
İnternette tren bileti için çok değişik fiyatlar çıktı karşıma. Aynı gidiş - dönüş biletini 80 € yerine nasıl 45 €'ya aldım hiç anlamadım. Avrupa'da tren bileti aldığınızda çıktısını yanınızda taşımanızı isteyebilirler, hazırlıklı olun.

Büyük Roma İmparatorluğu zamanında da bu topraklarda tek tük yerleşimler varmış ama Lüksemburglular tarihlerini 963'te buraya gelip Lüksemburg Kalesini inşa ettiren Ardennes Kontu 1. Siegdried'a dayandırıyorlar. Bugün Orta Çağdan kalma kale surlarıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Lüksemburg şehir merkezine gardan indikten sonra viyadüğü geçerek ulaşıyoruz. Etrafı vadilerle oyulmuş bir plato görünümündeki bu eski yerleşim yerini karşınıza aldığınızda ilk iki vadi Grund ve Pfaffenthal. Pfaffenthal'in diğer tarafındaki tepeyse Kirchberg. İşte bu Kirchberg'den Gara ulaşmaya çalışırken karşıma çıkan Clausen'dir benim tüm geometrik hesaplarımı bozan! Neyse sonunda bu engebeli yapının nemenem olduğunu bu 4 semti de yerli yerine koyup anladım.
Lüksemburg'u yürüyerek gezmek isteyenler için 2 yürüyüş rotası yapılmış. İlki gayet kolay: Wenzel rotası. Bu rota sizi üst şehirden Chemin de la Cornishe boyunca aşağıya indirir, Bock tepesinin orada dolaştırıp Pfaffenthal'in ucundan karşı tarafa geçirir sonra sa Ground'da dolaştırıp tekrar yukarı şehre çıkartır. Sonunda yukarı şehre çıkmak için yürümenize de gerek yok; Ground'daki asansörle rahatça yukarı çıkabilirsiniz. Asıl zor olan Vauban rotası. Bu rota sizi merkezden alıp dağ bayır koruluk geçirir ve en son Kitchberg'e kadar götürür.

Doğuya giderseniz Dükün sarayını ve Ulusal Tarih ve Sanat Müzesi'ni görebilirsiniz. Biraz daha ilerisiyse Bock surlarının olduğu Grund'la Pfaffenthal'i birbirinden ayıran tarihi kısım. Benim şanssızlığım Mart-Ekim arasında gelmediğim için şehir surlarının altındaki tüneller ne yazık ki kapalı. Yoksa bu surların altı da çok ilginçmiş duyduğum kadarıyla.


Bock kısmından aşağı inerken özellikle 1700'lerde kırmızı taştan yapılmış olan köprü çok güzel. Bu taşı Ürdün Petra'da da çok kullanmışlardı. Manzaranın tadını çıkara çıkara Grund kısmına inince Doğal Tarih Müzesi çıkıyor tarihi yapıların arasında. Grund kısmı da Pfaffenthal kısmı da çok küçük ama keyifli yerler. Hele yazın çok daha keyifli olacağı belli. Benim gittiğim Aralık ayı hazır turist de gelmiyorken şehrin tadilat zamanı ilan edilmiş. Bütün şehir kocaman bir şantiye alanına dönmüştü. Lüksemburg'un önemli gelir kaynaklarından biri turizm. O yüzden sezon açılmadan hazırlıklarını tamamlamak istiyorlar belli ki.
Grund'dan asansörle yukarı çıkınca zil çalan karnımın sesine kulak veriyorum. Restoranlar çok da ucuz değil ama sonunda gözüme bir pizzacıyı kestiriyorum. Bacchus'te İngilizce menü yok ama yine de güzel bir pizzada anlaşıyoruz garsonla. Bu arada Lüksemburg'da Almanca Fransızca ve Lüksemburgca olmak üzere 3 ana dil var. Eğer bu dillerden birini biliyorsanız işiniz kolay aksi takdirde benim gibi bön bön bakarsınız bütün tabelalara. Yine de konuştuğum insanlar İngilizce biliyorlardı. Neyse Bacchus'e geri dönelim. Önden gelen müessesenin ikramı hafif şarap-şampanya karışımı kremon lezzetli bir içki. Pizza da güzel.


Lüksemburg'da hemen bütün merkezi yerlerde ücretsiz Wi Fi bulabilirsiniz. "Koskoca Dükle Düşese de bu yakışırdı tabii!" diye düşünürken bu hizmetin Avrupa Birliği'nin hediyesi olduğunu öğreniyorum. Yani yolda internet üzerinden konuşma yaparken hattınız kesilirse Düşese saydırmayın diye söylüyorum.
Bu sefer biraz daha kuzeyden başlıyorum gezmeye. Önce 3 kulelerin altındaki kapıdan geçiyorum. Dolana dolana Kirchberg'e çıkıncaysa karşıma şimdilerde müze yapılmış Fort Thüngen çıkıyor. MUDAM müzesinin hemen önünde yer alıyor bu 1800'lerden kalma yapı.
Dönüş vakti geldi. Aralık ayında 3-4 derece sıcaklıkta dolaştım durdum bu Orta Çağ kasabası havasındaki şehri. Gerçi etrafta bolca yeni bina ve köprü de vardı... Yani bir Brugge değil Lüksemburg. Yine de bir günü olanlar keyifli vakit geçirecektir burada. 2 günü ve altında arabası olanlar ülkenin diğer şehirlerine de göz atabilirler tabii... Ne de olsa toplam alanı İstanbul kadar bir ülkeden bahsediyoruz, bir günlüğüne de Şile - Ağva - Polonezköy yaparsınız.
Brüksel'e dönüp ardından geziye Torino ile devam etme vakti... Onu da önümüzdeki ay anlatayım.
Fotoğraf Listesi:
1- Yukarıdan Grund semti
2- 1700'lerde yapılmış köprü
3- Pfafenthal'le Grund'ü ayıran köprü
4- Fort Thüngen
5- Grund'de dere boyunca sıralanmış evler
Önerilen Sayfalar:
- Bir başka Ortaçağ şehri: Bruge ve Antwerp'te Bir Haftasonu
- 3.30 saat uzaklıktaki Brüksel: Brüksel ve Art Nouveau
- Köprüde gördüğüm pembe taşların Petra'daki kullanımı için: Koştura Koştura Ürdün