
Utrecht Central Station'da Meltem'le buluşup hasret giderdik. 5 aydır görmemiştim kendisini. Gardan merkeze kolayca yürüyüp hemen merkezdeki, şehrin sembolü olan kilise kulesinin yanındaki Brassarie Domplain'de aldın soluğu. Öğle yemeği, kahve ve sohbet için tercih edilebilecek güzel bir mekan burası. Meltem Utrecht'in nasıl bir yer olduğunu, burda hayatın nasıl geçtiğini anlatıyor. Önce kısaca ve anladığım kadarıyla Utrecht'ten bahsedeyim:
Tarihi 2000 yıl önceye giden Utrecht bugünlerde bir öğrenci şehri. Şehirdeki üniversite sadece Hollanda'nın değil Avrupa'nın da en iyi üniversitelerinden birisiymiş. 3 kampüsünden şehir merkezindekini gezme şansım oldu. Boğaziçi Üniversitesi gibi Amerikan Kampüsü zihniyetinde değil şehrin merkezindeki eski binalardan oluşan kısım ama diğer 2 kampüsten biri etrafı çevrili, yeşillikli Amerikan kampüsü şeklindeymiş. (Üçüncü kampüs hem uzak hem de kötüymüş...) Okumaya buraya gelenler için keyifli bir ortam olduğu kesin.
Tarihi 2000 yıl önceye giden Utrecht bugünlerde bir öğrenci şehri. Şehirdeki üniversite sadece Hollanda'nın değil Avrupa'nın da en iyi üniversitelerinden birisiymiş. 3 kampüsünden şehir merkezindekini gezme şansım oldu. Boğaziçi Üniversitesi gibi Amerikan Kampüsü zihniyetinde değil şehrin merkezindeki eski binalardan oluşan kısım ama diğer 2 kampüsten biri etrafı çevrili, yeşillikli Amerikan kampüsü şeklindeymiş. (Üçüncü kampüs hem uzak hem de kötüymüş...) Okumaya buraya gelenler için keyifli bir ortam olduğu kesin.

Meltem'in kaldığı yere güneye doğru gidince şehrin daha yeni sokaklarından geçiyoruz. Bisikletini park ederken şehirde bisiklet hırsızlığının ne kadar yaygın olduğundan bahsediyor.


Köprüden kanalın öbür tarafına geçer ve daracık ara yoldan Lange Nieuwstraat'a geçerseniz St. Catherine Katedraline ulaşırsınız. Buradan kuzeye devam ederseniz Domtoren kulesi ve hemen yanında St. Martin Katedrali çıkacak karşınıza. Şehrin bu eski yerleşimindeki sokaklarda gezmek de çok keyifli. Ben buradan kuzeye devam edip Rijn en Zon değirmenine gittim. Malum Hollanda demek değirmen demek, hala daha tek tük değirmenleri koruyorlar. Bunun alt katı dükkan üstü de sanırım konut. Bir değirmende yaşamak keyifli olurdu.
Yol üstünde bir de Nijntje (ismi zor okunan meşhur tavşan - Hollanda dışında Miffy olarak biliniyor) heykelini gördüm. Utrechtli yazar Dick Bruna'nın yarattığı bu çarpı ağızlı tavşan karakteri mutlaka daha önce karşınıza çıkmıştır. Ben hafızamı zorlayınca hatırladım. Şehrin her yeri Nijntje karakterleriyle kaplanmış. Yazarın evi de müzeye çevrilmiş eğer karakterin deli hayranıysanız gezebilirsiniz.

Şehri terk etmeden önce merkezdeki Le Journal'de bir şeyler atıştırdık. Kahvaltısı güzeldi; keza çalışanların yaklaşımı da.
1 günlük Utrecht gezisi sonrası Amsterdam'a gitme vakti geldi.
Fotoğraf Listesi:
1- Şehrin merkezindeki kilisenin önünde poz veren Meltem
2- Utrecht'in kanalları yazın kim bilir nasıl cıvıl cıvıldır
3- Oudegracht boyunca yazılmakta olan şiir. Şiirin şimdiye kadar yazılmış kısmının Hollandaca ve İngilizcesini merak ediyorsanız şu adresi ziyaret edebilirsiniz: http://www.delettersvanutrecht.nl/en/home/het-gedicht/
4- Gökkuşağı renklerine boyanmış yaya geçidi. Trafik ışığında da Miffy'yi görebilirsiniz.
5- İşte Black Piet ve Saint Klause.
Önerilen Sayfalar:
- Heildelberg
- Amsterdam
- Brüksel
- Lüksemburg
- Bruges ve Antwerp'te Bir Haftasonu
Önerilen Sayfalar:
- Heildelberg
- Amsterdam
- Brüksel
- Lüksemburg
- Bruges ve Antwerp'te Bir Haftasonu