
Amsterdam'da akşam oldu bile; malum günler çoktan kısaldı. Karnımız aç. Hemen şehrin en merkezi caddelerinden Damrak Caddesi'ne dalıyoruz. Utrecht'te olduğu gibi burada da tercihimiz Uzakdoğu mutfağı: Kyoto Sushi yiyebildiğin kadar menüler sunan bir Japon lokantası. 27 Euroluk menü yanında şarap da söyleyip kişi başı 40 €'ya tıka basa doyuyoruz. Sushi restoranların vejetaryen yemekleri de gayet iyiymiş, tavsiye ederim lakin balık yiyen arkadaşım ertesi gün şiddetli mide ve baş ağrısı çekti. Sanırım Kyoto Sushi'de yediği bir şeyler (ki ben zehirlenmediğime göre balık kaynaklı olmalı bu zehirlenme) dokundu. Kyoto Sushi'ye gitmeyi düşünenler dikkat etsin.

Red Light bölgesi şehrin ayrıca Çin Mahallesi. Barlar, vitrinde müşteri bekleyen kadınlar ve coffeeshoplar arasında bir Budist Tapınağı bile çıkıyor karşımıza. Bu arada eşcinsel dostu olarak yıllardır haklı bir ünü olan Amsterdam'da bir diğer ilgimi çeken konu da etrafta cinsel yönelimini belli edecek şekilde giyinmiş bireylerin sayısının azlığı oldu.
Gece otele dönerken son tramvayı (gece 12.30'daymış) kaçırdığımızı anlıyoruz. Gece otobüsleri var ama yorgunuz. Bindiğimiz taksinin şoförü Türk ve arkadaşımın yaptığı öğrenci muhabbetinden etkilenip az para alıyor bizden :) Pazar günü yağmur bekliyorduk ama rüzgarlı olsa da güneşli bir hava karşılıyor bizi. Sabah hemen tramvayla merkeze inip kahvaltı mekanı arıyorum. Amsterdamda.com'da gördüğüm yerlerden Letting'i seçiyorum.

Sonra başladım şehri dolanmaya. Önce Beginhoff'a gittim. 500 yıldır yaşlı kadınlara ev sahipliği yapan bu merkez yüzyıllar önceyi dondurmuş gibi ama bir yandan da içeride yaşayanlar var. 1500'lerden kalma, Amsterdam'ın en eski ahşap binası da bu bölgede yer alıyor.

Burdan, İkinci Dünya Savaşı sırasında ailesiyle beraber 2 yıl saklanan ve yaşadıklarını günlüğünde paylaşan Yahudi kızı Anne Frank'in evine doğru devam ediyorum. Onun önünde de uzun bir sıra var. Bu evin hemen yan tarafında iki ilgi çekici yapı daha var. İlki kulesinin üstünde kraliyet arması işli şapka konmuş Westerkerk Kilisesi. İçinde büyük bir orgu da barındıran sade bir kilise burası. Diğeriyse dünyada ilk kez savaş zamanı öldürülen LGBT bireyler için yapılmış Homo Anıtı. Kanalın içine doğru merdivenle inen, zeminle bir ve zeminden yarım metre yukarıda 3 pembe üçgenden oluşan bu anıt 1980'lerde yapılmış.

Sabah oteli boşaltıp önce Utku işe gitmeden çantamı evine bırakıyorum ardından da Merkez Garında bulunan Grand Cafe'ye geçiyorum kahvaltı için. Büyük şehirlerin garlarında klasik tarzda süslü restoranlar olur, misal bizde Sirkeci'deki Orient Express Restoran. Keza yine sade bir tanesi Eskişehir tren garında vardı. İşte bu Grand Cafe de o geleneğin Amsterdam'daki temsilcisi. Vaktiniz olduğunda sırf ambiansı için en azından bir şeyler içmeye uğrayın derim.
Öğlen olurken, Pazartesi sabahları Noordermarkt Meydanı'nda kurulan bit pazarına geçiyorum. Meydanın yan tarafındaki sokak boyunca da uzanan bir pazar burası. Bu arada Singel 7 numarada yer alan eni 1 metrelik evin de önünden geçiyorum. Yolunuz buradan geçerken mutlaka görün bu evi de. Ardından Jordaan'ın şirin sokaklarında dolana dolana geliyorum Van Gogh Müzesi'ne. Dün bilet için 1.30 saat sıra beklemem gerekiyor diye önceden biletimi alıp mı geldim? Tabii ki hayır! "Dün pazardı ondan doludur, bugün kesin sıra olmaz!" mantığıyla gidiyorum müzeye ve evet hiç sıra yok gerçekten de :) Üşenmeyip bilet alsam daha iyiydi tabii ki. 2 saat sürüyor müzeyi gezmem. Amsterdam'da tek gezdiğim müze burası ve çok memnunum burayı görmüş olmaktan. Şansıma Munch'le Van Gogh'u karşılaştıran bir sergi de açılmış ve meşhur Çığlık tablosunun bir versiyonu da müzede sergileniyor.

Akşam iş çıkışı Utku'yla buluşup yemeğe gidiyoruz. Sağ olsun şehrin en iyi vejetaryen mekanlarından birini bulmuş. Prinsengracht'taki Bolhoed'un menüleri en açı bile tatmin edecek kadar büyük. Vejetaryenler kaçırmasın, sağlıklı sebze yemekleri arayanlar da mutlaka gelsin bu şirin restorana. Dün gecenin ardından bu gece ikimizin de ibadet edesi yok. Bi birayla kapatıyoruz geceyi.
Sabah 7'de kalkıp, Amsterdam'a "Görüşürüz" deyip düşüyorum Brüksel'e doğru yollara. Torino'ya gidene kadar yolda 2-3 şehir daha var ziyaret edeceğim.
Fotoğraf Listesi:
1- Amsterdam birbirinden şirin, daracık evleriyle ilgi çekiyor.
2- Işık Festivali sırasında gördüğümüz işlerden biri: Suların ortasında bir atlı karınca. Ben ısrarla bunun küresel ısınmaya atıfta bulunduğunu iddia etsem de arkadaşımı bir türlü razı edemedim.
3- Amsterdam'da ulaşımın en önemli aktörü olan bisikletlerle ilgili tek problem park yerinin sınırlı olması. Şehrin her yeri kilitlenmiş bisikletlerle dolu. Bu resimdeki de durumun vehametini anlatmaya çalışan sanatçının çalışması.
4- Güzel binaların yanı sıra kanallar üzerinde de çok sayıda ev Amsterdamlılar tarafından kullanılıyor
5- Amsterdam'ın büyük bir kısmı doldurma ve bu fotoğrafta da görebileceğiniz üzere temeli sağlam olmayan binalar zaman içinde bir tarafa yatabiliyor. Bu resimdeki bina da öne çıkıntı yapmış.
6- 2. Dünya Savaşında öldürülen LGBT bireyler için 1987'de açılan anıt. 3 üçgen şeklinde inşa edilmiş anıtın her bir parçası LGBT bireylerin dünü, bugünü ve yarınını temsil ediyor.
Önerilen Sayfalar:
- Huzur Dolu Şehir Utrecht- Brüksel ve Art Nouveau
- Lüksemburg
- Bruges ve Antwerp'te Bir Haftasonu