danimarka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
danimarka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2016 Cumartesi

Kopenhag - Geniş Geniş

Daha önce kısa süreliğine defalarca gelmiştim Kopenhag'a. Her seferinde şehrin değişik yerlerini gezme şansım olmuştu (Şehrin batı kısmı ve Christiania diğer gezi yazılarında). Bu sefer yaklaşık 3 hafta kaldığım Kopenhag'da yaptığım gezilerden yola çıkıp ne var ne yok anlatayım:

Kısa notlar:

- Öncelikle Kopenhag'da bütün önemli müzeleri görmek isterseniz rahat 3-4 güne ihtiyacınız olur. Zaten büyük müzeler en az 2 saat vaktinizi alacak kadar kapsamlı. Müzeler kısmında gezdiklerimi tek tek paylaşacağım.

- Kopenhag gayet pahalı bir şehir. İstanbul'daki fiyatları 2'yle 3'le çarpın o kadar pahalı. O yüzden planınızı bu durumu göz önünde bulunduracak şekilde yapın.

- Ulaşım da çok pahalı. Günlük bilet 3 zone için 80 Kron. Biz 605 krona aylık bilet aldık.

- Kalacağınız yerde bisiklet varsa ve binmeyi seviyorsanız, özellikle kar kıyamet olmadığında, bisikletle her yere ulaşabilirsiniz.

- Hava Eylül ayında bile 'Winter is Coming'den hallice. 15 derece, bulutlu, rüzgarlı, zaman zaman yağmurlu bir havada geçti günlerimiz.

Bisikletle Ulaşım:

Bisiklet şehirde çok yaygın bir ulaşım aracı. Öyle sahilde gezintiye çıkmış gibi de değil basbayağı insanlar gidecekleri yere tempolu şekilde bisikletle gidiyorlar. Yaşlılar bile kafalarında kask (kask mecburi değil) harıl harıl bisikletle geziyorlar. Bisiklet yolları çok net biçimde ayrılmış ve gayet işlevsel. Lakin kuralları bilmek ve uymak çok önemli.

Öncelikle biz trafikte araç kullanırken bile sağ-sol sinyal vermeyebiliyoruz; Kopenhag'da bisikletliler dahi sinyal veriyor. Duracağı zaman arkasındakini uyarmak için elini kaldırıyor ya da döneceği zaman döneceği yönü gösteriyor. Yolun sağ tarafındaki bisiklet yolunu kullanmak gerekiyor ve bu yol tek yönlü. Ayrıca yaya geçitlerinde, yaya ışıklarında karşıya geçerken bisikletten inip bisikleti elinizde sürüyorsunuz. Bisiklet için özel trafik ışıkları da var ve bunlara uymanız gerekiyor.

Ben bisikleti kaldığım otelden buldum. Bisiklet kiralayan bir çok yer de mevcut ve bisiklet park yerlerini şehrin her yerinde görebilirsiniz. Özellikle biraz uzaktaki Grundtvig Kilisesine giderken bisiklet çok işime yaradı. Sadece yolları bulmakta biraz zorlandım. Yaya olarak gezerken istediğiniz yola sapabiliyorsunuz ama bisikletteyken bu biraz zor oluyor. Yine de çok zevkli; umarım yakında İstanbul'da da bisiklet yolları artar.

Müzeler:

Staten Museum for Kunst (SMK):
Danimarka Ulusal Galerisi ücretsiz bir sanat müzesi. Bizdeki karşılığı biraz İstanbul Modern gibi sanki. (İstanbul Modern gayet rahat bu müzeyle karşılaştırılabilecek profesyonellikte, kaynakları daha az olsa da). Müzenin içindeki bazı sergiler ücretli ayrıca içeride ücretsiz WiFi var. Kopenhag'da WiFi konusunda çok sıkıntı çekilmiyor bu arada. Unutmadan, müze binası da çok başarılı.

Koleksiyona gelince öncelikle 1900'ler Danimarka resminin örnekleri çıkıyor karşınıza. Arada heykeller, videolar ve yerleştirmeler de var. Sonra 1900-1930 arası  Fransız ressamları var sırada. Özellikle Matisse tabloları müzenin en değerli eserleri arasında.

1300-1800 arası Avrupa resim sanatının güzide örneklerini sergileyen kısımlar da çok zengin. Eğer resim ilgi alanınıza giriyorsa ya da ufak bir merakınız varsa bu müzeyi mutlaka ziyaret edin. Pazartesileri kapalı ve Çarşambaları 10-20 diğer günler 10-17 arası açık.

Nationalmuseet:
Danimarka Ulusal Müzesi de ücretsiz bir müze. Çok kapsamlı bir şekilde bu topraklara ilk gelen insanların izini sürerek başlıyor anlatmaya. Avrupa'ya yayılan ilk Homo cinsinin yaşadığı değişimleri, Neanderthalleri, ardından 35.000 yıl önce Homo CroMagnus'un çıkışını, CroMagnus'un sembolik düşünebilme yeteneğini ve bunun ortaya çıkardığı ilk çizimleri derken 14.000 yıl önce bu topraklara gelen ilk avcıları, ardından tarım toplumunu, taş devri, bronz çağı ve demir çağı derken Vikingler ve en son Hristiyanlık dönemini çok çeşitli buluntularla detaylı bir şekilde anlatıyor.2-3 saat boyunca bu müzede Danimarka tarihini detaylı ve keyifli bir şekilde inceleyebilirsiniz.

Davids Samling
Yine ücretsiz bir müze daha doğrusu koleksiyon. David Samling'in yıllar boyunca topladığı objelerin sergilendiği bu binaya koleksiyon demek daha doğru olur sanırım. Girişte size bir tablet veriyorlar ve gördüğünüz eserlerin kare kodlarını bu tablete okutup ardından eserle ilgili bilgileri tabletten okuyabiliyorsunuz. Pazartesi günleri kapalı olan bu koleksiyonun özellikle İslam eserleri çok övülüyordu lakin bizdeki müzelerden sonra bana çok yavan geldi. Vaktiniz varsa gidin ama beklentiniz büyük olmasın.

Danish Design Center:
Bu müze Danimarka tasarımcılarına ayrılmış ama arada dünyanın önde gelen isimlerinin tasarımları da karşınıza çıkabiliyor. Kalıcı bir sergisi yok sanırım; ben gittiğimde 20 yıllık periyodlar halinde 1900-2000 arasında yapılmış tasarımlar, bu dönemleri etkileyen ekonomik/toplumsal olaylar ve sanat akımları göz önünde tutularak açıklanıyordu. Daha çok sandalye tasarımlarının ön planda olduğu bu sergide Danimarka'da uzun yıllara dayanan tasarım geleneği de göz önüne seriliyordu. Tasarıma ucundan kıyısından meraklı olanların hoşuna gidecek bir müze burası. Yaklaşık 1.30 - 2 saatinizi alıyor diğer sergilerle beraber.

İşçi Müzesi - Arbejdermuseet:
1986 yılında açılan müzenin amacı son 150 yıllık süreçte işçilerin hayatlarını anlatmak. Girişte çocukların bundan 100 - 150 yıl önce hangi şartlarda yaşadıkları, çalıştıkları işler ve bu konudaki yasal düzenlemeler dönemin fotoğrafları eşliğinde detaylı İngilizce metinlerle anlatılıyor. Konu ilginizi çekiyorsa zevkle vakit geçireceksiniz eminim ki. Üst katlarda, bahsedilen dönemde işçilerin yani düşük gelirli halkın evlerinin birebir örnekleri dönemin eşyalarıyla birlikte sergileniyor. Buralarda karşınıza çıkacak dükkan vitrinleri ve bir ailenin üç kuşak boyunca yaşadığı değişimin üç kuşağın evlerinin bir kata taşınarak anlatıldığı kısım da ilgi çekici. Özellikle kraliyet ailesinin şatafatlı sarayları sonrası Rosenborg Sarayı'nın batısındaki bu müzeye gelmek iki farklı uçtaki örneği görmek açısından ilgi çekici.

Kehribar Müzesi - Amber Museum:
Aslında bu bina kehribar birliğinin satış yaptığı dükkan ama üst iki katını kehribar müzesi haline getirmişler. Kehribara ilgi duyan biri değildim; ta ki bu müzeyi gezene kadar. Fosilleşmiş reçine olan kehribar en az 1 milyon yıllık olursa kehribar ismini alıyormuş. Jurassic Park filminde dinazor DNA'sı elde ettikleri sinek 65 milyon yıllık kehribarın içinden çıkarılmıştı hatırlarsanız. İşte bu müzede içinde böcekler, sinekler, örümcekler olan 20 - 30 milyon yıllık kehribarları inceleyebilir, yaklaşık 45 kiloluk dünyanın en büyük kehribarına göz atıp sarıdan siyaha yeşile uzanan renk skalasıyla kehribar çeşitleri hakkında bilgiler bulabilirsiniz. Sizin için özel birine hediye almak için güzel bir taş kehribar. Alışveriş yapmak için illa alt katı seçmeniz gerekmiyor, bir dolu dükkan Ostergade caddesinde karşınıza çıkacaktır.

Bunlar dışında bi de benim vakit bulamayıp ya da ilgi göstermeyip gezmediğim müzeler var tabii: Lille Molle (Küçük değirmen) Christiania'nın hemen batısında eski bir değirmenin eve dönüştürüldüğü ve o haliyle korunduğu şirin bir müze. Belki ileride vakit bulursam uğrarım. Carlsberg Bira Müzesi şehrin batısında daha once gezdiğim yerlerde yer alıyor. Danimarka Musevi Müzesi ve Ulusal Fotoğraf Müzesi merkezde Christianborg Müzesi'nin olduğu adada yer alıyor. Göllerin kuzeyinde Zooloji Müzesi güneyinde Ulusal Galerinin batısında Jeoloji Müzesi yer alıyor. Yine merkezin kuzeyinde Polihistorisk Museum'da suç ve suçlular üzerine bir müze.

Kiliseler, Tarihi Yapılar ve Heykeller:

Grundtvig Kilisesi:
Bu kilise benim Kopenhag'da en beğendiğim yapı oldu. Peder Vilhelm Jensen-Klint tarafından 1900'lerin başında tasarlanan ve Klint'in ölümünün ardından oğlu tarafından tamamlanan bu kilise sadelikle ne kadar muhteşem tasarımlar çıkarılabileceğinin çok başarılı bir örneği.

Bethlehem Kilisesi:
Grundtvig Kilisesinden izler taşıyan, aynı mimarın tasarladığı hemen anlaşılan bir kilise. Binaların arasındaki bu yapıya yolun öbür tarafından bakın.

Marmorkirken:
Frederick Kirke (Frederick Kilisesi) olarak da bilinen bu kilise uzun yıllara yayılan bir inşa sürecinin ardından bitirilebilmiş. Yıllar boyunca yarım kalmış hatabe halindeki inşaat, etrafındaki alanla beraber bir iş adamına 1800'lerin sonlarında satılınca yolsuzluk davaları da hemen ardından başlamış. 1749'da başlayan inşaat 1894'teki açılışla beraber 145 yılda bitebilmiş.

Church of Our Saviour:
Christianshavn bölgesinde 1752'de açılan bu kilise özellikle şehrin güzel bir panoramik görüntüsünü sunan spiral kulesiyle tanınıyor. Yükseklik korkusu olanlar dikkatli çıksın bu kuleye. Ayrıca yukarısı rüzgarlı.

Alexander Nevsky Kilisesi:
Soğan kubbeleriyle, Rus tarzı hemen anlaşılan bu kilise, Rus Çarıyla evlenen Danimarka Prensesi için Rus hükümeti tarafından 1881-1883 tarihlerinde yaptırılmış.

Rosenberg Kalesi:
Yıllarca Danimarka kraliyet ailesine ev sahipliği yapmış bu kale 1800'lerde müzeye dönüştürülmüş. Şimdilerde de üç katında kraliyet ailesinin kullandığı eşyalar ve resimlerinin sergilenirken kalenin bodrum katında taçlar ve değerli mücevherattan oluşan Hazine kısmı bulunuyor.

Amalienborg Sarayı:
Meydandaki Kral Frederick V. Amalienborg heykelinin etrafındaki dört saraydan oluşan bir kompleks burası. Sadece kuzeydoğudaki kısım gezilebiliyor ve 1794'te buraya taşınan kraliyet ailesinin eşyalarını, odalarını, geçmişini görme şansı sunuyor.

Kastellet:
Bu beşgen kale şimdilerde piknik ya da yürüyüş yapmak isteyenler için güzel bir park işlevi görüyor. Ayrıca koşmak için de ideal.

Rundetarn:
Tepesinde teleskop bulunan ve dönerek çıkılan kule zamanında Gözlemevi olarak inşa edilmiş. Mimarisi ve tepesindeki manzara görülmeye değer.

The Black Diamond:
Aslında çok da tarihi değil ama 1999'da yapılmış, dışı siyah granit kaplı bu açılı yapının ön tarafında, kanallardaki dalgaların yansımalarını izleyebilirsiniz.

Gunboat Sheds:
Christiania'nın doğusunda yer alan bu eski askeri alan bugünlerde aslına sadık kalınarak yapılan restorasyon sonrası iş yeri olarak kullanılıyor.

Nyboder Evleri:
Aslında bunlar askerlerin kaldığı evlermiş. Şimdilerde sivil halkın da kullanımına açık olan bu binaların ne olarak kullanılacağına henüz karar verilmemiş ama bu sevimli binalar özellikle boyandıkları sarı tonuyla meşhurlar. Danimarka dilinde sarının bu tonuna Nyboder sarısı deniyormuş.

Küçük Deniz Kızı:
Carlsberg firmasının 1900'lerin başında yaptırdığı bu meşhur heykel şimdilerde turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerden biri. Defalarca saldırıya uğrayan heykelden ziyade heykelle fotoğraf çektiren turistler çok daha ilginç bir görüntü ortaya çıkarıyor.

Gefion Çeşmesi:
Küçük Deniz Kızının hemen yakınında yer alan bu çeşme de Carlsberg ailesinim şehre bir armağanı. Zaten Kopenhag denince Carlsberg ismi zihninize öyle bir kazınıyor ki bütün şehri bu aile kurmuş sanıyorsunuz.

Parklar Bahçeler:

Tivoli Bahçeleri:
Tivoli havaların sıcak olduğu zamanlarda bir de Christmas Zamanı açık olan bir eğlence parkı. İçinde konser alanları, restoranlar, yeşil alanlar ve bir de lunapark bulunuyor.

Fotoğraf Listesi:

1- Grundtvig Kilisesi
2- Rosenberg Kalesi
3- Christiania'nın etrafındaki kanallarda yüzen bir karavan
4- Kehribar Müzesinde görebileceğiniz, içine böcekler hapsolmuş kehribar örneği
5- İşçi Müzesi'nden bir sahne
6- Tivoli Bahçeleri'nin girişi gece gece
7- Kanallarda, eve dönüştürülmüş gemilerden biri
8- Tivoli'deki Lunapark

Önerilen Sayfalar:

2 Ekim 2014 Perşembe

Kopenhag Bir Günde Gezilebilir mi?


Aslında daha önce de Kopenhag'a gelmiş ve merkezde turlama şansı bulmuştum. Ancak bu sefer koca bir tam günüm vardı ve planlı bir şekilde hareket edersem tüm şehri gezebileceğimi düşünüyordum. Daha öğlen olmadan bunun mümkün olmadığını anladım. Biraz hafife almışım Kopenhag'ı. Madem öyle ben de bu sefer sadece şehrin Batısını gezeyim dedim ve metroyla Frederiksberg'e ulaştım.

ESKİ SARAY BAHÇESİ


Frederiksberg Bahçesi zamanında hemen yan taraftaki Frederiksberg Sarayı'nın halka kapalı krala açık bahçesiymiş. Günümüzde hemen güneyindeki Sondermarken gibi o da halka açık bir park. Suni göleti, kanalı, şelalesi ve insanı sanki bir parkta değil de ormandaymış gibi hissettiren ağaçlarla güzel bir alan Frederiksberg Haven. Eylül sonunda 10 derecelerde dolaşan sıcaklığa aldırmadan koşan insanlarla dolu sabah erken saatlerde. Eminim yazları havalar ısınınca çimler guneşlenenlerle doluyordur.


Hemen güneyindeki Sondermarken de Frederiksberg gibi eski bir bahçe. Bu parkı gezerken de girişlerdeki haritalar işinize yarayacaktır. 100 yıl önce Amerika'ya göçen Danimarkalıların yaptırdığı anıt, Çin pavyonu, eski kulübe ve daha bir dolu kenarda köşede kalmış yeri bu harita yardımıyla bulabilirsiniz. Ayrıca Ağustos ayında bu parkta Vanguard Müzik Festivali yapılıyormuş, haberiniz olsun. Sondermarken'de özellikle bir kısma dikkatinizi çekmek istiyorum: Yüzyıllar önce Kopenhag'ın içme suyu ihtiyacını karşılayan sarnıç tam da parkın girişinde yer alıyor. Günümüzde sergilere ev sahipliği yapan bu kısma 50 kron ödeyerek girebilirsiniz. Ben gittiğimde, Christian Lemnerz'in yaptığı,  sarnıcın dokusuna uygun erimiş mumlardan işler vardı. İçerdeki doğal sarkıtlara özellikle dikkat edin.

CARLSBERG'ÜN OYUNCAKLI BİNALARI


Kopenhag'da kiliselerin içine girmeyi beceremedim; ya kaplıydılar ya da içeriye dolaşmak için girilmez yazıyordu. Sondermarken'in güneyindeki Jesus Kilisesi'nin önünden geçip Carlsberg arazisine doğru devam ettim. Meşhur Carlsberg binalarının üretim tesisi buradan taşınmış; şu anda sadece bir kaç özel bira çeşidinin üretimi burada yapılıyormuş. İsteyen Carlsberg Müzesi'ni de gezebilir. Ben etrafta turlamayı tercih ettim. Yakın bir zamanda kentsel dönüşüm geçirecek bu araziye AVM, Topçu Kışlası ya da rezidans yapılmayacak ne yazık ki; çok kafaları çalışmıyor bu Danimarkalıların ve Carlsberg ailesinin sanırım. Onun yerine yarışmayla belirlenen ve şehir konseyinden de geçen bir projeyle 10 000 kişilik bir üniversite kampüsü, 3000 ev ve eski yaşayan şehir merkezleri kıvamında,  karbon izi sıfır,  sürdürülebilir ve 24 saat canlı bir yaşam alanı yapılacak.

Peki bugün gidenler bu alanda ne görebilirler? Öncelikle Fil Köprüsü ve Kulesi'nin altından geçeceksiniz. Hemen ardından da Dipylon adlı köprünün. Carlsberg ailesi bu fabrika arazisine bir çok oyuncaklı ve şık yapı yapmış. Dipylon'dan sağa devam edip göreceğiniz fabrika bacaları da bunlar arasında. Charlie'nin Çikolata Fabrikası gibi ortalık. Az ilerde bir Deniz Feneri ,ki günümüzde bir sanatçının atölyesi olarak kullanılıyor, ve sonrasında da çocuklar-gençler için bir oyun sahası var. Ağaçların üzerindeki yürüyüş parkurunu görünce keşke 20 sene önce burda olsaydım dedim içimden.


ŞEHRİN SOKAKLARINDA SÜRTMECE

Carlsberg arazisini geride bırakıp yakınlardaki Enghaveparken'e geçtim. Bu küçük şirin park eminim yazları dinlenmek için çok daha güzeldir. Piknik yapmak ya da güneşlenmek isteyenler için hoş bir alan.


Ardından Sonder Bulvarı boyunca doğuya doğru Halmtorvet'e kadar yürüdüm. Ordan kuzeydeki Vesterbro Torv'a geçtim. Şehrin farklı bir yüzü var bu bölgede. Göçmenler ağırlıkta, dükkanların mahiyeti de değişiyor: Çin lokantaları, striptiz kulüpler, değişik ülkelerin ürünlerinin ağırlıkta olduğu marketler... Yine yakınlardaki Skydebanehaven özellikle çocuklar için güzel bir park. Det Ny Teater ve Tycho Brahe Planeterium'un önünden geçip (bi sonraki gelişimde ziyaret edebilirim bu Planeterium'u) Gammel Kongevej boyunca yürüdüm. Ardından Sankt Thomas Plads'a dönüp Fraderiksberg Alle boyunca Frederiksberg Bahçesi'ne geri döndüm. Hemen girişin olduğu küçük meydan Frederiksberg Runddel. Bahçenin girişinin hemen solunda yer alan Royal Danish Horticultural Society's Garden isimli bahçe şehrin batı yakasının en güzel parklarından birisi. İçinde Kopenhag'ın en eski seralarından biri, Michlen yıldızlı ülkenin meşhur aşçılarından Mielcke ve Hurtigkarl'ın kendi isimlerini verdikleri şık bir restoran ve ağaçlar ve envai çeşit bitkinin arasında kimseye görünmeden oturabileceğiniz bahçeler var.

Burdan sonrası kuzeye doğru, Kopenhag'ın en eski yerleşimlerinden olan Allegade Caddesi boyunca devam edip ardından batıya Smallegade ve sonra Nordre Fasanvej boyunca kuzeye devam ettim. Sonrasında batıya Forum'a kadar yürüyüp bindim metroya. Kopenhag'ın batısı sakin bir gün geçirmek isteyenler için hoş bir ortam sunuyor. Kopenhag 3-4 günü hakediyor. Bir sonrakine şehrin merkezini ve sonrasında da kuzeyini gezeyim bari.

Fotoğraf Listesi:


1- Carslberg arazisindeki Fil Köprüsü

2- Frederiksberg Haven'de bir selfie
3- Sondermarken parkı altındaki dehlizlerden bir kare
4- Carslberg arazisinde, çocukların maceradan maceraya koştukları ağaçlar üzerinde yürüyüş yolu
5- Sonbder Bulvarı üzerinde gördüğüm bir duvar süslemesi
6- Nordre Fasanvej üzerinde bir duvar resmi

Önerilen Sayfalar:

Kopenhag - Geniş Geniş Danimarka'da, Kopenhag'ın göbeğindeki komün: Christiania
Amsterdam
Berlin in Berlin
Christmas Zamanı Hamburg'da 2 gün
- Malmö ve Lund

6 Nisan 2013 Cumartesi

Danimarka'da, Kopenhag'ın Göbeğindeki Komün: Christiania

Kopenhag'da kısa bir boş vakit yarattığımda 'acaba nerelerde vakit geçirsem?' diye internette araştırma yapmamla başladı her şey. Ve Kopenhag'ın tam ortasında 40 yıldır bir grup hippinin komün hayatı yaşadığını öğrenmemle gezi planım belli oldu: Christiania'da yarım gün geçirip neler olup bittiğini kendi gözlerimle görecektim.

Havaalanından trene binmek için bilet alırken "gidiş dönüş bileti alayım ki garanti olsun" dedim ve biletleri alınca anladım ki biletler 75 dakika geçerli. Yani dönüş biletini dönüşte almam gerekiyormuş .. Ayrıca Zone'ları da karıştırmış bi de fazla bilet almışım. "Danimarka pahalı bir ülke demişlerdi zaten" diye avuttum kendimi...12 dakika sonra Christianshavn durağında indim metrodan.

Bu arada Christiania'nın Kopenhaglılar arasında hiç de iyi bir şöhreti yok. Hele ki iş için buraya gelmişseniz Christiania sadece torbacıların, cankilerin mekanı olarak biliniyor. 'Siz de oraya gitmek istediğinize göre yolunuz belli' gibi bir tavır sergilediler bana, haberiniz olsun.

Neyse; durakta inince yolun karşısına geç, kulesi Babil'den apartılmış kilisenin yanından geçince Christiania'nın girişlerinden birini etraftaki grafitilerden hemen tanıyorsun. Girişten itibaren size ilk selam veren güneş gözlüklü abiler torbacılar işte. Biraz yürüyünce daha açıkta bir kaç tezgah daha görebilirsiniz. Her ne kadar özerk bir komün havasında takılsalar da Danimarka topraklarında uyuşturucu maddelerin satılması hala yasak, bu yüzden polis ara ara buraya baskın düzenleyebiliyor. İşte komünün kuralları burada ortaya çıkıyor: Fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Koşmak da yasak çünkü koşmak buranın halkı için polis baskını olduğunu bildirme yöntemi. Bir de ot dışındaki ağır uyuşturucuları yasaklamışlar. Christiania'yı bu kadar popüler yapan etmenlerden biri ot tabii. Kah merkezde, kah merkeze yakın göl kenarında gençler takılıyorlar... Onun dışında bir fark yaratmıyor ot.

Başka nasıl bir yer Christiania? Dışarısı kadar temiz, düzenli, her tarafı özenle tasarlanmış bir yer değil ama doğayla barışık, gayet işlevsel tasarlanmış bir yer. Yaşadığı topraklarda hüküm sürmektense tıpkı diğer canlılardan biri olduğunu kabullenip doğanın bir parçası olarak yaşayan insanlar tarafından düzenlenmiş burası. Ancak o kadar da sistem dışı bir yer hayal etmeyin; hediyelik eşya dükkanları, kafeleri, restoranları olan bir yer burası aynı zamanda. İlk girişteki mekanlar çok belli ki daha çok turistler için. Bu arada Christiania'daki yeme içme fiyatları da dışarıdan çok ucuz değil. Bir omlet 20 liraya özel hamburger 30 küsür liraya satılıyor. Bu arada bir sonraki gelişimde Christiania içindeki Vegan restoranı da ziyaret ettim. Yine fiyatlar pahalı ama Kopenhag'daki ender vegan mekanlardan biri burası, tavsiye ederim. 

Christiania'nın içinde ilerledikçe bir gölün iki tarafındaki patikanın iki tarafındaki evlerden oluştuğunu anlıyorsunuz. Eski fabrikalardan dönüştürülmüş yerler dışındakilerin hemen hepsi ahşaptan. Çok farklı tasarımlardaki bu evler genellikle küçük ve kimilerinin terası kimilerinin verandası var. Özel mülkiyet olmayınca çıkmaz sokaklar da olmuyormuş... Hangi yoldan giderseniz gidin bir yere çıkıyorsunuz.

Doğayla barışık bir yaşam geri dönüşümü ve buna uygun tasarımları da beraberinde getiriyor: Eski makinalar dönüştürülüp sandalye ya da masa olmuş, tahtadan çocuk bisikleti, ağaç kovuğundan saksılar yapılmış... Kimileri de ileride değerlendirilmek üzere depolanmış işlevlerini bulacakları günü bekliyorlar. Bisiklet fabrikası ve çocuk evi gibi yerlerin önünden geçip yaklaşık iki saatte tamamlıyorum yürüyüşümü. Christiania'nın hemen dışındaki evlerin buraya ait olmadığını içeri girişi engelleyecek uzun bahçe çitlerinden, evin kamerayla korunduğunu gösteren tabelalardan kolayca anlayabilirsiniz.

Oturup birileriyle konuşmadığım için gezip gördüklerim bunlar. Konuyla ilgilenenler internette daha fazla bilgi bulabilir ya da buraya gelip birilerinden bilgi alabilirler.

Kopenhag'da gezecek başka bir yerler arayanlar için başka bir tavsiyede daha bulunayım: Bot turu. 10 € fiyatı olan 1 saatlik bot turuna Gammel Strand'dan çıktık. 1 saat boyunca kanallardan dolaşarak Kopenhag'ı keşfetmenin tadını çıkarttığımız bu tur boyunca rehberimiz İngilizce olarak etraftaki binaları ve yerleşimleri anlatırken siz de düzenli kanallarda dolaşmanın tadını çıkartabilirsiniz. Küçük Deniz Kızı heykeli, Eski Borsa Binası, Yeni Opera Binası, Black Diamond adı verilen dalgaların bina yüzünde yansımasıyla gerçekten siyah bir elması anımsatan bina ve daha niceleri... Ödediğiniz paraya değiyor gerçekten de. 

dinceryazici79@gmail.com

Fotoğraf Listesi:

1- Christiania'nın girişindeki meşhur ev
2 -Christiania'nın girişlerinden bir tanesi
3- Göl kenarındaki patikalardan birinde yürürken...
4- Bot turu

Önerilen Sayfalar:


Kopenhag - Geniş Geniş
- Kopenhag'ın batısını Fredericksberg civarını gezmek isteyenler için: Kopenhag Bir Günde Gezilebilir mi?
- Hamburg'da bir işgal evi - Rota Flora: Christmas Zamanı Hamburg'da 2 gün
- Yel Değirmeni'nde bir işgal evi - Don Kişot: Yeldeğirmeni'nde Neler Oluyor?
- Gezi Parkı İşgali Zamanları: Taksim Gezi Parkı Gezisi