık ama sanırım gezimizin en ilginç anılarından biri oldu bu... Bir de tabii güneşin denizden doğduğu ender yerlerden biridir Olympos. Şansınıza bulutlar kapatmazsa güneşi, denizin ortasında çıkan ateş topuna hayran kalacaksınız. Biraz serin olur sabahları yanınıza bir şeyler alıp da gidin ama...

Ben de geleneği bozmayayım madem olympos'la ilgili: Bizim zamanımızda daha bozmamıştı Olympos. Şimdi sahilde geceleri bulunmak içki içip ateş yakmak da yasaklanmış. Sağlık olsun... Olympos olmazsa başka yer mi yok gidecek? Zaytung'un şu güzel haberine link vermeden bitirmek istemedim yazımı: Olimpos'ta Hizmete Giren "Fikret's Tree Houses", En Kötü Hizmeti En Pahalıya Satma İddiasıyla Rakip İşletmelerin Korkulu Rüyası Oldu

Fotoğraf Listesi:

1- Türkmen'de yemek sırası...
2- Şanssız bir günde güneşin denizden doğuşunu beklerken bulutların arkasından doğduğunu gormek
3- Antik kentte denize doğru yürürken

Önerilen Sayfalar:

Kaz Dağlarının Eteklerinde...
Meke Gölü ve Konya'nın Obrukları
Yataklı Trende Yolculuk
Üç Eski Rum Köyü...
Brezilya'da Karnaval Keyfi - Olinda'da 2 hafta
Hatay'ın Lezzetleri
RocknCoke Merkezinde Müzik Festivalleri
Gaziantep'te Günübirlik Yeme-İçme-Gezme
Runtalya 2012
İğneada'da İki Gün Çadır Kampı
Uçmakdere'de Kamp ve Şarköy'e Kadar Uzanmak
Acarlar Longozu ve Maden Deresi'nde Kamp

dinceryazici79@gmail.com