ispanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ispanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2017 Perşembe

Granada ve Al Hamra Sarayı - Avrupa'nın Batısında İslam Şaheseri

İlk planımda Granada'da 1 gün geçirmek vardı. Ama sonra umulmadık şeyler olunca (ülkede darbe yapmaya kalkıştılar, arkadaşımın izni ve uçaklar iptal oldu, Granada çok hoşuma gitti vs.) ben de bir gün daha kalmaya karar verdim. Lafı hiç gevelemeden söyleyeyim: Granada, Malaga'dan sonra cennet gibi geldi bana. Çok iyi durumda olmasa da tarihi dokusunu çok sevdim. 

Granada İspanya'yla Fas'ın karışımı bir şehir. Mimari doku Arap etkileriyle harmanlanmış ama Fas'ta değil Avrupa'da gezdiğinizi rahatça anlıyorsunuz. Fas kadar otantik değil de öyleymiş gibi yaptığını da. Daha hijyenik anlayacağınız. İnsanlar Fas'taki gibi yapışmıyorlar mesela, ortalık da çok daha temiz. Ama işte oradaki gerçeklik duygusu da yok burada (ben de ne emmeye geliyorum ne gömmeye :) ).

Granada'nın bu kadar popüler bir turizm merkezi olmasının sebebi tabii ki Al Hamra Sarayı. Ben de ilk günümü Al Hamra Sarayı'na adadım. Sabah erken kalkmak niyetindeydim lakin öyle yorulmuşum ki 11'i buldu kalkmam. 12 gibi vardım sarayın önüne, daha önce söylendiği gibi uzun bir kuyruk beni bekliyordu. Önceden internetten bilet almış olsam en fazla 5 dakika beklerdim ama bu sefer 45 dakika sıra bekledim. Aldığım bilet de 2'den sonra girmeye izin veriyor. Ben de yakınlardaki Mirador del Camen de los Martyres Parkına gidiyorum biraz vakit geçirmeye. Al Hamra'ya 400-500 metre mesafedeki bu park bi kaç saat ağaçlar ve havuzlar arasında dolaşıp keyif çatmak için ideal. Eğer gözlerinizi dört açarsanız etrafta dolaşan kuşları da görebilirsiniz.

Al Hamra Sarayı:

Saat 2 oldu bile. Gelelim Al Hamra Sarayı'na. Al Hamra Sarayı İspanya'nın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri ve yoğunlukla mücadele etmek için özellikle meşhur Nazaries Sarayları kısmına sadece bilet alırken belirtilen zamanda girebiliyorsunuz. İçeri girince anlıyorsunuz niye böyle yapıldığını; alınan önlemlere rağmen sarayın daracık koridorları insan kaynıyor.

Günlerden pazar, Carlos Sarayı'nın alt katı 2.30'da üst katı 3.30'da kapanacak diye hemen oraya gidiyorum öncelikle. Alt kattaki eserler Arap döneminden kalma mermer, ahşap, cam ve dokuma ürünlerden günümüze ulaşan örnekler. Özellikle ahşap oymacılığı döneminde zirveye ulaşmış. Üst kattaysa İspanyol ressamların tabloları sergileniyor. Saraya gelecek olursak dikdörtgen yapının ortasında hafif ovalimsi avlusuyla Arenayı hatırlatan bu yapı diğer taraflarda görülecek Arap mimarisinin hiç benzemeyen tarzıyla tam bir tezat oluşturuyor. Hristiyanların şehri almalarından sonra inşa edilmeye başlanmış ama bitirilememiş bu saray için şehirde oturan Müslümanlardan toplanan vergiler kullanılmış. Benim özellikle  oval yapısı ilgimi çekti.

Bir sonraki güzergahım Alcazaba. 13. yüzyılda inşa edilmiş bu kalenin sadece kalıntıları günümüze ulaşmış olsa da aralarında gezinmek keyifli. Ayrıca şehir manzarası da güzel (birazdan ziyaret edeceğim sarayınki kadar olmasa da). Ayrıca içindeki bahçe de mola vermek için ideal. Dağlardan gelen suyla beslenen çeşmenin doldurduğu küçük havuzun suyunun soğukluğu da serinlemek için ideal.

Nazari Sarayları

İşte filmin en heyecanlı yeri geldi. Al Hamra'yı bu kadar önemli ve ilgi çekici yapan içiçe geçmiş üç kısımdan oluşan bu saray yapısı: Kraliyet Sarayı (Palacio Real), Karşılama Odaları Sarayı (Palacio de Comares) ve Aslanlar Sarayı (Palacio de los Leones ki burası sultanın özel bölümüdür).

15.30 için bi 10 dakika kadar sıra bekleyip içeri girince önce Mexuar kısmı çıkıyor karşıma. Hristiyanlardan sonra Şapel olarak kullanılan bu yapı Müslümanlar zamanında büyük toplantılar için ve mahkeme olarak kullanılıyormuş. Buradan Mersin Avlusu diye çevirebileceğimiz Patio de los Mortos bölümüne geçiliyor. Küçük gölet etrafındaki bitkiler nedeniyle bu isim verilmiş. İncecik kalem gibi sütunları izlemek büyük keyif.

Bir sonraki avlu ismini ortasındaki 12 aslanlı çeşmeden alan Aslanlı Avlu (Patio de los Leones). İşte en görkemli kısımlardan birisi burası. Sıra sıra dizilmiş sütunlar, sütun üstü ve tavan süslemeleri, mermeri iki boyutlu olmasına alıştığımız yüzeylerde üç boyutlu olarak kullanarak yaratılan ambians... Al Hamra Sarayı İslami sanatın doruk noktalarından biri olarak beliriyor karşımızda. Onlarca sütun olmasına rağmen bir hafiflik hissi veriyor ortam...

Sırada İki Kız Kardeş Salonu (Sala de las dos Hermanas) var. Bu kısmın tavanı da büyüleyici. Sarayın kadınlara has bu kısmına ismi zemindeki iki büyük mermer tabaka nedeniyle verilmiş. Ayrıca duvardaki süslemeler arasında görebileceğiniz Arapça yazı da Sultanın sünnet olan oğlu için yazılmış bir kaside. Buradan sonra mükemmel şehir manzarası olan içinde hamamı da barındıran kısım geliyor. Sarayı yaptıkları arazinin manzarasından da sonuna kadar faydalanmışlar.

Saraylardan çıktıktan sonra büyülenmiş gibiyim. Kendimi çıkıştaki bahçedeki banklardan birine atıp dinleniyorum bir süre. Stendhal Sendromu geçirmiyor da olsam bu kadar etkileyici bir yapı başımı döndürdü. Son kısımdaki Generalife Bahçeleri'ne kadar olan kısım da yeşilliklerden oluşuyor. Arada bir kilise, eski banyo kalıntıları, otel, kuleler ve sarayı çevreleyen duvarları geçiyorsunuz ve zamanında daha çok meyve bahçelerinden oluşan Generalife Bahçeleri'ne ulaşıyorsunuz. Aldığım komple bilet Nazari Sarayları, 5. Carlos Sarayı, Alcazaba ve bu kısmı içeriyor. Her bölüm için ayrı bilet de alabilirsiniz. Generalife Bahçeleri'ni görünce Müslümanların bu bölgeyi neden bu kadar sevdiğini anlıyorsunuz. Kuran'da cennet nasıl içinde ırmaklar akan, bahçeler yeşilliklerle dolu bir yer olarak geçiyorsa bu bölgeyi ele geçiren Müslümanlar da o dönem burayı cennet gibi görmüş olmalılar. Dağlardan gelen su, verimli yemyeşil topraklar, enfes bir doğa... Onlar da bu topraklara hakkını vermiş ve cennet gibi bir şehir yaratmışlar. Al Hamra İspanya'da görülmeyi en çok hakeden yerlerden biri. Bu arada Al Hamra Sarayı'nı gece de ziyaret edebilirsiniz. Yaklaşık 3 saatlik bir süreyi içeri girdikten sonra sarayda geçirmeye hazır olun, biletinizin hangi saate denk geleceğini de hesaba katarsak bir günün önemli bir kısmı bu Sarayı görmeye gidebilir.

Akşam için planım Flamenko izlemek. Flamenko izlemek için Le Chain Andalou isimli mekana geldim. Akşamüstü Al Hamra çıkışı  aldım akşam 22'deki gösteriye 10 €'luk bileti. (Mekan ismini Bunuel'le Dali'nin Endülüs Köpeği isimli meşhur kısa filminden alıyor merak edene). Gösteri yaklaşık bir buçuk saat sürüyor. Küçük bir mekan burası ama gösteri fena değildi.

Albayzin ve şehrin geri kalanı:

İkinci günümü şehir merkezine ve Albayzin kısmına ayırdım. Aslında kaldığım ev de Albayzin'de ve evden çıktıkça fırsat buldukça bu kısımda yürüme şansım olmuştu. Şehrin bu eski yerleşimi özellikle dar sokakları, eski evleri ve ummadığınız anda karşınıza çıkan meydanlarıyla dikkat çekiyor. Bu meydanlarda oturup Al Hamra'yı izlemek tıpkı Atina'da Akropol'ü izlemek gibi keyifli. Size 4 tane meydandan bahsedeyim de oralara kadar gitmişken şehrin tadını çıkarmaktan mahrum kalmayın.

Bu meydanların ilki San Nicolas Meydanı. Bu sevimli parkta günün hemen her saati oturup manzarayı izleyen, içen ya da müzik yapan insanlarla karşılaşabilirsiniz. Buranın Al Hamra manzarası şehrin en iyilerinden biri. Hemen alt tarafındaki kafe-restoranlarda oturarak da manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. (Mesela ben şimdi El Balcon San de Nicolas isimli mekandayım. Mekanın tek eksiği Wi-Fi'ın olmaması.)

İkinci meydan ilki kadar büyük değil ama o da çok keyifli bir meydan: Placeta de Carvajales. Burada keyif çatmak dışında meydanı arkanıza alıp sol tarafa devam ederek bulacağınız 4 Gatos isimli mekanda oturup bir şeyler içmenizi de tavsiye ederim. Wi-Fi'ı da var hem. Atıştırmalıkları da lezzetli.

Üçüncü önerim yine çok da büyük olmayan bir park: Huerto del Carlos. Burada da yanınızda getirdiğiniz içkinizi Al Hamra manzarasına karşı yudumlayabilirsiniz.

Son olarak biraz daha Albayzin'in öbür tarafında bir manzara noktası önerebilirim: San Cristobal. Buradan Granada'nın en uç noktalarına kadar panaromik fotoğraf çekmeniz mümkün.

Albayzin şehrin eski yerleşimi. Buradaki daracık sokaklarda özellikle akşam hava biraz serinleyince yürüyüş yapmanızı tavsiye ederim. Öğlen saatlerinde sokaklarda hele ki arada merdiven çıkmak gerektiren Albayzin'de yürümeniz gerekirse siesta gibi bir kavramın neden olduğunu anlıyorsunuz. Öğlen 2'ye kadar direnebilirsiniz ama sonrasında güneş ve sıcak iyice mayıştırıyor. Bu gibi zamanlarda yukarıda saydığım mekanlarda mola vermek en iyisi.

Albayzin'in dar sokaklarında dolaşırken karşınıza bir çok sivil mimari eseri çıkacak. Zamanın önde gelenlerinin yaptırdıkları evler bunlar. Al Hamra Sarayı tarafında derenin yanında tarihi hamam ve Arkeoloji Müzesi yer alıyor. Gran Via de Colon'un öbür ucundaysa güzel bir park, Jardines del Triunfo sizi bekliyor.

Şehrin görece daha merkezi yerlerinde gezmek de çok keyifli. Granada Katedrali şehrin bu kısmında Gran Via de Colon'un öbür tarafında yer alıyor. Sokakların arasına serpiştirilmiş meydanlardan oluşan yapı burada da var. Mesela Plaza de Bib-Rambla etrafında kafeler olan güzel bir meydan. Bu meydanın etrafındaki kafelerde yerel lezzetler bulmanız da mümkün.

Biraz da genel bilgi:

- Otobüs Terminalinden şehir merkezine gelmek için SN1'e binebilirsiniz, otobüse binişte şoför 1.20 €'luk biletlerden satıyor.
- Triposo uygulaması size güzel bir offline harita sunacaktır onu da ihmal etmeyin.
- Ben konaklama için Airbnb'yi tercih ettim. Granada'da çok uygun fiyata güzel evler bulabilirsiniz. 
- Endülüs'ü gezerken "Endülüs'te Raks" şarkısını dinlemek keyifli oluyor tavsiye ederim. 

Fotoğraf Listesi:

1- Nazaries Sarayları içindeki avlulardan biri
2- Albayzin'deki Al Hamra manzaralı meydanlardan biri
3- Generalife Bahçeleri'nden bir kare
4- İnce işçiliğinin yanı sıra manzarasıyla da göz kamaştıran Al Hamra Sarayı'nın bir odasından
5- Carlos Sarayı'nın alt katı ve oval avlu
6- Le Chain Andalou'da izlediğim Flamenko dansından bir kare
7- Albayzin'in taş döşeli dar sokakları

Önerilen Sayfalar:

Lizbon - Fado'nun büyüsü
Beyrut'ta Gece ve Gündüz
Barcelona'da Gaudi'nin Peşinde Gezmek...
Şarm el Şeyh ve Kahire
Pembe Marakeş'te İki Gün
Fes'in Sarı Labirentleri ve Kısa Kazablanka Gezisi
İstanbul'da Erguvan Peşinde...
Bosna Hersek Gezimiz: Saraybosna ve Mostar
Tahran'da Bir Gün
* Malta
* Malaga





28 Nisan 2017 Cuma

Malaga

Endülüs'ü gezmeye Malaga'dan başlayacak ve güney İspanya'yla beraber Fas'ın Tanca şehrini de planımıza dahil edecektik. Ancak Türkiye'de darbe olunca her şey birden değişti, arkadaşımın izni iptal oldu benim modum düştü vs. Sonunda ülke gittikçe daha kötüye giderken bir yandan internetten olayları takip edip diğer yandan gezmeye çalıştım. Malaga belki de bundan çok enteresan gelmedi bana.

Ulaşım:

Öncelikle Endülüs'ü gezecekseniz başlangıç için en uygun şehir Malaga çünkü çok yoğun bir havaalanı var, her yerden ulaşım çok kolay. THY de her gün Malaga'ya uçuyor. Havaalanından şehir merkezine gitmek için hemen çıkıştaki trene binip 4. ya da 5. durakta inebilirsiniz. Yaklaşık 10 dakika sürüyor yol. Bileti turnikelerden önceki makinelerden alabilirsiniz (çok kolay bir sistemi var ve ben 1.80 € ödedim). Bileti turnikede okuttuktan sonra sakın atmayın çünkü çıkışta bir daha okutacaksınız yoksa çıkamıyorsunuz.

Malaga'dan Granada'ya gitmek içinse merkeze 10 - 15 dakika yürüme mesafesindeki otobüs terminaline gitmeniz gerekiyor. María Zambrano tren istasyonunun hemen yanındaki bu terminaldeki makinalardan da şehirlerarası biletinizi alabilirsiniz; trenden daha hızlı, daha ucuz ve çok daha sık sefer var (yaklaşık saatte bir gibi ve makineden bilet alınca 11.43 €).

Gezilecek Yerler:

Malaga'da canlı bir sokak hayatı var. Gece gündüz (öğlen sıcağında biraz tenhalaşsa da) sokaklar cıvıl cıvıl. Öncelikle deniz kenarına bir bakalım. Limanın hemen kuzeyinde bulunan ve içinden iki tane geniş yol geçen park şehrin keyifli yerlerinden birisi. Araçlar biraz gürültü yapsa da bu parkı ağaçların altında öğlen sıcağında soluklanmak için kullanabilirsiniz. Parkın hemen doğusunda denize dik uzanan yürüyüş yolu hem şehrin plajlarına götürüyor hem de tam piyasa yapmalık ya da kafelerinde oturmalık bir yer. İki katlı bu yolun bitimine yakın doğuya doğru saparsanız Malaga'nın meşhur Malagueta Plajına ulaşırsınız. Doğuya doğru kilometrelerce giden kumsal üzerinde çok sayıda irili ufaklı, kimisi daha tenha koylar bulmanız da mümkün. Şehir merkezinde denize girilebilen şehirler ne şanslı...

Malagueta plajının başlangıcına geri dönelim şimdi ve denize sırtımızı verip kuzeye yürüyelim. Karşımıza İspanya'nın meşhur boğa güreşlerinin Malaga'daki merkezi olan La Malagueta Arena'sı çıkacak. 10 sene önce hayvan hakları konusunda çok da hassas değilken Madrid'te boğa güreşi izlemiştim içim kalkarak. Şimdi olsa böyle bir katliamı izlemeyi hayatta başaramam. Yine de meraklısı için mekanın yerini söyleyelim ve hemen üst taraftaki merdivenlerden tırmanmaya başlayalım. Bu merdivenler bizi hemen yukarıdaki Gibralfaro'ya çıkaracak. Aman diyeyim yanlışlıkla tepenin arkasına geçmeyin, o taraftan tepeye tırmanmak çok uzun bir yol yürümenizi gerektiriyor. Gibralfaro, hemen yan taraftaki tepede kurulu Alcazaba'yla beraber şehrin iki manzaralı tarihi kalesinden birine ev sahipliği yapıyor. Bu ikisi arasında doğrudan bağlantı yok o yüzden birinden çıkıp diğerine girmek gerekiyor. Neyse ki Alcazaba'ya çıkan bir asansör var yerini bulmak zor olsa da... İki yapıya birden bilet alabilirsiniz Roma Tiyatrosunun yan tarafındaki gişeden. Yolunuz Granada'daki Al Hamra'ya düşecekse ya da orayı gördüyseniz bu iki yapı da size çok sıradan gelecektir belirteyim.

Malaga'nın en meşhur ünlüsü Pablo Picasso. Şehirde onun adına açılmış ve eserlerinden bir kısmının sergilendiği bir müze de mevcut. Eğer Barselona'daki Picasso Müzesi'ni gezdiyseniz bu müze de sizi pek doyurmayacaktır. Fransa'daki Picasso Müzesi de sanırım çok daha kapsamlı bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor her ne kadar ben gittiğimde tadilatta olduğundan gezememiş olsam da... Yine de büyük bir Picasso hayranıysanız bu müzeyi de gezin derim. Ben gittiğimde bir de Pollack sergisine ev sahipliği yapıyordu müze.

Şehrin batısında yaklaşık merkeze 2 km. uzaklıkta şehrin en büyük camisi Mezquita de al-Andalus yer alıyor. Yerleşim yerlerinin arasındaki Fas mimarisinin etkisi sezilen bu cami 1000 kişiyi aynı anda alabilecek kapasitesiyle Avrupa'nın da en büyük camilerinden birisi. 50.000 kişiyle Endülüs bölgesinin en kalabalık Müslüman nüfusu Malaga'da yaşıyormuş.

Yeniden şehrin merkezine dönersek buradaki en etkileyici yapı Malaga Katedrali'ni görmenizi tavsiye ederim. Katedraller ibadet etmektense ziyaretçilerin para ödeyip gezmesi için yapılmış gibi Endülüs'te ya da günümüzde böylesi turistik yapılara dönüşmüş. Malaga Katedrali'ne 5 € ödeyip girdikten sonra kulesine çıkmak isterseniz bir 10 € daha ödemeniz gerekiyor. 1500'lerde başlayıp 200 yılı aşkın bir sürede bitirildiği için her kısmı farklı bir mimari tarza sahip bu katedralin özellikle iç sütunlarla çevrili altarı görülmeye değer bir kısım.

Taze meyve sebze ve envai çeşit et almak için Atarazanaz Pazarı'na gidebilirsiniz. Calle de las Atarazanas'ta yer alan bu kapalı pazarın mimarisi de ilgi çekici.

Yemek, Flamenko ve Hamam

Malaga merkezdeki sokaklarda dolaşıp lezzetli dondurmalarından yemeyi unutmayın. Kimi dondurmacılarda uzun kuyruklar da oluyor. Egzotik meyveler, Baileysli ya da şaraplı dondurma gibi daha önce tatmadığım lezzetler çok hoşuma gitti. Ayrıca El Pimpi meşhur restoranlarından biri orada yemek yemek ya da Vino Mio'da Flamenko izlemek de akşamlarınızı renklendirecek etkinlikler arasında. Vino Mio'ya önceden internet sitesinden rezervasyon yaptırmazsanız yer bulamayabilirsiniz haberiniz olsun.

Müslüman kültürünün önemli öğelerinden biri hamam kültürü de Malaga'da devam ediyor. Hammam Al Andalus gibi mekanlarda hem yıkanabilir hem de masaj yaptırabilirsiniz.

Yemek için bir diğer seçenek de tapasları yanında vejetaryen seçenekleri de bolca olan La Plaza. Plaza de la Merced'in etrafında sıralanan restoranlardan biri olan La Plaza'da WiFi da bulunuyor.

Endülüs'ün gülü Granada bir sonraki güzergahımız...

Fotoğraf Listesi:

1- Şehir merkezindeki sokaklar yazın insan kaynıyor
2- Merkezdeki parkın az üstünde palmiyeler
3- Malaga'da boğa güreşleri izlenebilen arena ve sağ üst tarafında deniz kenarındaki yürüyüş yolu.

Önerilen Sayfalar:
- İspanya'dan Portekiz'e uzanın: Lizbon - Fado'nun büyüsü
- İspanya'nın en keyiflisi: Barcelona'da Gaudi'nin Peşinde Gezmek...
- Güneyde Fas dolu dolu: Pembe Marakeş'te İki Gün
- Picasso Müzesi isteyenler: Paris'te İki Günde Ne Yedim?
- Barcelona'dan Madrid'e yataklı tren: Yataklı Trende Yolculuk








14 Kasım 2011 Pazartesi

Barcelona'da Gaudi'nin Peşinde Gezmek...


Gezi planlarımın hep üst sıralarında yer alırdı Barcelona. Hem gelişmiş şehirlerin kozmopolitliği hem de bir Akdeniz sıcaklığı... İşte 3 saat 10 dakika süren bir yolculuktan sonra indiğimiz Barcelona'da heyecanlı olmamın en önemli nedeni buydu.


Biraz yolu uzatıp trenle ulaştık şehir merkezine. Universitate durağı hostelimize biraz uzakmış. İlk 3 günümüz için 'Hostel Barcelona City Center'da odamız hazır sonrası Allah Kerim. Balmes No:60'a gelince bize yakın olan istasyonun Pasaige de Garcia olduğunu anlıyoruz. Penceresi olmayan ama klimalı, sıcak sulu, banyolu odamızdan fazlasıyla memnunuz: Bizi içeride durmaktan ziyade dışarı çıkmaya teşvik ediyor ama geceleri yorgun argın odamıza geldiğimizde de istediğimiz tüm rahatlığı sağlıyor. 3 gece için de 150 avroluk fiyat gayet uygun.


İlk işimiz bir harita edinmek. Metro sistemini, durakları, şehrin karmaşıklığını anlamamız biraz zaman alıyor. İlk günümüzde boş boş geziyoruz Barcelona sokaklarında ve şehrin havasına alışıyoruz, Barcelona'yı Bartelona diye telaffuz etmeyi öğreniyoruz, "La Rambla da bizim İstiklal Caddesi'nin kötü bir kopyasına benzemiyor mu?" geyiği yapıyoruz... Ertesi güne dinç bir şekilde başlamak için enerji depoluyoruz.


Ve sabah uyanır uyanmaz başlıyoruz Barcelona'yı keşfetmeye. Barcelona demenin Gaudi demek olduğunu anlıyoruz ve hemen Sagra da Familia'ya gidiyoruz. İnşaatı halen devam eden ve muhtemelen 2083 yılında tamamlanacak olan bu son büyük tapınağın ihtişamı büyülüyor ikimizi de. 20 dakika asansör kuyruğunda bekleyip yukarı çıkıyoruz. kulelerden inmek başımı döndürüyor; onlar ne biçim merdivenler öyle. Yıllar sonra Hasankeyf'te de hissedeceğim aynı duyguyu.


İkinci durağımız masallardan fırlamış gibi duran Casa Battlo. 16 avroluk ücretiyle girişi en pahalı yer burası. Sagra da Familia'ya bile 11 avro ödemiştik. Her noktasına önem vererek yaptığı bu bina da gözümüzü doyuruyor. Casa Mila'nın önünden geçiyoruz sadece, vaktimiz yetmeyecek gibi sanki. La Rambla'yı, sahil şeridini, Barri Gotic kısmındaki katedral ve diğer önemli binaları geziyoruz. Şehrin üst kısmı yarına kaldı. Akşam 'Opera y Flamenco' isimli gösteriye bilet alıyoruz 30 avroya ama çok beğendiğimizi söyleyemeyeceğim. Gösterinin hemen arkasından kütük gibi sızıyorum hostelde.



Sabah bu sefer Eixample kısmını dolaşıyoruz. Dost Yayınları'nın Türkçe'ye kazandırdığı BArcelona şehir rehberinden çok memnunuz, rehberdeki gezi rotaları çok hoşumuza gidiyor. Birbirinden ilginç sokaklar, dükkanlar, yapılar arasında daha bir hayran kalıyoruz Barcelona'ya.

Yemeklere gelecek olursak: Öncelikle Paella en hayran kaldığım yemek oluyor. Pirincin bu safranla pişirilmiş ve içine deniz mahsulleri katılmış hali göze de çok hitap ediyor (deniz mahsulleri dışında da seçenekleri var). Sangria'yı soğuk içmek güzel, tapaslar nedense benim damak tadıma pek uymuyor.


Sabah kahvaltısı için gittiğimiz "Il Cafe del Francesca" daki tatlılar çok lezzetli.


3 gecenin ardından hemen yeni bir hostel buluyoruz kendimize çünkü hostelimizde boş yer yok. "Plaça de Goya" isimli hostelimiz yürüme mesafesinde. Balkonu ve kasası olan odamız gayet güzel ama minibar biraz fazla kaçmış odaya.


Şehrin dışına doğru yollanmaya başlıyoruz: "Parc del Laberint d'Horta" isimli parkı keşke çocukken ziyaret etseydim eminim o yüksek çalılarla ayrılmış olan duvarlar arasında çok eğlenirdim. 20'lerimin sonlarında ziyaret etmem eğlenmeme engel mi? Tabii ki hayır!


Ardından Gaudi'nin yaptığı Park Güell'e gidiyoruz. Metrodan inince biraz tırmanmamız gerekiyor ama sokaklardaki yürüyen merdivenler bu tırmanışta çok işimize yarıyor. Ucuz kitaplar satan Happy Books'tan 10 avroya aldığım Gaudi kitabı zaman geçtikçe daha ağırlaşıyor sanki... Park Güell de güzel bir park. Belki şehir merkezindeki yerleri gezmeye başlamadan önce bu parklardan başlansa daha mı güzel olur? 4 günlük metro bileti alırsanız buralara da rahatça gelebiliyorsunuz.


İstanbul'da yıllar önce gezdiğim Picasso sergisinin ardından Barcelona'da Picasso Müzesi görmek çok etkileyici bir deneyim oldu benim için. Picasso'yu anlatan kitaplarda görüp özellikle hayran kaldığım First Communion, ve Bilim ve Umut tablolarını burada bulabilirsiniz. Mavi Dönemine kadar olan zaman dilimindeki tablolar Barcelona'da sonrası için Paris'teki Picasso Müzesi tavsiye ediliyor ama 2010'daki Paris gezimde ne yazık ki 2012'ye kadar kapalı olduğu gerçeğiyle karşılaşacağım bu müzenin...


Bir diğer müzemiz Çikolata Müzesi çok da ilginç gelmiyor bize.


"Crema Catalanya" merak ettiğim tatlılardan bir tanesi. Fransız tatlısı Creme Brule'nin Katalan versiyonu. Orijinali kadar başarılı değil ne yazık ki.


5 gecenin ardından hayran, mutlu, mesut bir şekilde ayrılıyoruz Barcelona'dan. Bir sonraki durağımız Madrid. Air Europa'dan bulduğumuz 72 avroluk biletlerle son kez havadan bakıp ayrılıyoruz Barcelona'dan...


Fotoğraf Listesi:


1- Sagra da Familia

2- Kuleden inerken Sagra da Familia'nın diğer kuleleri
3- Casa Battlo
4- Labirent Parkı
5- Labirenk Parkında şımarırken :)

Önerilen Sayfalar:


- Malaga

- Granada ve Al Hamra Sarayı - Avrupa'nın Batısında İslam Şaheseri 
Brüksel ve Art Nouveau
Lizbon - Fado'nun büyüsü

dinceryazici79@gmail.com