Prens Adaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Prens Adaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2013 Cuma

Adalar'a Gidiyoruz 3 - Sedef Adası


Adalar bölgesindeki adalar içinde benim için en gizemlisi Sedef Adası oldu hep. Üzerinde toplasan 100 ev bile olmayan bu ada, üzerinde yerleşim olsa da sayıca az olması nedeniyle hep görmezden gelinenlerden biri olmuştur. Adayla ilgili internette çok fazla bilgi olmadığı gibi gidince yapılacaklar konusu da çok muğlaktı benim için. Sonunda planımızı yaptık ve günübirliğine Sedef Adası'na gittik.

Önce ulaşımdan bahsedeyim. Benim 2013 yılı için bulduğum ulaşım yöntemleri 2 tane. Sabah 9 ve 10'da Kartal'dan Prenstur'un tekneleri kalkıyor. Bu tekne saatlerini internet sitesinde göremezsiniz ama telefon ederseniz size bilgi vereceklerdir.

Diğer ulaşım yöntemi de Bostancı'dan Şehir Hatları vapuru ile. Bunun sefer saatlerini de internetten bulamadım ben. Ama merak edene her gün saat 9:30'da Bostancı'dan Büyükada'ya giden vapura biniyorsunuz ve Büyükada'dan sizi bir tekneyle Sedef Adası'na geçiriyorlar.

Dönüş de Şehir Hatları vapuru için akşam 17:20'de Sedef'ten kalkan motorla Büyükada'ya ulaşım şeklinde. Buradan Bostancı'ya gidecek olanlar hemen Bostancı vapuruna geçebiliyorlar. Kabataş'a gidecekseniz iskeleden çıkıp bir daha Akbil basmanız isteniyor. Prenstur'un motoru da saat 17 sularında hareket ediyor ama tam saatini hatırlamıyorum şimdi.

Ulaşım konusunu hallettikten sonra Sedef Adası'ndan bahsedeyim biraz da. Zamanında Damat Ferit Paşa'ya verilmiş olan ada daha sonra onun mirasçıları tarafından bölüşülmüş, günümüzde de az sayıda konutta yaşamın devam ettiği bir adaya dönüşmüştür. Ulaşım imkanları zor olduğundan burada yaşamak hiç kolay olmasa gerek. Ya şehre ulaşmak zorunda olmayacaksın ya da özel teknen olacak ki Sedef Adası'nda yaşayabil.

Ada zaten küçük bir ada, halkın kullanımına açık olan kısım bu küçücük adanın da çok küçücük bir kısmını oluşturuyor. Adaya varınca hemen karşı tarafta ağaçların arkasında bir bakkal var, yanında da polis. Sol tarafta Elio isimli lüks mekan var. Elio ile bakkalın arasındaki yol da "özel mülkiyettir girilmez" tabelasıyla ayrılmış adada yaşayanların evlerine giden yoldur.

Şimdi gelelim adanın gezmeye açık 100 metrelik yoluna: Sağ tarafa devam ederseniz yaklaşık bir 100 metre yürüyerek Port Sedef isimli lüks plaja ve onun yanında da yine girişi paralı olan ama diğer ikisiyle karşılaştırıldığında daha makul olan plaja ulaşırsınız. Biz haftaiçi gittiğimizde Port Sedef'in girişi ücreti 30 TL diğer plajınki 15 TL idi. Biz ucuz olana gittik. Soyunma kabinleri, çok geniş olmasa da 3-5 yiyecek içecek sunan büfesiyle gün boyu idare edeceğiniz olanaklara sahip bir tesis burası. Denize ister betondan merdivenlerle ister az ilerideki taşlı sahilden girin suyu gayet temiz geldi bana. Marmara'da çok fazla denize giren biri değilim ama İstanbul'a yakın bir yere yüzmeye gitmek isteyenler için iyi bir seçenek burası.


Başka? Bu kadar. Sedef Adası'nda bir tanıdığınız varsa evine gidip takılabilirsiniz tabii bir de ama yoksa eğer ada bitti diyebiliriz. Bir günlük deniz sefası için gitmek dışında bir şey sunmuyor ne yazık ki Sedef... Bir gün Sedef'te yaşayan biri beni evine davet ederse diğer tarafları da anlatırım size.

Önerilen Sayfalar:

Diğer adalar için 

Adalar'a Gidiyoruz 1 - Kınalıada 
Adalar'a Gidiyoruz 2 - Heybeliada
Adalar'a Gidiyoruz 4 - Büyükada 

dinceryazici79@gmail.com

Fotoğraf Listesi:

1- Büyükada ve yanında Sedef Adası
2- Plajın yukarıdan görünüşü
3- Soyunma kabinleri ve plaj
4- Plaja giden yol


2 Ağustos 2012 Perşembe

Adalar'a Gidiyoruz 2 - Heybeliada


4 adanın ikinci büyüğü olan Heybeliada yazları, özellikle haftasonları İstanbul'dan kaçanların sığınağına dönüşen ama kışları da hayatın sakin bir şekilde devam ettiği bir adadır. Son yıllarda sadece yazlıkçıların değil dört mevsim yaşamak isteyenlerin de çok tercih ettiği bu adaya ulaşım için Bostancı, Kabataş ve Kadıköy olmak üzere üç seçeneğiniz vardır. (Bir de Kartal'dan motor var sanırım...) Bostancı'dan motor (yazları vapur da), Kabataş'tan vapur (yazları deniz otobüsü de) ve Kadıkoy'den yine Adalar vapuruyla Heybeliada'ya ulaşabilirsiniz.

Peki Heybeli'ye niye ulaşılır? İlk cevap "şehrin hızından kaçıp kasabadaymışçasına yavaş akan zamanla karşılaşmak için" dir. Boş bir gününüzde araba trafiği olmadan sokaklarında gezmek, yeni yapılara izin verilmeyen bu sokaklardaki eski evler arasında sadece şehrin gürültüsünden değil hayatın öğütücü çarklarından kaçmak da mümkünmüş gibi hissetmek için ulaşılır adaya. Kışları hayatın durduğu küçük adalardansa her daim insanların yaşadığı bir adayı görmek isteyenlerin favorisi olacak bir adadır Heybeli. Hele ki yaklaşık bir saatlik vapurla yolculuk ederek başlarsanız bu yolculuğa güzel bir girizgah yapmış olacağınızın garantisini veririm. Unutmadan adalar Kınalıada - Burgazada - Heybeliada -Büyükada şeklinde sıralanır. Vapurla gelenler üçüncü adada ineceklerini akıllarından çıkartmasınlar.

Heybeliada'ya gidenler sahilde çaylarını içip bir şeyler atıştırdıktan sonra (Nazligül'ün tahinli çöreklerinden alıp Gencay'da çayla yemek mesela...) adada güzel bir yürüyüşe çıkabilirler. Büyük tur ve Küçük tur dışında kendi güzergahınızı da oluşturup sokaklarda, yollarda, patikalarda kaybolabilirsiniz elbette.

Genel olarak adayı Büyük Tur'la anlatacak olursak: Denizi arkanıza alıp sağa faytonların durağına doğru yürümeye başlarsanız Heybeliada Ruhban Okulu'nun olduğu tepenin etrafından dolanıp Değirmen Burnu'na ulaşırsınız. Eski değirmenin yanından aşağı bakarsanız üye olmanın binlerce liraya mal olduğu Heybeliada Su Sporları Kulübü'nün tesislerini görebilirsiniz.

Yürüyüşe asfalt yoldan değil ağaçların arasından toprak yoldan devam ederseniz sahil boyunca özel plajlara inen merdivenlerin, yolların, patikaların yanından geçersiniz. Denize girmek isteyenler bu plajları tercih edebilirler. Bu şekilde Terk-i Dünya Kilisesi'ne ulaşırsınız. Bugün kullanılmayan bu kilisenin bekçiliğini yapan aileden rica ederseniz bahçesinden manzarayı görmenize hatta kiliseye göz atmanıza izin verebilirler. Haziran 2012'de 2,5 hektar arazinin yandığı kısım tam da bu kilisenin devamında başlar ve Çam Limanı'na doğru uzanır. Bir kaç seneye ağaçlandırılmış olur sanırım. (keşke bu sefer çam değil de başka bir ağaç mesela akasya dikseler oralara...)

Çam Limanı'nda Ada Beach'in işlettiği büyük plaj vardır. Adanın en büyük tesislerinden biridir. Hemen Çam Limanı'nın girişinde bulunan bir kaç ev ise Ekşioğlu Ailesi'ne aittir ve bahçeleri bakımlı olsa da içleri boştur. (Nisan 2014 tarihli düzeltme: Binalarda tadilat başlamış.)

Çam Limanı'nın ardından yukarıya sapan bir yol sizi yeni tarihli bir kilise kalıntısına götürecektir. Zamanında eski bi kilise bulunan bu araziye kaçak kilise inşa edilmeye çalışılmış ancak sonradan yıkılmıştır. Eğer yukarı sapmadan düz gider Sanatoryum'un yanından geçip yürüyüşe devam ederseniz, eskiden aile gazinolarının dizildiği şimdilerdeyse askeri tesislere ev sahipliği yapan yol çıkar karşınıza. Deniz Lisesi'nin yanından yeniden sahile ulaşabilirsiniz.

Eğer biraz daha vaktiniz varsa bir de sokaklarını arşınlayın Heybeli'nin. Eski köşkler, birbirinin ışığını engellemeden dizilmiş evler, rengarenk bitkilerle süslenmiş bahçeler ve arada panoromik deniz manzaralarını görebileceğiniz sokaklar içinizi açacaktır. Daha yukarılarda bayrağın dalgalandığı tepede denize karşı zulanızdaki içkinizi içebileceğiniz banklar bulabilirsiniz. Ya da boş verin bankı güzel bir manzara gördüğünüz yere çökün açın şarabınızı başlayın demlenmeye. Sadece şimdikilerin değil eski Adalıların da zamanında keyifle yaptığı gibi...

Önerilen Sayfalar:


Adalar'a gidiyoruz 1 - Kınalıada 
Adalar'a gidiyoruz 3 - Sedef Adası , - Adalar'a gidiyoruz 4- Büyükada 

Fotoğraf Listesi:


1- Kuş bakışı Heybeliada
2- Yukarılardan denize doğru bakış...
3- Heybeliada sokakları...
4- Haziran 2012'de yanmış olan Terk-i Diyar Kilisesi'nin Çam Limanı'na bakan yamacından bir görüntü
5- Adada bisiklet kiralamak isteyenler için bir dolu seçenek mevcut... 

dinceryazici79@gmail.com

20 Aralık 2010 Pazartesi

Adalar'a Gidiyoruz 1 - Kınalıada


Adalar vapuruna bindiğinizde vapurun uğradığı ilk ada Kınalıada'dır. Burgazada'yla beraber Adalar'ın iki mahzun kızı gibi görünen Kınalıada, günübirlik turistlerin çok ilgisini çekmez. Bu ikisi bilenlerinin geldiği adalardır. Heybeliada ve Büyükada'ysa hem bunlardan büyük hem de kalabalıktır.

'Niye diğer adalar değil de Kınalıada'yı gezer insan?' sorusunun bir çok cevabı var. Bana sorarsanız bu dört adanın dördü de prenslere layık ama Kınalıada'da yazdan kalma bir Aralık günü yaptığım gezi eminim sizi de cezbedecektir.


Öğlen 12'de Kabataş'tan kalkan vapurla başladı gezimiz. Vapur yolculuğu Adalar'da geçirilecek bir günün en güzel anları arasındadır. Sırf, Ada vapuru önce Boğaz'ı aşıp ardından Marmara'da seyrederken güvertesinde çay içmek, martılara simit atanları izlemek ya da gazetesini okumak için Adalar'a gidenleri tanıyorum... 12:50'de vardık Kınalıada'ya. Adalara her gittiğimde ilk yaptığım şey adayı tavaf etmek olur. Kınalıda bu anlamda diğer adalardan çok farklı panoramalar sunuyor. Tavafı doğuya doğru başlatırsanız ilk göreceğiniz eser meşhur Kınalıada camii olacaktır. Garip minaresi ve kubbesiyle bu camiiyi görmeden Kınalıada'yı terk etmemenizi öneririm. Kuzeye doğru bakarsanız Bostancı sahili etrafında Anadolu yakası uzanır. Ardından üç adadan parçaları görürsünüz. Güney tarafına geçerken üzerinde insan yaşamayan Hayırsız Ada ve Yassıada'yı görürsünüz. Batıdan kuzeye doğru ilerlerken Avrupa yakasının sahilleri görünür uzaktan. Bakırköy ve Yeşilköy rahatça seçilebilir.

Siz bu yürüyüşü yaparken önce evlerin arasında başlarsınız geziye. Sonra evler azalır ve biter. Adanın güneyinde plaj vardır. Kışın in cin top oynuyordu tabii bu plajda. Yeşilliklerin arasında sürdürürsünüz yürüyüşünüzü. En yeşil kısımlar yukarıdaki manastırdan güneybatıya doğru inen kısımlardır. Genel olarak ağaçtan ziyade çalı topluluklarıyla kaplıdır Kınalıada. Bir de yüksek vericilerle tabii.

Yeniden vapur iskelesine döndükten sonra istikametimiz tepedeki manastır oldu. Romen Diyojen'in kemiklerinin burada olduğu söylenir ama manzaradan öyle büyülendik ki mezar arayacak vaktimiz olmadı. Manastır sanki savaş yıllarının eski hastaneleri gibiydi. Manastırın arkasına geçip doğuya doğru giden yola devam ederseniz etrafının bir kısmı duvarla çevrilmiş bir alana çıkarsınız. İnsanda içeri girmesi yasakmış izlenimi yaratan bu alanın duvarlarla kaplı olmayan kimi kısımları uçurum misali diktir ama batıya bakan yamaclarda manzara çok güzeldir. Merkezdeki Dia'dan aldığım birayı içmek için bundan uygun bir yer olamaz. :)

Aşağı inerken karnımız acıkmaya başlamıştı ama kış vakti açık yer bulmak büyük problem. İstanbul içinde de şubeleri olan Bahar Pastanesi'nin meşhur tatlılarını tatmak niyetindeydim lakin kış vakti o da kapalıydı.


Yavaş yavaş dönüş vakti gelirken Kınalıada'yı özleyeceğimi fark ediyorum. Önümüz kış; baharla beraber yeniden damlamak lazım Kınalıada'ya.


Fotoğraf Listesi:


1- Gökyüzünden Kınalıada; deniz otobüsü kaptanı poz verircesine bir tur atıp adadan ayrılır...

2- Adalar'a giderken Haydarpaşa Tren Garı
3- Kınalıada Camii
4- Tepedeki manastır
5- Güneş batarken ben

dinceryazici79@gmail.com


Öneriler: Diğer adaları da merak edenler için


Adalar'a gidiyoruz 2 - Heybeliada ,

Adalar'a gidiyoruz 3 - Sedef Adası ,
Adalar'a gidiyoruz 4 - Büyükada 

Ya diğer denizlerdeki adalar?


Kıbrıs'ın plajları, Karpaz ve Son Kale Bufavento

Kıbrıs'ın kaleleri ve yiyelim içelim...
Bozcaada'da kısa bir tatil
Gökçeada

Uzak Adalar:

Dakar'da Ngor Adası, Pembe Göl ve Afrika'nın Rönesansı Anıtı 
Goree Adası - Dakar