kamp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kamp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2014 Perşembe

Acarlar Longozu ve Maden Deresi'nde Kamp

İstanbul'un batısını, Trakya'yı gezdikten sonra bu sene kendime doğuyu keşfetmeye adadım. Şile ve Ağva'yı zaten biliyordum ama onun ötesine geçme şansım olmamıştı hiç. Hemen haritayı açıp blogları taramaya başladım. Kerpe, Kefken ve Karasu kısmı bu şekilde karşıma çıktı. 1 gece 2 günüm var ve niyetim çadır kurmak. Aylardan mayıs ve rotamı çiziyorum hemen: Gece Karasu civarında çadırımı kuracağım.

İstanbul'dan arabanızla yol açıksa 2 - 2.5 saatte İzmit-Kandıra üzerinden Kerpe'ye ulaşabilirsiniz. Kerpe özellikle deniz kenarındaki ilginç kaya yapılarıyla meşhur ama benim karşıma yazlıklarla işgal edilmiş bir kasaba çıktı. İlk molamı Kerpe'de deniz kenarındaki bir çay bahçesinde verdim. Okulların açık olduğu aylarda in cin top oynayan kasabalardan Kerpe. Bir kaç emekli dışında kimse yok plajda da kafelerde de. Yine de bakkaldan akşam için bir kaç sebze meyve alıyorum. Yol boyunca erik, çilek ve domates yığdım arabaya. Hem yolda yerim hem de İstanbul'a dönüşte diye.

Kerpe'den sonra Kefken üzerinden köy yollarıyla Karasu'ya doğru devam ediyorum. Denizköy'e gelince rotamı Acarlar Longozu'na çeviriyorum. İğneada'daki longozu görememiştim ama burdaki küçük longozu çok beğendim. Suyun içindeki ağaçlar ve suyun yüzeyini örten nilüferler hele bi de çiçek açtıklarında ne güzel olurlar kim bilir... Yaklaşık 400-500 metrelik bir yürüyüş yolu boyunca uzanıyor longoz ve kenarında da bir kafe var. Bu yolun bir de dönüşü olacağından ziyaretimi kısa kesiyorum. Acarlar Longozunu bulmak gayet kolay: Denizköy'e gelirken kahverengi Acarlar Longozu okları sizi longoza kadar ulaştıracak.

Denizköy'den Karasu'ya gidince görüyorum ki burası da betona yenilmiş bir kasabaymış. Benim hedefimde neyse ki Maden Deresi var. Karasu'yu yaklaşık 10 km geçince sağa doğru Maden Deresi tabelasını takip ederek, yeşillikler arasındaki köy yollarını aşarak ulaşılıyor Maden Deresi'ne. Maden Deresi günübirlik piknik için de gelinebilecek bir yer. Kocaman bir futbol sahası da var... Ayrıca 6-7 tane yeni yapılmış prefabrik ev de misafirlerini bekliyor. 20 TL ödüyorum çadırımı burada kurmak için. Gece bir bekçi mekanı bekliyormuş. Dere kenarındaki bu tesisi geçtikten sonra güzel bir yürüyüş rotası sizi bekliyor. Çadırımı ortalık bir yere kuruyorum, nasıl olsa güneş dağların tepesinden en erken 8'de doğacak... Gölgelik yer aramama gerek yok. Ortalık boş, şarabımı da soğusun diye dere yatağında sote bir yere koyuyorum. Ve başlıyorum yürüyüşe.

Maden Deresi bundan 100 sene kadar önce Fransızlar tarafından işletilen kurşun madeninin kalıntılarına ev sahipliği yapıyor. Yukarıdaki şelaleye ulaşılabilen iki rota var: Dere boyunca ya da yukarıya giderken sol taraftaki patika boyunca giden yollar. Dereyle beraber yürüyecekler taşların üstünden sekme becerilerine bağlı olarak 1-2 kez ıslanmayı göze alacaklar. Ben bir kez ayakkabılarımı çoraplarımı çıkarıp, paçalarımı sıvayıp kat ettim dereyi onun dışında taşların üstünden seke seke karşıya geçtim gerekli yerlerde. Gidişte dere boyunca görülen beton yapılar Lost dizisindeki adadaymış hissi yaratıyor. Yeşillikler arasında kuş sesleir içinde yaklaşık 1 saatte ulaşılıyor şelaleye. Oksijene doyuyor ciğerleriniz. İstanbul'dan kaçıp buralara gelmiş biri olarak bu kadar yeşil gözlerimi alıyor.

Yolun sonunda yaklaşık 5 metrelik bir şelale bekliyor sizi. Şelaleye yukardan da bakabilirsiniz. Geriden sola patikayla yukarıya tırmanıp sonra sağdan devam edince şelaleye ulaşacaksınız. Şelale aslında oturmak, içmek için çok güzel bir ortam sunuyor. Bir dahaki gidişimde, o dereye yatırdığım şarabı buraya çıkarsam daha güzel olur. Daha gündüz vakti, şöyle şırıl şırıl dere sesi eşliğinde burda güzel içilir. Bu arada etrafa şişelerinizi, çöplerinizi atmazsanız sevinirim...

Dönüş yolunda patikadan yürüyerek dönmeyi seçiyorum. Bu seferki rotam aşağıdakinden de ilginç: tünellerden, dar yollardan yürümek gerekiyor. 100 yıl önce bu dağlarda açılmış tüneller, inşa edilmiş duvarlar arasından yürümek pek de kolay değil ama macera tutkunlarını adrenaline doyuracak bir rota burası. kimi yerlerde neredeyse sürünmek gerekiyor...

Çadırıma döndüğümde hormonlarım coşmuş durumdaydı. Hem doğa hem de macera dolu rota dopomin-seretonin seviyemi tavan yaptırmıştı. Şarabım da soğumuştu zaten. Hava da kararırken etrafta oturacak bir yer aradım ve Orman Amcanın barakasına ulaştım. Osman Amca amcaoğluyla kağıt oynarken ben de kenarda ufaktan demlendim durdum. Sonra hava kararmasına yakın çadırıma geçtim. Yanımda getirdiklerim ve yolda aldıklarımla tıka basa doyurdum karnımı. Gökyüzünde ne çok yıldız olduğunu görebileceğiniz kadar ışık kirliliğinden uzak bir yerde olmak ne güzel! Erkenden yatıyorum tüm günün yorgunluğu üstüne.

Sabah çok da erken kalkmıyorum. Kahvaltı için Acarlar Longozu'na gideceğim, açılmamıştır belki çok erken. 10 gibi longoza ulaştığımda açılmıştı longozun başındaki kafe. Menemen ve kahvaltı tabağıyla tıka basa doyuruyorum karnımı. Haziranda açmış olurmuş nilüferler. Longozda deniz bisikletiyle gezme şansınız da var. Ben bunu bir sonraki gelişime bırakıp yola koyuluyorum. Yine köy yollarından Kerpe'ye kadar gidiyorum yolda Cebeci ve Kefken'i ziyaret edip. Cebeci açıklarındaki Kefken Adası'na bakıyorum uzaktan. Karadeniz'deki insan yerleşimi olan tek Türk adası burası.

Dönüşü Şile Ağva yolu üzerinden yapıyorum. Yollar çok virajlı ve hele önünüze bir kamyon çıkarsa sollama şansınız da yok, o yüzden yolu uzatmayı göze alanlar anca gitsin bu yoldan.

Maden Deresi de Acarlar Longozu da kesinlikle yeniden ziyaret etmem gereken yerlerden.

Fotoğraf Listesi:

1- Maden Deresi'nde kurduğum çadır alanı
2- Patika boyunca aşılacak oyulmuş dağlar
3- Maden Deresi'ndeki şelale
4- Acarlar Longozu'ndaki yürüyüş yolu
5- Acarlar Longozu

Önerilen Sayfalar:


- İznik ve Yenişehir

* İstanbul'a yakın çadır kuracağınız adresler arıyorsanız iki önerim daha var:

- İğneada'da iki gün çadır tatili,
- Uçmakdere'de Kamp ve Şarköy'e kadar uzanmak...

* Karasu'ya yakın günübirlik bir gezi arayışı içindeyseniz:

- Ballıkayalar'da Piknik

* Karasu'nun doğusunda bir öneri:

- Amasra - Betona Esir Olmadan Önce

21 Ağustos 2012 Salı

İğneada'da İki Gün Çadır Kampı

İğneada'da iki gece çadırda konaklamalı kamp planı yapınca ilk iş etrafta görülecek yerleri araştırmak oldu. Ardından yol ve kamp kurulacak yerler öğrenildi ve start!


Askerliğimi Çerkezköy 'de yaparken çarşı izinlerimin vazgeçilmez yeri Filiz Restoran'da ilk molamızı vermek üzere yola koyulduk. Çerkezköy'ün göbeğindeki bu mekana inzibatlar pek uğramadığı için ve mekanı pazar sabahı bizler için erkenden açan teyze gönlümüzde yer ettiğinden sabırsızca Çerkezköy'e ulaştık. Ne yazık ki bir sene önce kapanmış Filiz ve yerine bir kasap açılmış. Bildik başka yerlerde karnımızı doyurup devam ediyoruz yola. İstikamet Vize üzerinden İğneada. Ağustos 2012 itibariyle Vize-İğneada yolunda çalışmalar olduğundan biraz yavaş gidebiliyoruz. 

Ve sonunda İğneada'dayız. Sahile inip 1-2 km gidince sağda Dallas Büfe'yi görüyoruz. Akşam 8:30 itibariyle hedefimize ulaştık sonunda. Sahilin kenarındaki Dallas Büfe tarafından işletilen çadır kamp alanı yolun öbür tarafında ve onlarca çadır etrafa yayılmış durumda. Belli ki kimileri uzun süreliğine gelip yerleşmiş buraya. Bir kenara da biz çadırımızı kuruyoruz geceliğine 5 TL ödeyip. Tarifi "Erikli Gölü yanında" şeklinde yapılıyor bu kamp alanının ama yan taraftaki sulak arazi - sazlık alan dışında bir göl göremedim ben. Ya dikkatli bakmadığımdan ya da yazın suyu azaldığı için sanırım. Kamp alanında ikişer tane kadın ve erkek tuvaleti ayrıca tuvaletlerin önünde bir muşluk var. Şartlar çok iyi değil, temizlik konusunda hassas olanlar zorlanabilir. Duş için de yolun deniz tarafında üç tane kapısı kırık kabin var. Kamp alanının bir sınırı da yok, nerede başlar nerede biter anlamadım. Ayrıca bolca köpek var. Arada köpekler havlamaya başlarsa anlayinki inekler çadır alanına yaklaşmıştır. "Dandini dandini dasdanaa danalar girmiş bostana" deyip inekleri kovmak üzere havlayarak koşmaya başlıyorlar hemen. Hepsinin yeri de belli sanırım. Bizim çadırın etrafında üç tane arkadaşımız miskin miskin yatıyor... Yine de sevdim burayı.


Hava kararırken şarabımızı alıp sahile iniyoruz. İn cin top oynuyor sahilde ama 50 metre ötemizdeki yoldan geçen arabalar etrafı aydınlatıyor. Bir yanda müziğimiz, karanlık denizdeki dalga sesleri, yıldızlar... İğneada'ya hemen ısınıyoruz. Su da çok güzel... Gece gece denize girmek de... Bu arada sinek kovucu alıp İğneada'ya girer girmez her yerinize sıkmayı unutmayın. Sinekler çok fena yoksa, neyse ki sinek kovucu işe yarıyor.


Sabah 8 gibi kalkıp uzun bir yürüyüşe çıkıyoruz. Orman yolundan, 7 km ötedeki Limanköy'e yürüyoruz. Çadır alanında yanımızda uyuyan üç köpek de tüm uyarılarımıza rağmen bizimle yürüyorlar. Limanköy'de pek yapacak bir şey yok, deniz kenarındaki limanı da köye 3 km. Köyde biraz soluklanıp liman üzerinden yine yürüyerek dönüyoruz. İğneada'ya gidenlere pek tavsiye etmem bu yürüyüşü lakin sabah yürüyüşü vücudu dinçleştiriyor...


Dönüşte çok açız. Hemen  İğneada merkezde bir yer kestiriyoruz gözümüze ve ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anlıyoruz. Yasemin Hanım'ın işlettiği Korfa Koliba'da kahvaltı tabağı ve karışık omlet sipariş ediyoruz. Artık kullanılan yağdan mı, tereyağının doğallığından ya da yumurtaların tazeliğinden mi bilmiyorum omlet çok lezzetli. Kahvaltılıklar da öyle. Hele ömrümde ilk kez tattığım nane reçeli değişik lezzetlere açık olanların eminim ki çok hoşuna gidecektir. Ertesi sabah yeniden gelmek üzere ayrılıyoruz  mekandan.


Öğlen arasında çadırda dinleniyoruz. İstanbul'da sıcaktan bunalıp kaçan birisi olarak İğneada'da hava gayet güzeldi ama öğlen 3'e 4'e kadar dışarda dolanmamak en hayırlısı. Biz de öyle yapıp akşamüstü 12 km. uzaktaki Beğendik köyüne gidiyoruz. Şansımıza deniz çok dalgalı. Biz de İğneada'ya geri dönüp denize giriyoruz. İğneada civarındaki sahillerde nerede denize girilebileceği tamamen sizin şansınıza kalmış. Bugün sütliman olan bir yer yarın gayet dalgalı olabilir.


Akşam olurken yemeğe yeniden Beğendik sahiline gitmeye karar veriyoruz. Sahilde "tenekede tavuk" yapılıyormuş. Eger siz de gittigğinizde yemek isterseniz ya 1,5 saat önceden arayıp sipariş vereceksiniz ya da sipariş verip 1,5 saat sahilde takılacaksınız çünkü pişmesi 1,5 saat sürüyor. 8'de yeniden Beğendik'teyiz ve tavuğumuz hazır. Koca bir tavuk ve yanında tavuğun yağıyla hazırlanmış türlü iki kişi için çok fazla. Üç kişiyi gayet iyi doyurur. Tavuk da türlü de çok lezzetli. Hepsi toplam 35 TL.


Gece yeniden sahilde kumlara serilip şarabımızı içiyoruz. Ama bu sefer biraz daha erken geçiyoruz çadırımıza. Yarın Longoz Ormanlarında dinç olmamız lazım.


Sabah ilk istikametimiz çantamıza suyumuzu koyup İğneada'nın doğu tarafındaki sahil. Sahil boyunca 5-6 km yürüyüp arada sahil boyunca uzanan ormanlara dalmaya çalışıyoruz fakat buradaki sinekler-böcekler yüzünden ilerlemek imkansız. Bir dahakine daha sağlam kıyafetler hatta arıcı maskesiyle gelmek gerektiğine kanaat getirdik. Ayrıca yazın değil şubat-mart daha uygun olabilir.


Dönüşte yeniden Yasemin Hanım'ın güzel yemeklerine yumuluyoruz. Dünküleri öyle sevdik ki hiç değiştirmiyoruz siparişleri. Bu sabah çok güzel kurabiye de yapmış... Ayrilik saati geldi. Dönüşümüzü Demirköy-Dupnisa Magarası-Demirköy-Sivriler-Kızılağaç-Kıyıköy üzerinden yapıyoruz. Demirköy'den 25 km uzaklıktaki Dupnisa Magarası belediye tarafından işletilen güzel bir yer. Buralara kadar gelmişken mutlaka görülmesi gereken yerler arasında... Milyonlarca yilda oluşmuş sarkıtlar ve dikitler arasında dolaşmak mekana hayran kalmamızı sağlıyor. İğneada ve civarını gezmek gerçekten doyurucu...


Fotoğraf Listesi:


1- Çadır Alanı

2- Beğendik Köyü Plajındaki dalgalı sahil
3- Dupnisa Mağarası'na giderken geçilen büyülü orman yolu manzarası
4- Dupnisa Mağarası

Önerilen Sayfalar:


- Karayoluyla Yunanistan & Bulgaristan 1 - Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Kavala

- Karayoluyla Yunanistan & Bulgaristan 2 - Halkidiki, Selanik ve Seres
- Uçmakdere'de Kamp ve Şarköy'e kadar uzanmak
- Edirne'de İki Gün
- Saros Körfezi
- Gökçeada

19 Aralık 2011 Pazartesi

RocknCoke Merkezinde Müzik Festivalleri


60'lardaki Woodstock festivalinin hayaliyle, filmleriyle, hikayeleriyle büyümüş bir nesil olarak 90'ların sonunda müzik festivalleriyle tanıştığımıza çok sevinmiştim. 60'lar, Bukowski, Burroughs, çiçek çocuklar, hippiler, sex drugs & rock'n roll... 90'ların sonu gelirken artık 'altın çağ'ı yaşama imkanı yoktu elbette ama yine de şansımızı zorlamaya çalışıyorduk. Önce h2000 geldi radarıma. Biz de acemiydik, organizatörler de. Sağdan soldan bulduğumuz çadırlarla cebimizde üç kuruş para giderdik festivale. Doğru düzgün içecek paramız bile olmazdı. Organizasyonda da her şey aksardı: ulaşm, konaklama, müzik, tuvalet... Tuvaletler en problemli kısım olur daha ilk saatlerde iflas eder kullanım dışı olurdu. Kilyos'ta çalılık yerler boldu neyse ki... Bir seferinde hatırlıyorum da Starsailor gelecek diye gitmiştik, ödeme mi yapılmamış ne iptal olmuştu konser. Yine de dağda bayırda çadırda konaklamak, arkadaşlarla içip yıldızların altında geceyi geçirmek güzel gelirdi...

Sonra olaya Coca Cola ve Pozitif şirketleri dahil oldu. Şirketlere, kapitalizme karşıydık ama yapacak bir şey de yoktu. Hele bir de kola şirketinin yapacağı rock festivali olayı çok yumuşatıyordu. Hani rock muzik dinleyip devrim yapma hayallerimiz yoktu ama bu kombinasyon da çok abuk geliyordu. Yine de elimizdeki 'mal' buydu ne yazık ki. İlk Rock'nCoke'ta beleş biletlerim vardı elimde. Bütün arkadaşlarımı topladım festivale, çadır da kurmuştum görevli olduğumdan. Sabah erkenden başlayıp akşamın bi vaktine kadar içip durdum bu sayede. 2000'ler gelmiş çalışıp para kazanmaya başlamıştım ne de olsa. İlk Rock'n'Coke'ta karşılaştığımız bir problem var ki 2010'larda hala çözülememişti: Katılan gruplar çok zayıftı. Hatırladığım isimler Sugababes, Pet Shop Boys, Echo and the Bunnymen'e (ki çok sevmiştim onları sahnede, o ayrı) bakınca çok da heyecanlanmamamı anlıyorum aslında. Yıllar boyunca da devam etti bu hayal kırıklığı. İlk bir kaç seneden sonra artık heyecanımı iyice yitirmiştim. Zaten BarışaRock başlamıştı. Rock'nCoke'a olan tepki çok büyüktü. RocknCoke'un bütçesi Avrupa'daki festivaller ayarında bir programa izin vermiyordu kesinlikle. Barışarock da eklenince bir sene iptal ettiler RocknCoke'u. Yıllar sonra 2011'de festivaller de küreselleşti. Sonisphere sadece bir ülkede değil turneye çıkıp bir çok Avrupa ülkesinde düzenlenmeye başladı. Yıllardır Rammstein'ı bekliyordum ve bu fırsatı kaçırmadım. Bu sefer çadır-kamp-doğa yoktu. Beşiktaş İnönü Stadyum'undaydı festival. Hoş bir konser olması dışında bir anlam ifade etmedi ne yazık ki.

Aynı yaz RocknCoke yeniden başladı ve bu sefer arabanın arkasına yüklediğimiz çadırla gittik RocknCoke'a. Yaş sınırının 16 olduğunu teyit edip yeğenimi de aldım yanıma; hatta yeğenim bahane oldu 30'dan sonra festivale gitmek için. Decathlon'da ucuz çadır ve mat bulduk. 2 kişi 2 günlük sınırsız bilete 300 TL ödedik. Yılların deneyimiyle çadırı sınırdaki paravanların dibine kurduğum için sabah 2 saat fazla uyuyabildik ama güneş büyük bir problemdi, festivalde gölgelik alanların toplamı çok azdı ve gündüz yapacak hiç bir şey yoktu. 30 yaşından sonra da her ne kadar tüm lüksü sağlasan da festival şartları zorluyor adamı. Kim bilir kaçıncı kez "yeter artık bir daha gelmeyeyim festivale" diyerek ayrıldım RocknCoke'tan. Program yine zayıf kaçmıştı. Ben de biraz yaşlı sanırım... Bir uyumsuzluk olduğu kesin.

Bundan sonra tatilimi uydurursam Avrupa'daki büyük festivallerden birine gitmek anca paklar beni sanırım. Bir de Burning Man var tabii ki. Onu pek müzik festivalinden saymıyorum gerçi. Sorunun bende mi buradaki festivallerde mi olduğunu başka türlü anlayamayacağım... Bakalım belki yakın zamanlarda yurtdışı festivalleriyle karşılaştırırım Türkiye'dekileri belli mi olur.

Fotoğraf Listesi:

1- RocknCoke2011
2- RocknCoke'a sandalyeleriyle gelenlerin keyfi
3- Kadayıf kokan yaşlı herif Sonicsphere'de
4- Sonicsphere sahne
5- RocknCoke'ta çadırdan sahneler