22 Ağustos 2010 Pazar

Meke Gölü ve Konya'nın Obrukları

Sadece bir günüm var Konya'da geçirilecek. Bu bir günü de şehir merkezine 100-110 km uzaklıktaki Meke Gölü'nü görerek geçirmek niyetindeyim. Yıllardır merak ettiğim Meke Gölü'yle ilgili son dönemde duyduklarım ne yazık ki çok iç açıcı değildi. Kurumaya yüz tuttuğundan eski güzelliğinden eser kalmadığından bahsediliyordu hep. Haksız da değilmiş anlatanlar...

Gölün içinde bir tepe ve tepenin üstünde bir krater gölü daha. İnternette araştırdığınızda gördüğünüz manzara süper aslında ama sorun şu ki hersi havadan çekilmiş bu fotoğraflardaki açıyla göle bakmak için bir pilot arkadaşınızı kandırıp küçük bi Cessna 172'yle gölün üstünde uçmaya razı etmeniz lazım :)


1 saati geçen yolculuğumuz sonunda gördüğümüz manzara kurumuş bir göl yatağıydı. 5-10 santimetre kalınlığındaki son su tabakası vişne suyu rengindeydi ve kurumuş göl yatağı tuz gölü gibi tuz tabakasıyla kaplıydı. Ne yazık ki yukarıdaki krater gölüne çıkmayı deneyemedim bile. Belki baharda gelinse ya da yoğun yağışlardan sonra, göl eskisi gibi canlanmış olur. 2010 Ağustos ayı itibariyle etrafta gördüğümüz bunlardan ve bir de etrafta dolaşan tilkiden ibaretti.


Karapınar ilçesindeki Meke Gölü kadar ilgimi çeken bir şey de sürekli haberlerde gördüğüm obruklardı. Halka göre çok fazla yeraltı suyu çekilmesinden başka bazı kaynaklara göre yıllarca yeraltı sularının kireç tabakasını aşındırmasından oluşan obruklardan Karapınar ilçesi sınırlarında 10-15 tane örnek varmış. En bilineni ve yol üstünde olanı mısır tarlası içindeki "Yarımoğlu Obruku". Meke Gölü dönüşü Karapınar çıkışında Alpet Petrol İstasyonunun 1-1.5 km Batısında küçük bir tabelanın gösterdiği sapaktan 20-30 metre gidince karşınıza çıkan obruk rüyalarınıza girecek kadar korkutucu. Etrafı tellerle çevrilmiş olsa da içinizdeki merak duygusu sizi kısa sürede tellerin iç tarafına yönlendiriyor. Ama çok yaklaşırsanız bastığınız toprağın sizi obruğun içine sürükleyeceğinin de farkındasınız. Çapı 15-20 metreyi bulan obruğun derinliği de en az bu kadar. (Dibindeki su tabakasını görmek için kenarlara çok yaklaşmamız gerekti ama sornaki 3 gece boyunca rüyamda obruklarla dolu arazilerde içlerine yuvarlanmadan yürümek için didindim durdum - uyarmadı demeyin).


Konya deyince insanın aklına ilk olarak ne obrukalr ne de Meke Gölü geliyor ama konuyla ilgili biraz araştırma yapınca sırf bunları görmek için Konya'yı ziyaret etmek mantıkdışı gelmiyor insana. Vaktiniz varsa Mevlana Müzesi'ni de ziyaret edebilir ve etrafındaki lokantalarda yöresel yemekleri (Mevlana Pidesi ve Tandır ayrıca peynir yerine kaymakla yapılan höşmerim tatlısı en meşhurlarından) tadabilirsiniz.


dinceryazici79@gmail.com


Fotoğraf Listesi:


1- Meke Gölü

2- Göl zeminindeki tuzlar bu fotoğrafta belli oluyor
3- Yarımoğlu Obruku
4- Obruk yuvarlağa yakın bir şekilde oluşmuş.

Önerilen Sayfalar:


- Meke Gölü'ne benzer bir Pembe Göl de Senagal'in başkenti Dakar yakınlarında var: Dakar'da Ngor Adası, Pembe Göl ve Afrika'nın Rönesansı Anıtı

- Bir başka göl de dünyanın en tuzlu gölü olan Lut Gölü: Koştura Koştura Ürdün
- Bir tane de Karadeniz Bölgesinden: Trabzon Uzungöl
- Avrupa'nın en büyük yeraltı gölü Seegrotte: Viyana ve Modling'deki Seegrotte

15 Temmuz 2010 Perşembe

Bursa'da Huzur

Ben tatil deyince koşturmacayı, hiç durmadan gezmeyi, tatil bitiminde öncesinden daha yorgun olmayı tercih edenlerdenim. Bilimum sportif aktiviteler, görülmedik yer kalmamacasına yürüyerek geçen saatler, saatlerce içerek ve dans ederek geçirilen geceler... Tatil sırasında bu koşturmacadan sıyrılabildiğim ender yerlerden birisidir Bursa. Başka hiç bir yer bana böylesine huzur dolu bir tatil sunmuyor. Size anlatacağım Bursa, Ahmet Hamdi Tanpınar'a zamanı sorgulatan Bursa. Bu gezi boyunca yanınıza okumak için Tanpınar'ın Beş Şehir'ini ve Sait Faik'in öykülerini almanızı tavsiye ederim. Gezi sırasındaki playlistinizde de mutlaka Zeki Müren'e yer verin. Bol bol oturup çayınızı, kahvenizi içeceğiniz şehrin ahengine dalıp saatlerinizi geçireceğiniz bir geziye başlıyoruz. Burda size güzergahları, ziyaret edilecek mekanları anlatırken bu mekanlarla ilgili detaylı bilgi vermektense huzur dolu ortamlarda bulunma zevkini anlatmayı tercih ettim. Yeri geldikçe de ilginizi çekecek linkler de verdim ki daha fazla bilgi arayanlar da mutlu olsun.

Bursa'da yapılacak bir geziye merkezden başlamak bana en doğrusu gibi geliyor. Ulucami'yi şehrin merkezi alırsak bu merkezden başlayıp kıyılara doğru yayılabiliriz. Dini inancınız ya da dinle bağınız her ne olursa olsun Bursa'daki İslami mimari sizi mistik zamanlara götürecek kadar başarılı örneklere sahiptir. Bunlardan ilki ve en görkemlisidir Ulu Cami. Camiinin en ilginç yönlerinden biri ortasında bulunan çeşmedir. Cami'nin içinde oturup o mistik havayı teneffüs ederek Bursa'nın ruhuna doğru olan yolculuğunuza başlayabilirsiniz. Ulucamii'nin ardından önce Tophane'ye uğrayıp Orhan Gazi ve Osman Gazi'nin türbelerini, Saat kulesini ve Bursa Ovası'nın alabildiğine uzandığı manzarasını seyre koyulabilirsiniz. Tophane, çay molası için uygun bir yerdir hele ki panaromik Bursa manzarasını sevdiyseniz. Ama mola vermeyi Kapalı Çarşıda kaybolacağınız bir yürüyüşün ardına da bırakabilirsiniz. Kapalı Çarşının labirent gibi içiçe geçmiş koridorları boyunca uzanan dükkanlarının ardından kendinizi Koza Han'ın bahçesine atmalısınız. Burada ister Türk kahvesi için ister Uludağ Gazoz... İkisi de Koza Han'da bir başka tatlı geliyor insana. Eğer acıktıysanız size tavsiyem İskender Kebap'la karnınızı doyurmanız. Bunun için size önerebileceğim 3 mekan var. İskender ismi patentli bir isim olduğu için bu ismi 2 farklı dükkanın kullanmaya hakkı var. Biri kebabın mucidi Mehmet İskender'in soyunu devam ettiren Kebapçı İskender(1), diğeri de Cevat İskenderoğlu'nun varislerinin açtığı İskender(2). Bu iki mekan dışında bu işi iyi yaptığına inanılan üçüncü kebapçı da Uludağ Kebap'tır(3). Heykel'de olan ilk ikisinin aksine Uludağ Kebap kendisine Santral Garajı mekan tutmuştur. Benim favorimi soracak olursanız ikincisi derim. Masaların üstünde cam sürahilerde su ikram edilen, eski havasını koruyan bu mekan Tayyare Kültür Merkezi'nin hemen yanındadır. Kebapçı İskender'i de Sönmez İş Sarayı'nın hemen arkasındaki tarihi mekanında bulabilirsiniz. İskender Kebap yiyecek kadar aç olmayanlar Bursa'ya has Cantık yiyebilirler. Genellikle mevlütlerde dağıtılan küçük bir pide çeşidi olan cantığı en güzel kıyıda köşede kalmış esnaf pide salonları yapar. Eskiden sadece kıymalısı bulunurdu cantığın şimdi kaşarlısı kuşbaşılısı da bulunuyor.

Yemekten sonra çay ya da kahve içecek bir yer arıyorsanız Setbaşı'na doğru yürüyüşe devam etmelisiniz. Setbaşı Deresi'nin yanındaki tarihi Mahfel Cafe'de verilecek mola sırasında keşke elinizde Bursalı bir yazarın kaleme aldığı "Mahfelden İnsan Manzaraları" kitabı olsa da zamanında buralarda yaşamış çoğu Mahfel'in müdavimi olan Bursalıları tanıma şansınız olsa... Çay molasının ardından rotamız Yeşil'e doğru devam ediyor. Önce Setbaşı Köprüsü'nden bakınca aşağı tarafta görülen Irgandı Köprüsünden geçer ardından Yeşil Camii ve Yeşil Türbe'ye doğru yürümeye devam edebilirsiniz. Yeşil Camii'nin girişindeki yeşil mozaiklere özellikle dikkat edin. Dünyanın en güzel yeşil tonlarından biridir o mozaikler.

Gezinin bu aşamasına kadar mola vermek konusunda pek hevesli davranmamış olanlar Yeşil'deki Yüce Hünkar'da çay molası verebilirler. Burasının manzarası Bursa'nın doğu yakasına bakar.

Camii ve Türbe görmeye doymamışsanız eğer daha fazlası için yola devam edip Emir Sultan'a uzanmalısınız. Zamanında yerlere döşenen ama şimdilerde kaybolmaya yüz tutan mavi ışıklar ve ok ucu şeklindeki kaldırım döşemeleri de size yolunuzu bulmak konusunda yardımcı olacaktır. Emir Sultan'ın ardından yolunuzu Yıldırım Külliyesine doğru aşağıya doğru çevirebilirsiniz. Aşağıya inmenin en kolay yolu Emir Sultan Mezarlığının arasındaki yoldan inmektir. İsteyenler bu mezarlıkta Zeki Müren'in mezarını arayıp bulabilirler. Yıldırım Külliyesi ardından taksiye, otobüse ya da bulabilirseniz Bursa'ya has taksi-dolmuşlara atlayıp Heykel'e geri dönün. Bursa Kent Müzesi, Atatürk Heykeli'nin hemen ardındadır (4). Bursa'yla ilgili envai çeşit bilgiyi çok güzel görseller ve yöresel ürünlerle sunan müze, müze gezmeyi sevmeyenleri bile cezbededebilecek bir anlayışla hayata geçirilmistir. Müzede Zeki Müren ve Müzeyyen Senar şarkıları çalan kiosklardan istediğiniz şarkıyı seçmeyi unutmayın.

Karnınızı doyurmak için Bursa'ya has bir seçenek de Meşhur Kayhan Pideli köftesidir. Kayhan'da bir çok yerde yiyebileceğiniz bu kebabın iskender'den farkı dönerin yerini köftenin alması ve daha bol soslu olmasıdır. Bir sonraki gğzergahımız Heykel'den devam edip Tophane'nin hemen alt tarafından Altıparmak boyunca uzanan yürüyüş yoluyla Muradiyeye kadar gitmek, Kültürpark'a girip dolaşmak ve ardından Kültürpark'ın batıdaki çıkışından Yeni Kaplıca'ya geçmek (5). Bu kaplıcanın kadınlar için olan kısmının adı Kaynarca'dır. Hijyen konusunda çok hassas olanlar Yeni Kaplıca yerine Eski Kaplıca'ya gidebilir (6). Çekirge meydanındaki, Kervansaray Otelleri'nin işlettiği Eski Kaplıca'nın giriş ücreti Yeni Kaplıca'nın iki misli ya da biraz daha fazlasıdır. Yeni Kaplıcanın yapılış tarihi 1555'e kadar uzanmaktadır. Eski Kaplıca ise 1200'lere kadar uzanan Bizans yapısı bir kaplıcanın kalıntıları üstüne kurulmuş Yeni Kaplıcaya nazaran tarihi çok daha eskilere uzanan bir yapıdır. Kaplıca keyfinin ardından güzel bir uyku sizi ertesi güne hazır hale getirecektir.

İkinci gün güne Hüdavendigar Camii'nin bahçesinde kahvaltı yaparak başlayabilirsiniz. Simitinizi yanınızda getirmeyi unutmayın ama. Bu bahçede yapılacak kahvaltının ardından otobüsle İnkaya Çınarına çıkabilir yüzlerce yıllık meşhur çınarın gölgesinde vakit geçirebilirsiniz. Dönüşte otobüsten Çekirge meydanında inerseniz yürüye yürüye Karagöz ve Hacivat heykelini, ardından yolunuzu Muradiyeye doğru çevirip Muradiye Külliyesini görebilirsiniz. Altıparmak'a ulaşınca Arap Şükrü sokağından geçip akşam balık yiyip içkinizi içebileceğiniz bir mekanı gözünüze kestirebilirsiniz. Bu arada Bursa'nın hala kullanımda olan tek sinagogun yanından geçeceğinizi de unutmayın. Hamamın hemen yanındaki beyaz bina sinogogdur.

Kitap ve sahaf meraklıları Sönmez İş Sarayı'nın en alt katında, eski eşya meraklıları Kayhan Çarşı'sında dolaşabilir, karnı acıkanlar meşhur Çiçek Izgara'da mola verebilirler. Tarihi Bursa surları ilginizi çekiyorsa Tophanenin arka sokaklarında kaybolacağınız bir geziyle hem eski surları hem de Pınarbaşı Parkı'nı bulabilirsiniz. Zamanında panayırlar düzenlenen bu park şimdilerde sessiz sakin yapısıyla huzurlu bir öğleden sonrası geçirmek isteyenlerin çayını kahvesini içebileceği bir yere dönüşmüştür. Bu arada tatlıseverler şehrin herhangi bir yerinde görebilecekleri Kafkas Pastanelerinden kestane şekeri ya da kestaneyle yapılan envai çeşit çikolatalı tatlılardan birini almayı unutmasınlar. Kestaneyle yapılan daha hafif bir tatlı isteyenler Nalbantoğlu'nun Postane tarafındaki girişine yakın yer alan Ülkü Pastanesinin kestaneli çöreklerini deneyebilirler. Tatlı hamur içine konmuş kestane ezmesinden yapılan bu tatlıları Koza Han'da Uludağ Gazoz eşliğinde yemek de çok lezzetli oluyor. Dönüşte Setbaşına doğru Bursanın yeni restore edilmiş kilisesini de görebilirsiniz.

Eğer Dolunay zamanındaysanız ve bulutsuz bir hava varsa Tophane'de Uludağ'ın zirvesini görebilen bir noktada yerinizi alın. Uludağ'ın zirvesinden dolunayın doğuşu büyüleyici bir görüntüdür. Haziran Temmuz aylarındaysanız Uluslararası Bursa Festivali'nde dünyaca ünlü yıldızların konserlerine denk gelebileceğinizi aklınızdan çıkarmayın. Kültürpark içindeki Açık Hava Tiyatrosunda sizi güzel bir etkinlik bekliyor olabilir.

Şehrin dışına doğru taşma düşüncesi olanlar için şehrin batısındaki Apolyont Gölü'ne uğramalarını tavsiye ederim. Gölün bitişiğindeki Gölyazı Köyü'nde her sene sanat festivali de düzenleniyor. Eğer Ankara tarafına devam edecekseniz İnegöl yolu üzerinde sol taraftaki Barakfakih Köyü'ne sapıp kasaptan kendi seçtiğiniz etleri, sucukları ve köfteleri hemen sizin için pişirip servis yapan köy lokantasında güzel bir yemek yiyebilirsiniz. Ya da İnegöl'e kadar sabrederseniz Besler Köftecisinde İnegöl Köftesinin en güzel örneklerinden birini tadabilir üstüne de tahinli kadayıf yiyebilirsiniz (7).

Vaktiniz varsa Bursa'da yapılacaklar listesine Cumalıkızık'ı ziyaret edip köyde dolaşmak ve gözleme yemek de eklenebilir. Ya da teleferikle Uludağ'a çıkabilirsiniz. Oylat'a gidip meşhur kaplıcalarında yıkanabilir temiz havası ve güzel doğasının tadını çıkarabilirsiniz. Keza Oylat yolundaki Türkiye'nin en büyük mağaralarından birini ziyaret edebilirsiniz. İznik'e uzanıp tarihi yapılarını görebilir göl kenarında oturabilirsiniz.

Bursa'da huzur turuna bunlar dışında da eklenebilecek bir çok şey çıkacaktır mutlaka, ya da siz geziniz sırasında bunların dışında bir çok şey keşfedebilirsiniz. Coğu kar değil bunun tabii... Önemli olan o huzuru hissetmek ve orada zamandan uzaklaşmak.

Şimdiden huzur dolu geziler dilerim...

Önerilen Sayfalar:

İznik ve Yenişehir - Irgandı Köprüsü'nü İtalya'daki çarşılı köprülerle karşılaştıran Çarşılı Köprüler yazısı da ilginizi çekebilir.
- Gölyazı Köyü'nden de bahseden Üç Eki Rum Köyü yazısına da göz atmanızı öneririm.

Bahsi geçen mekanların Linkleri:

(1) http://www.kebapciiskender.com.tr/
(2) http://www.iskender.com.tr/
(3) http://www.uludagkebapcisi.biz/
(4) http://www.bursakentmuzesi.gov.tr/
(5) http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=8170053
(6) http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=10441449
(7) http://www.inegolkoftesi.com/tr/index.html

her türlü sorunuz için: dinceryazici79@gmail.com

9 Haziran 2010 Çarşamba

Kaz Dağlarının Eteklerinde...



Nisan 2010. Ne kadar şort giyip dışarı çıksam da değil yaz, bahar bile gelmiyor bir türlü. Bu sene çok uzadı soğuklar... Sonunda 3 günlük bir boş günüm oldu ve baharı saklandığı yerden gidip getirme görevini üstlendim. Babamla arabaya atladık ve Kaz Dağları'na doğru yola çıktık Bursa'dan. Kaz Dağları'nı keşfe çıkmak deyince aklımda dağlarda gezmek, dağ köylerinde konaklamak gibi fikirler vardı ancak Kaz Dağları milli park statüsünde olduğu için sadece eteklerindeki köylerde konaklanabilen bir yermiş. Yaz aylarında rehberler eşliğinde milli park içinde gezmeye izin veriliyormuş ama bizim böyle bir şansımız olmadı. Kaz Dağları'nı son yıllarda siyanürle altın çıkartma faaliyetleri nedeniyle çok sık duyuyordum. Köylerin hepsinde altın madenine karşı halkın tepkisini gösteren afişler vardı. Bu doğaya zarar verecek madenleri işletmeye kalkmak gidip gördükten sonra daha da saçma geldi bana.


Çarşamba sabahı yağmurlu bir günde çıktık Bursa'dan. Edremit'e kadar yağmur devam etti. Bahar daha görünürlerde yoktu. Edremit ve Akçay'da mola vererek ilk hedeflerimizden biri olan Güre'ye ulaştık. Kaplıca seven biri olarak Güre'nin kaplıcalarını görmek istiyordum ancak buradaki kaplıcalar benim pek ilgimi çekmedi. Bursa'da havuzu olan kaplıcalara alışmışım...

Bir sonraki uğradığımız köy Tahtakuşlar Köyü oldu. Tahtakuşlar, Türkiye'nin ilk ve tek köy müzesine ev sahipliği yapıyor. Yöresel ürünler ve kıyafetlerin yanı sıra devasa su kaplumbağası mumyası da ilginçti. Hele ki köyde böyle bir müze olması daha da şaşırtıyor insanı.

Çamlıbel Köyü Tahtakuşlar'a 700 metre uzaklıkta. Gece konaklamak için Tuncel Kurtiz'in işlettiği Zeytinbağı Butik Oteli'nin düşünmüştük. Otel güzel bir oteldi ama ücretleri biraz yüksek gelince başka seçeneklere de bakmaya karar verdik. Geceye çok vardı ne de olsa. Bir sonraki ziyaretimizi Adatepe Köyü'ne yaptık. Bütün bu gezi boyunca beni en çok etkileyen yer Adatepe Köyü oldu. Zamanında bir Rum köyü olan Adatepe su kaynaklarının kıtlığı nedeniyle mübadele sonrası yerleşen yerliler tarafından da terk edilince ıssız bir köye dönüşmüş. Tamamı taş evlerden oluşan köy boş geçen yıllarının ardından İstanbul'dan gelen bir kaç kişi tarafından keşfedilince boş evler birer ikişer el değiştirmeye başlamış. Teker teker restore edilen evlerin kimisinde ev sahipleri konaklıyor, kimileri de pansiyon, resim atelyesi gibi değişik amaçlarla kullanılıyor. Bu gece konaklayacağımız yeri bulmuştuk sonunda. Hava daha yeterince sıcak da değildi ama belki yarın baharı buralarda bulabilirdik.

Yine de hemen yerleşmeyip bir de Yeşilyurt Köyü'ne gittik. İnternetten yaptığım aramalar sonucu oluşturduğum listede bu köy de vardı. Yeşilyurt Köyü'ndeki evler Adatepe'dekilerle karşılaştırılırsa mimari bazı farklılıklar vardı. Konak tarzında evler daha çok. Yeşilyurt Köyü de güzeldi ama ben Adatepe'nin büyüsünden kurtulamadığım için fikrimizi değiştirmedik. Adatepe Pansiyon'u arayıp oda ayırttık.

Buralara kadar gelmişken Assos'a da uğramaya karar verdik. Öğleden sonra Behramkale'deydik. Yolumuzun üstünde Kadırga Koyu mutlaka uğranması gereken güzel bir plaja sahip. Assos'ta Apollon Tapınağı'ndan Ege manzarası çok güzeldi. Assos'ta tarihi kalıntıları dolaşıp ardından kahvedeki taş masalarda sakızlı Türk kahvelerimizi içip indik aşağıya. Ayvacık üzerinden yaptık dönüşü.

Karanlık çökerken vardık Adatepe'ye. Adatepe de pansiyon da boş. Akşam yemeği yiyebileceğimiz en yakın yer Küçükkuyu'da. Yemeğin ardından odamıza çıktığımızda kaloriferler çalıştığı için sıcaktı odamız. Sabaha karşı sönen kaloriferden dolayı biraz üşüdük ama yine de erken saatte güne böyle bir yerde başlamak herşeye değer. Adatepe sokaklarında biraz dolaşıp Zeus Altarı'na doğru yürümeye başladık. Mezarlığı geçtikten sonra sağa doğru sapan yoldan 400-500 metre yürüyünce karşımıza çıktı Zeus Altarı. Kayanın üstündeki sunaktan manzara alabildiğine uzanıyor karşımızda. Büyüleyici bir görüntü...

İkinci gece Zeytinbağı Oteli'nde konaklamaya karar veriyoruz. Ama önce Cunda'ya uzanıyoruz. Yıllar var Cunda'ya gitmeyeli... Sahilinde çaylarımızı içip ara sokaklarına dalıyoruz hemen. Bir dahaki sefere Cunda'da restore edilmekte olan kilisenin bahçesindeki pansiyonda kalmaya karar verip ayrılıyoruz Cunda'dan.

Dönüşte Hasan Boğuldu'ya ve Sütüven Şelalesine uğruyoruz. Sütüven Şelalesi'nden yürüyerek 200-300 metrelik bir mesafeyle ulaşılıyor Hasanboğuldu'ya. Nehir sularının oluşturduğu küçük bi gölet. Suyu buz gibi... Bahar daha buralara da gelmemiş.

Akşam yemeğimizi Zeytinbağı Otel'in bahçesinde yemeye başlıyoruz ama soğuk içimize işleyince içeride devam ediyoruz. Bütün köylerin ortak özelliği dağın eteklerinde kendilerini gizlemeleri, aşağıdan görülmemeleri ama güzel bir manzaraya sahip olmaları. Akşam köy kahvesinde çaylarımızı içip çok geçe kalmadan yatıyoruz.

Dönüş yolumuz çok uzun. Çanakkale üzerinden Tekirdağ oradan İstanbul. Sabah 8 de kahvaltımızı bitirip yola çıkıyoruz. İstanbul'a gelmeden Kıyıköy'e uğrama niyetimiz var. Kıyıköy'e ulaştığımızda saat 3'ü geçiyor. Rumelifeneri'ne çok benziyor Kıyıköy. Yani keyifli arkadaşlarla gelinince iyi vakit geçirebileceğiniz ama keyif işini köyün kendisine bırakırsanız hayal kırıklığına uğrayabileceğiniz bir yer. Fenerin yanında Karadeniz'e karşı balıklarımızı yerken Ege ve Marmara'dan sonra bugünkü üçüncü denizimizi gördüğümüzü fark ediyoruz. Akşam İstanbul'a vardığımızda turşumuz çıkmış durumda. Sanırım dönüşteki Trakya kısmı biraz fazla geldi. Kaz Dağları ve Adatepe hayalleriyle uykuya dalıyorum. Ve tabii hala bulamadığım baharın da...

Kaz Dağları'nı keşfe çıkacaklara öneriler:

* Altınızda araba ya da motorlu bir araç olmadan Kaz Dağları'nı keşfe çıkmak işinizi çok zorlaştırabilir. Ulaşım olayını iyice araştırmadan bu geziye çıkmayın. Turlarla tatile çıkmak ilginizi çekiyorsa bu da bir seçenek olarak değerlendirilebilir.

* Dolu sezonda değilseniz kalacağınız yerler konaklamada indirim yapacaklardır. Yine de yemek olayını netleştirmeyi unutmayın.

* Gitmişken bal, zeytinyağı, nar ekşisi ve bilimum gıda maddesi almadan gelmeyin. Cunda'da zeytin kolonyası ve sakız reçeli bulunabileceği gibi sakızlı Türk kahvesi de bulabilirsiniz.

Fotoğraflar:

1-Adatepe Köyü
2-Tahtakuşlar Köy Müzesi
3-Adatepe Köyü
4-Assos'ta Ege Denizi
5-Zeus Altarı'ndan Ege Denizi
6-Cunda sahilinde çay bahçesi
7-Kıyıköy

dinceryazici79@gmail.com

Önerilen Sayfalar:

- Adatepe Köyü'ne bir kez daha uğradım: Üç Eski Rum Köyü...
- Biraz daha Kuzey: Saros Körfezi
- Biraz daha Batı: Bozcaada'da kısa bir tatil
- Biraz daha Güney: İzmir'de Bir Gün
- Biraz daha Doğu: Frig Vadisi'ni Gezememe

7 Haziran 2010 Pazartesi

Phuket Gezisi

Tayland'a gitmek için nisan sonu mayıs başı aslında riskli bir tarihmiş ama bizim şansımıza muson yağmurlarına hiç bir gün yakalanmadık bu 8 günlük tatilimizde. Türklerden vize istemeyen ülkeler arasında Tayland en çok merak ettiklerimden biriydi. Phuket ve Bangkok'a gidenler buralarla ilgili çok güzel anılarını anlatıyorlardı hep. Ne yazık ki yıllık olağan darbe mevsimine denk geldiğimiz için Bangkok pek güvenli gelmedi bana o yüzden Phuket'le yetinmek zorunda kaldık. Ama Phuket bile tropikal güzellikleriyle tek başına gidilip görülecek bir yermiş.

30 Nisan 2010 gece yarısına doğru gittik Bangkok'a. 10 saat süren yol bizi yorsa da gece uçmak gündüz uçmaktan daha iyi oldu. Tayland'la Türkiye arasında 4 saat saat farkı olduğunu hemen belirteyim. Bangkok - Phuket arasında da 1 saat 15 dakikalık bir uçuş yaptık. Phuket'te Phuket Town denilen merkez ve Patong iki ana yerleşim yerini oluşturuyor. Phuket Town yerel halkın oturduğu ve turistler için çok da bir şey vaad etmeyen bir yer; plajı ve denizi yok. Patong ise sadece oteller, alışveriş yerleri ve restoranlardan oluşan büyük turistik kısım. Patong-Phuket Town arası motorsikletle yaklaşık 45 dakika sürüyor. İlk gece otelimizde kısa süre dinlenip hemen Bangla Road'a attık kendimizi. Patong'da gece hayatın kalbi Bangla Road'da atıyor. İstiklal Caddesi'nin daha az mağaza - daha çok bar olan küçük bir versiyonunu düşünün öyle bir yer Bangla Road. Gece hayatı genellikle birbirine benzeyen küçük pub'lar, go-go barlar (kızların striptiz yaptığı barlar) ve büyük gece kuluplerinden oluşuyor. Gece kulüplerinin en ünlüleri Tiger, Seduction ve Rock City. Özellikle Seduction son dönemde çok popülermiş.

Gündüzleri Phuket'te yapılabilecek en güzel şey ada turlarına çıkmak. Ama öncesinde vaktiniz varsa bir kaç gün Patong plajında takılmak da hem yol yorgunluğunuzu üstünüzden atar hem de güzel vakit geçirmenizi sağlar. Patong plajı hem enine hem boyuna alabildiğine uzanan bizim Patara'yı hatırlatan bir plaj. Plajda jet-ski, parasailing ve bilimum su aktivitesini uygun fiyata yapabilirsiniz. Ama sadece yüzmek ve güneşlenmek için de çok güzel bir denize sahip. Patong plaını güzel yapan öğelerden biri de plajla plajın arkasında uzanan evlerin arasına dikilmiş olan ağaçlar. Denizdeyken ve deniz kenarındayken sanki arkada bir şehir yokmuş da tropikal bir orman alabildiğine uzanıyormuş gibi görünüyor.


Patong'ta alışveriş yapmak için küçük küçük dükkanlardan oluşan pasajlara dalacaksanız çok dikkatli olun! Bu alışveris ve pazarlık ortamı sizi çok kısa bir sürede bunaltabilir. Bir süre sonra kendinizi üç kuruş için pazarlık yaparken bulabilirsiniz :) Genellikle satıcının ilk söylediği fiyatın %25'i en ideal fiyattır alışveriş için, bunu sakın aklınızdan çıkarmayın. Sadece yerel ürünler değil çakma markalı ürünler de her yerde satılmaktadır. Daha normal bir alışveriş ortamı için ise Jung Ceylon alışveriş merkezine gidebilirsiniz. Bu arada buralara kadar gelmişken mutlaka Thai Masajı da yaptırmalısınız.


Turlara çıkmak için her otelin resepsiyonu mutlaka size yardımcı olacak olsa da yollardaki tur standlarnda size çok daha uygun fiyatlar sunulacaktır, emin olabilirsiniz. Phuket'te günübirlik turları çok profesyonel bir şekilde yapıyorlar. Sizi belirttikleri saatte otelinizden alıp tur bitiminde otelinize kadar gotürüyorlar. Ayrıca tur sırasında çok az ekstra ücretle karşılaşıyorsunuz. Yollardaki tur standlarında ayrıca Fante Sea ve Simon Cabaret Showları'na da bilet bulabilirsiniz. Bana sorarsanız ikisi de çok sıkıcıydı (özellikle Simon Cabaret show demode şarkıların playback yapıldığı bi show) ama buraya kadar gelmişken görmek de isteyebilirsiniz. Geceleri Bangla Road'da ya da Patong Plajı'nda deniz kenarında içki içmenin tek alternatif aktivitesi bu showlar olsa gerek.


Motorsiklet kullanmayı biliyorsanız Phuket Adası'nda gezmek için hemen bir tane kiralamanızı tavsiye ediyorum. Fiyatları da çok uygun, günlüğü 250 baht'a güzel bir motorsiklet kiralayabilirsiniz. Phuket Town'a gidip yerel halkın yaşantısını ve bir kaç tarihi sokağı görebilirsiniz bu şekilde (en ünlüsü Soi Romanee). Motor kiralamak yerine otobüsle de gidebilirsiniz tabii Phuket Town'a. Ya da tuk-tuk'la. Tuk-tuk lafını yollarda yürürken öyle çok duyacaksınız ki en son şu meşhur tişörtlerden bir tane almak isteyeceksiniz: "I don't want your f*cking cloths, massage and tuk-tuk! Thank you!"


Ada turları içinde Phi Phi Adası'nı içerene mutlaka gitmelisiniz. Phuket deyince bütün tanıtım yazılarında bahsedilen "The Beach" filminin çekildiği kumsal aşırı kalabalık olsa da Phi Phi Adası ilginç bir ada. Biz tatilimizin 2-3 gününü bu adaa geçirmeyi planlıyorduk ancak adadaki oteller Patong'la kıyaslanınca daha pahalıydı. Ayrıca Phi Phi Adası'nda günümüzü nasıl geçiririz çok bilemediğimizden bu plandan vaz geçtik. Phi Phi Adası kadar ilginç başka bir ada da yine aynı turda uğranan Nakha Noi Adası'ydı. Yaklaşık 1 dönüm kadar olan bu küçük adanın yarısı kaya, yarısı plajdan oluşuyor. Yaşam yok sadece turistik eşya satılan bir kaç bungalov ve denize sıfır şezlonglar var.

Ada turları sırasında yapılacak en güzel aktivite şnorkelle mercan kayalarının üzerinde yüzmek. Bunu en güzel Raya Adası'nda yapabilirsiniz. Powerboat'la durulan koyların yanı sıra gezide dağıtılan şnorkellerinizi plaja çıkarıp plaj boyunca yüzerek de rengarenk balıkları ve mercan kayalarını izleyebilirsiniz. Phuket denilince aklımda en çok yer eden sahne mercan kayalıklarının arasında yüzen rengarenk balımların görüntüsü oldu. Sanki devasa bir akvaryumda yüzmek gibiydi...

Phuket'te deniz-güneş-kumsal üçlüsü dışında bir seçenek ararsanız gidebileceğiniz bir yer de her ne kadar Phuket Adası'nda olmasa da 2 saatlik bir yolculukla ulaşabileceğiniz Khao Sok Milli Parkı. Burada fil sırtında gezebilir yağmur ormanlarında yürüyüş yapıp gece nehirde kanoyla safariye çıkabilirsiniz. Geceleyin ormanın içinde bungalovda konaklamak da ilginç oluyor. Biz sokaklarda sadece kedi ve köpek görmeye alışmış insanlar olarak burada gördüğümüz maymunları, gibonları ve iguanaları da sıradan sokak hayvanları gibi normal görmeye başladık...


Bu saydıklarım bizim Phuket'te yaptıklarımız. Bunların dışında da gezilecek bir çok ada, ziyaret edilecek bir çok koy var elbette. Siz gidip görün tavsiyeleriniz olursa bir dahaki Phuket gezimde değerlendirmek üzere akıl defterime not edeyim...


Kısa Kısa Notlar:

Ayrıca Phuket'e gidecek olanlar şunları da aklından çıkarmazsa iyi olur:


* Tayland'a indiğiniz andan itibaren almaya başlayacağınız o koku Türkiye'nin doğusundaki her ülkede karşınıza çıkabilecek normal bir kokudur. Bir süre sonra burnunuz alışıyor, endişelenmeyin.


* Tayland'ın para birimi Baht. Yanınızda dolar götürürseniz rahatça Baht'a çevirebilir dönüşte de havaalanında Baht'larınızı çok cüzi bir komisyonlar yeniden dolara çevirebilirsiniz. Kabaca liraya çevirim de Baht'ı 20'ye bölerek oluyor. 100 baht = 5 tl.


* Kredi kartı Türkiye'deki gibi yaygın değil. Hemen her yerde de %3 komisyon ekliyorlar kredi kartıyla yapılan ödemelere. ATM'lerden para çekecek olursanız %10'dan fazla komisyon ücretiyle karşılaşabilirsiniz. O yüzden yanınızda dolar götürmekte fayda var.


* Her şeyi yiyemeyenler için yemek olayı biraz zor olabilir. Karides severler her gün karides yiyebilirler (gut olabilirsiniz dikkat! :) Ama çok lezzetli ve ucuz). Ayrıca Pad Thai isimli noddle yemekleri damak tadınıza uygun olabilir. Ben sevdim, tavsiye ederim. Balık ve tavukla yapılmış değişik yemekler de menülerde mevcut ama sipariş verdiğiniz tavuğun içinde ananas gorürseniz çok şaşırmayın. Subway, McDonald's ve Burger King de yaygın bir şekilde bulabileceğiniz fast food restoranları. Bakkal olarak da Family Markt ve 7Eleven'ları kullanabilirsiniz, hemen her köşe başında var bir tane.


* Kalacak yer olarak benim kaldığım Orange Hotel uygun fiyatlı ve temiz bir oteldi. 2 kişi konaklama 35-40 dolar civarında. Bangla Road'a 15, Patong Plajı'na 5 dakika yürüme mesafesinde.


* Bangkok - Phuket arasında uçan 3 yerel havayolu şirketi var: Air Asia, Thai Airways ve Bangkok Airways. Air Asia içlerinde en pahalı olanı. Ben gidişte Thai Airways'i dönüşte Bangkok Airways'i tercih ettim. Tek kişi tek yön 150 tl ye bilet bulabildim.


* Trafik tersten akıyor. Türkiye'de iyi motorsiklet kullanamıyorsanız motorla gezmeyi çok tercih etmiyorum. Ama günlük 250 baht'a kiralanan bir motorsikletle Phuket'in altını üstüne getirebilirsiniz.


* Tayland'da bizdeki gibi 4 mevsim bulunmuyor. En ideal zaman dilimi Kasım-Şubat arası. Bu dönemde sıcaklık 20-30 derecelerde oluyor. Şubat-Mayıs dönemi sicak mevsim. Geceleri 25-30 gündüzleri 35-40 derecelerde aşırı bunalıyorsunuz. Mayıs-Kasım arasıysa muson dönemi. Bu dönem gitmemeniz gereken dönem oluyor. Bir hafta boyunca yağmur yağabilir. Biz Mayısın ilk on gününde hiç yağmurla karşılaşmadık.

* Eşcinsellik Tayland genelinde çok kabul edilmiş bir olgu. Travestiler her tür işte rahatça çalışabiliyorlar. Bangla Road'un bir kısmı travestiler için ayrılmış durumda.


* Pazarlık yapmadan yaptığınız her alışverişte kazıklandığınızı bilin. Pazarlık yaptığınızda da muhtemelen aynı şeyi hissedeceksiniz ama dediğim gibi pazarlık yaptığınız miktarın 1-2 lira olduğunu düşünüp kendinizi rahatlatabilirsiniz. Phuket genellikle Türkiye'yle kıyaslandığında ucuz bir ülke. Ama para harcamak isteyenler için de güzel seçenekler sunuyor.


Umarım yazdıklarım Phuket'e gidecek olanların işine yarayacaktır.


Fotoğraflar:


1-Phi Phi Adası

2-Khao Sok milli parkında gibonlarla
3-Bangla Road
4-Patong Sahili
5-Khao Sok Milli Parkı'na giderken maymunlarla
6-Pad Thai

Önerilen Sayfalar: 


- Zanzibar - Singapur'da İki Gün
Bali'de Egzotik Tatil
Şarm el Şeyh