Bir tam günlüğüne Milano'ya geleceğimi öğrendiğimde son İtalya gezime Milano'yu eklememiş olmanın sevincini yaşıyordum. Milano İtalya'da ziyaret edeceğim 6. şehir. Gerçi şehir merkezi dışına çıkma şansım olmayacak ve meşhur Como Gölü'nü göremeyeceğim ama bir dahaki Milano gezim için güzel bir başlangıç olacağı kesin.
İş gezisi olunca havaalanındaki Shereton'da kalıyorum. Bu uzuuuuun otelden şehir merkezine ulaşım Malpenza'dan ulaşımla aynı. Otelde spor salonu 24 saat açık. Şehre gitmek için, havaalanının çıkışına yakın bilet gişesi göreceksiniz. Bilet makinaları da var ama ben kullanmayı başaramadım. Havaalanına günübirlik gidiş dönüş bileti 15€. Tek yön ise 11€'ymuş. Bilet gişesinden çıkar çıkmaz hemen alt kattaki treni görünce saşırmamak elde değil. İki katlı otobüslere alıştık ama iki katlı tren de neyin nesi oluyor şimdi? Hemen üst kata kurulup 20 dakikada bir hareket eden treni bekliyoruz. İstikametimiz Cadorna istasyonu. Yolda telefonuma kopyaladığım Milano gezi yazılarını ve İphone için hazırlanmış ücretsiz Milano Şehir Rehberi'ni (tam ismi Milan City Travel Guide) inceliyorum. Vee 35 dakikada Cadorna istasyonundayız.
Nisan 2012 başı ve hava şansımıza bulutlu. Güneşli bir günde gezmek ne güzel olurdu diye düşünürken önce Castello Sforzesco'nun içinde buluyorum kendimi. Bu eski kale belli ki sağlam restore edilmiş. Kalenin arka tarafından çıkıp büyük parka atıyorum kendimi. Etrafta tek tük insan var ve yeşil zümrüt yeşiline dönüyor bulutlarla beraber. Yoksa güneşten ziyade bulut daha mı yakışıyor Milano'ya? Parco Sempione'yi tavaf edip Arena'nın arkasından yürümeye devam ediyorum. Hedefimde 10 Corso Como var ama oraya gelmeden 200 metre önce aynı sırada (sağda) gördüğüm bi eskici de çok hoş ürünler satıyor. Şehrin popüler yerlerinden, şık mağazalarından önce 10 Corso Como'yu buluyorum. Özellikle üst kattaki kitap-tasarım mağazasında ilginç ama pahalı ürünler sunan bu mağazanın outlet'i Via Tazzoli'nin doğu ucunda yer alıyor. Yürüyerek 5 dakika mesafede. Outlet kısmında tasarım ürünlerden ziyade kitap ve kıyafet bulabilirsiniz. Ünlü markaların seri sonu ürünlerinde %50 indirim vardı. Türkiye'de indirimleri takip edip daha ucuza bulunabilir sanki, bilemiyorum...
Merkeze dönerken yine Parco Sempino'dan geçiyorum yine. Şimdi yavaş yavaş dalabilirim Milano'nun lüks markalarının olduğu sokaklara. Tahmin edeceğiniz üzere İtalyan markalarının hepsi sıra sıra dizilmiş sokaklara. Dante caddesi boyunca değişik dükkanlara uğruyorum. Kıyafetten ziyade hediyelik eşya, kitap, oyuncak satan dükkanlara... İlgimi çeken bir dolu ürünü inceleyip evde ıvır zıvır depolamamak için sadece bakıp geçiyorum. Böyle böyle Duomo meydanına kadar geliyorum. Önce meydandaki Galleria Vittorio Emanuele II'yu ziyaret ediyorum. İçimdeki "ben burayı biliyorum" hissinin sebebini iki dakikada çıkartıyorum: Aynısı Napoli'de yok muydu bunun? Güzel bir bina... Zemindeki mozaikleri, yüksek ve camdan tavanı ile bir sene sonra eski bir tanıdıkla karşılaşmış gibiyim. Biraz ara sokaklarda dolaşıyorum ve bu sefer de karşıma Torre Velasca binası çıkıyor. Daha yeni "100 çirkin bina" listesinde görmüştüm de o kadar çirkin gelmemişti bana. Yakından bakınca sanki listedeki yerini hak etmiş gibi geldi.
Karnım acıkmaya başladı. Milano'yla ilgili blog yazılarından topladığım restoranların hemen hemen hepsi şehrin uzak yerlerine denk geliyormuş ne yazik ki. Neyse sonunda tam merkezde bir yer buluyorum listeden. İsmi Ciao ve Duomo Meydanı'da Galleria Vittorio Emanuele II'nin girişinin hemen yanında. İkinci kattaki bu self servis restoranda tam makarna alacakken gözüme Paella çarpıyor. Kim bilir ne kadar oldu yemeyeli. İtalya'ya gelmişken İtalyan yemeği yemeliyim demeyip Paella alıyorum hemen. Gerçekten özlemişim. Barcelona'da yediğim kadar olmasa da gayet lezzetli. Paella + kolaya 9€ ödeyip çıkıyorum Ciao'dan. Hemen çıkışta soldaki dondurmacıdan da dondurmamı alıyorum. Hele kavunlu dondurmayı ne güzel yapıyor bu İtalyanlar. Keyfim yerinde.
Şimdi Duomo'ya çıkabilirim. Asansörle 10€ yayan 6€ ve 250 basamak var. 170 basamak çıkınca ilk terasta bir mola veriliyor. Duomo'nun çatısındaki sütunların üstündeki heykeller göğe doğru uzanıyorlar. İşte Milano'nun en etkileyisi yeri burası. Hem şehir ayaklarınızın altında hem de bu heykeller sizi bambaşka dünyalara götürecek kadar etkileyici. Vampirli filmlere güzel dekor olur bu çatı. Her yer mermer, oymalı, hüzünlü ve tek renk. Hafif çiseleyen yağmur da dekoru tamamlıyor. Terasta tadilat var, yine de hem şehri hem Duomo'nun çatısını izlemek güzel. İnişte içine giriyorum. Duomo'yu ziyaret etmek ücretsiz. Duomo'nun içi İstiklal Caddesi'ndeki San Antuan'a benziyor. Biraz daha büyüğü elbette (dünyadaki en büyük üçüncü kiliseymiş). Roma'daki kiliselerin şaşaasından ziyade hüzün hakim Duomo'ya. Gri tonlarında karanlık bir kilise ama yine çok etkileyici.
Ardından Milano'nun ikinci büyük parkına Giardini Pubblici'ye gitmeye karar verdim. Bazı yerlerde ismi Giardini İndro Montanelli diye de geçiyor. La Scala Tiyatrosunu karşınıza alıp sağa doğru Via A. Manzoni'yi takip edince karşınıza çıkıyor. Aksam 9'a kadar açık parkta köpeğini gezdirenler ya da köpekler rahatça koştursun diye ayrılmış alanda özgürce koşmalarını izleyenler, çimlerde oynayanlar, çimler ıslak diye banklarda sevişenler... Milano'da tüm şehre inat zamanın gayet yavaş aktığı bir yer burası. Peyzajı da çok hoş, sanki şehrin göbeğinde değilsiniz gibi her şey. Hava çiselemeye gökyüzü sadece bulutlardan değil aynı zamanda uzaklara giden güneşten dolayı da karanlığa dönmeye başlarken geri dönüş yoluna koyuluyorum. Yine Cadorna istasyonu ve Malpensa'ya giden çift katlı tren. Öyle yorulmuşum ki uyukluyorum trende. Rüyamda Milano'ya bir sonraki gelişimde gitmek istediğim Como Gölü'nde gezinmeye başladım bile...
Önerilen Sayfalar: İtalya'ya gidecekler buralara da baksın
- Napoli
- Torino'da Bir Haftasonu- Roma'nın Mimari Şaheserleri
- Floransa
- Çarşılı köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio
- Venedik'te Bir Gün
- Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı
- Pisa
- Bologna'da Porticolar Altında Bir Gezi
Fotoğraf Listesi:
1- Galleria Vittorio Emanuele II'nun içi
2- Torre Velasca Binası
3- Duomo'nun çatısından Duomo Meydanı
4- Duomo'nun çatısı
5- Duomo'nun çatısındaki heykeller
dinceryazici79@gmail.com
Floransa'dan 11:08 treniyle Roma'ya doğru yola çıkıyoruz. 2 gün
Roma'dayız. Firenze SMN istasyonundan kalkan hızlı tren bazı yerlerde
250 km'yi bulan süratiyle 12:40'ta varıyor Roma Termini istasyonuna.
Ulaşım:
Roma'nın ulaşım konusundaki en merkezi yeri Termini Tren Garı. Buradan hem şehir içindeki merkezi noktalara yürüyerek ya da metro ve otobüsle ulaşım imkanınız var hem de havaalanından buraya ulaşım çok kolay. Roma'ya sonraki gidişlerimde uçakla Fiumicino Havaalanına indim. Sonrasında Termini'ye iki ulaşım imkanı var: İlki Leonardo hızlı treni. Yaklaşık 30 - 35 dakikada Termini'ye varıyor bu tren. Fiyatı tek yön 14 €. Yok bu kadar para ödemek istemiyorsanız o zaman Terminal 3'ün önünden kalkan otobüslerle 6 €'ya Termini'ye ulaşabilirsiniz. Otobüsler köprünün altından kalkıyor ve hemen öncesinde de bilet gişeleri mevcut. Dönüşte yine Termini'nin yan tarafından havaalanına kalkıyor otobüsler; bu sefer biletleri otobüsünün girişinden alabilirsiniz. İnternetten saatli bilet alırsanız otobüse bineceğinizin garantisi yok haberiniz olsun. Önce gelen boş koltuğa oturuyor. Ulaşım trafiğin durumuna göre 30 dakikayla 50 dakika arasında sürüyor.
Konaklama:
Otelimizi de Termini'ye yakın bir noktadan seçtik ki işimiz kolaylaşsın.
Otele geçmeden önce Termini tren istasyonunda Tourist Information
arıyoruz. Öyle bi yere saklamışlar ki bulmak çok zor. Kabaca tarif etmek
gerekirse trenden inip yüzünüzü istasyona verince sol kanatta ama
arkanızda kalacak. Siz yine de inince bi polis memuruna sorun derim,
istasyonun iç kısmında aramayın boşuna. İnince Roma Pass'ı buradan
aldık. Ne kadar müze gezmek istediğinize bağlı Roma Pass işinize
yarayabilecek bir kart. Bir haftalık otobüs+metro 16€'muş. Roma Pass ise
iki müze girişi + 3 gün sınırsız metro ve otobüs dahil 30€. Ayrıca bir
tavsiyede bulunayım: Roma'ya giderken yanınızda yeterli miktarda Euro
bulunmasına dikkat edin. Ben biraz da Dolar almıştım gerekirse
değistiririm diye, Termini'deki Döviz bürosu %30'a yakın komisyonla
değiştiriyor doları euro'ya. Aman diyeyim dikkatli olun... Elzemse gidin
başka yerlere de sorun.
Otelimiz Hotel Marcantonio, Via Cavour üstünde Termini çıkışı sol
tarafta. 5 katlı bi binanın her katı başka bi otel, bizimki 5. katta.
Hızlı interneti, kahvaltısı, temiz odalarıyla iki gün iki kişilik oda için 100 € ödüyoruz otelimize. Resepsiyondakiler gayet ilgili ve güler yüzlü
insanlar. Kahvaltı için bir salonları olmadığından sabah istediğiniz
saatte kahvaltınız odanıza geliyor; yatakta kahvaltı zevki de gayet
güzel.
Termini oteller konusunda çok fazla seçenek sunuyor. Bir sonraki gidişimde yine Termini'de bu sefer Miami Guesthouse'da kaldım. Ortak banyolu 2 kişilik odanın geceliği 40 Euro'ydu. Yeri itibariyle göçmenlerin bolca sokaklarda dolaştığı bir hostel burası ama güvenlik konusunda çok da sıkıntı hissetmedim.
Gezilecek Yerler:
Önce yakınlarda bi şeyler atıştırıp ardından metroyla Vatikan'a doğru
yola koyuluyoruz. Aslında o güzel kilise dışında Vatikan toprağı olan
yerleri de görmek niyetindeyiz. Ancak saat akşama geliyor ve sadece o
görkemli Saint Pietro Bazilikasını görme şansımız oluyor. Şimdiye kadar
gördüğüm en görkemli kilisede miyim yoksa? Bütün tavanlar, duvar
süslemeleri, zemin... Her yer çok etkileyici. Dini sanata olan
hayranlığım katlanıyor bu kilisede. Ardından şehri yürüyerek dolaşmaya
başlıyoruz. Saint Angelo Kalesi'nin önündeki heykellerle süslü köprüden
Tevere Nehri'ni katedip sokak aralarından Piazzo Navona'ya gidiyoruz. Çok eğlenceli bir meydandayız... Etrafta cafeler, restoranlar, meydanın
ortasında değişik kostümleriyle fotoğraf çektirenler, gösteri
sunanlar...
Yolumuzdaki bir sonraki yer Pantheon. Neredeyse 2000 yıllık bu tapınağın
görkemi Roma'ya iyice hayran bırakıyor bizi. Bu arada Pantheon'a yağmurlu bir günde girerseniz tepesindeki boşluktan içeri yağan yağmuru izleyebilirsiniz. Yürüdükçe karşımıza çıkan
görkemli yapılar bir noktadan sonra yoruyor bizi. Roma'dan ayrılana
kadar dinmiyor hayranlığımız.
Sant'Andrea della Valle kilisesine akşamüstü girdiğimizde camlardan
sızan ışıkların aydınlattiği altın rengi kilise gözümüzü alıyor. Her
seferinde başka bi güzellik karşımıza çıkıyor.
Vittorio Emanuele ll anıtına ulaştığımızda hava kararmaya başlıyor.
Anıtı karşımıza alıp sağından Isola Tiberina Adası'na inmeye başlıyoruz.
Tevere'deki bu şirin ada mart ayı akşam saatlerinde boşalmış meydanıyla
kendine has hoş bir hüzün taşıyor. Geriye dönüp tarihi kısımların
güneyinden Kolezyum'a ulaşıyoruz. Yarın yeniden geleceğiz ama gece
karanlığında da büyüleyici bir yapı var karşımızda. Otelimize dönme
vakti geldi. Roma Pass'ımızla metroya atlayıp geliyoruz Termini'ye.
Sabah erkenden odamıza gelen kahvaltıyla uyanıyoruz. Kahvaltı gayet
güzel. Bu sefer Republica Meydanı üzerinden Fontana Tritone'a geçiyoruz
ilk. Roma'nın çeşmeleri de çok güzel. Yolda gördüğümüz dört yolun dört
köşesindeki çeşmeler de iyiydi. Ardından İspanyol Merdivenleri'ne ev
sahipliği yapan Spagna Meydanı'na yürüyoruz. Aylardan Mart ama hava
gayet güneşli. Çok uygun zamanda gelmişiz, ince kiyafetlerin üstüne
biraz kalın kıyafetler giyip duruma göre fazlalığı çıkartıp dolaşıyoruz
sokaklarda. Turist kalabalığı giriş kuyruğu yok. Rahatça görüyoruz her
yeri. İspanyol Merdiveni fotoğraflarındaki kadar etkileyici değil. Ya da
artık gözümüz doymaya başladı güzelliklere. Piazza del Popolo'ya kadar
gidip meydanda ufak bir mola veriyoruz. Bir sonraki hedefimiz meşhur
Aşk Çeşmesi Fontana di Trevi. Via del Corso boyunca inerken sağdaki
Traianus Sütunu çok hoş. Fontana di Trevi de öyle. Koca binanın bir
cephesini kaplayan çeşmenin önündeki alan küçük ama çeşme çok
etkileyici. Dilek paralarımızı atıp etraftaki cafelerde bir şeyler
atıştiırıyoruz. Hamur işlerini özellikle de tatlı olanları İstanbul'da çok özleyeceğiz.
Sırada Kolezyum var. Roma Pass'ımızla VIP gibi geçiyoruz sırada
bekleyenlerin yanından. Roma'da gördüğümüz tek kuyruk Kolezyum'da.
Kolezyum'un zamanında nasıl bir yer olduğunu filmlerden/dizilerden
bilmeyenler için içerideki çizimler faydalı olabilir. Hemen yandaki Roma
Forum'un V. Emanuele tarafındaki girişini zorla bulup bu eski Roma şehri kalıntılarına geçiyoruz ardından. Bir kısmı gözümüzde canlansın
diye restore edilmiş kalıntılar o dönemi canlandırması açısından ufuk
açıcı. Ne yazik ki Palatini bölgesindeki kimi kısımları kapalı olduğu
için ziyaret edemiyoruz. Yine de bahçeler, yollar aradan yıllar
geçmesine rağmen üstüne otel yapılmaya çalışılmadan iyi korunmuş
sayılır.
Artık günün sonu gelirken Piazza Porta San Giovanni'ye gidiyoruz Via San
Giovanni in Laterano boyunca. Yine etkileyici bir kilise çıkıyor
karşımıza. Artık yavaş yavaş akşam olurken acıkmış bir halde karşımızda
Pastarito Pizzarito'yu görüyoruz. Roma'yla ilgili gezi bloglarında
hakkında övücü sözler duyduğumuz bu mekanı biz çok baska yerlerde
ararken birden San Giovanni kilisesinin arkasındaki meydandan aşağıya
metroya doğru inerken yolun karşısında buluyoruz. Hemen dalıyoruz
içeriye. Makarnaları enfes. Gerçi hiç duymamış olsam da Türkiye'de de şubeleri varmış İstanbul, Ankara ve İzmir'de... Roma'ya kadar
gelemeyenler Türkiye'de de bulabilirler Pastarito Pizzarito'yu.
Leonardo Müzesi:
Roma'da bir kaç yerde Leonardo'nun hayatını anlatan, çizimlerinden yola çıkılarak yapılmış aletlerin sergilendiği müzeler mevcut. 2017 Ekiminde giriş 10 Euro'ydu kişi başı. Roma'da turistik yerlerin fiyatlarına sürekli zam yapıldığından siz gittiğinizde kaç olur belli olmaz. Özellikle çocuklar ve gençlerin daha ilgisini çekebilecek bir müzeydi bizim gezdiğimiz. Yani öyle çok da beklentiniz büyük olmasın derim.
San Pietro in Vincoli Kilisesi:
Bu kilisenin önemi Michalengelo'nun yaptığı Musa heykeline ev sahipliği yapması. Bu boynuzlu (ya da ışınlı) heykel Freud'un da çok ilgisini çekmiş ve Musa ve Tek Tanrıcılık kitabını yayınlamadan önce bir çok kez bu kilisedeki heykelin karşısında oturup saatlerce bu heykeli izlemiş.
Sabah erken kalkıp Termini'den 14€'ya aldığımız biletlerle Fiumicino
Hava Limanı'na gidiyoruz. Bileti gazete gişelerinden alabilirsiniz.
Yarim saatte bir 22 ve 52 geçelerde 24 numaralı reyondan kalkan Leonardo
Express treniyle yarım saatte gidiyoruz hava limanına. Roma'daki mimari şahaserlerin tadı hala damağımızda...
Roma'nın Az Bilinen Yerleri:
Kolezyum, Vatikan, Panteon, Aşk Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri... Bu popüler yerler dışında alternatif bir şeyler arayanlara neler var Roma'da?
Cestius Piramidi:
Roma'nın eski merkezinin sınırında 2000 yıllık bir piramit sizi bekliyor. Termini'den yürüyerek 45-50 dakikalık mesafedeki bu piramidin hemen yanında metro durağı da var. Roma İmparatorluğu Eski Mısır'ı ele geçirince Roma'da bir Mısır modası başlıyor. İşte o dönem Caius Cestius için yaptırılıyor bu 37 metre yüksekliğinde, tuğladan yapılıp dışı beyaz mermerle kaplanmış piramit. Şehrin surları inşa edilirken duvardan kazanmak için piramidi de surlara dahil etmişler. 16. yüzyılda şehirde ikinci bir piramit daha varmış, şimdiki Vatikan'ın oralarda. Halk bu iki piramidi Romus ve Romulus'un mezarları sanıyormuş. Diğer piramit Vatikan'daki inşaat işleri sırasında yıkılıp dışındaki mermer bazilika için kullanılmış. Cestius Piramidini şimdilerde ayın belli günlerinde önceden randevu alarak için ziyaret etmek mümkün.
Princilla Yeraltı Mezarları:
Via Salaria üzerinde girişi olan bu yeraltı mezarları 2. - 4. yüzyıllar arasında kullanılmış. Öncesinde taş ocağı olan bu yapı 3 katlı ve toplam uzunluğunun 22 km'yi bulduğu söyleniyor. Şimdilerde kısa bir kısmı rehberli olarak gezilebilen mezarlıkta günümüze ulaşan duvar resimleri de mevcut. 2.30'da İngilizce rehberli tur başlıyor.
Sen İgnazio Kilisesi (The Church of Saint Ignazio):
Roma kilise cenneti zaten ama bu kiliseyi diğerlerinden ayıran özelliği tavanındaki 3 boyutlu çizim. Kiliseyi yaparken süslü bir kubbe de yapmak istiyorlar ama paraları yetmiyor. Onlar da girişte sanki büyük bir kubbe varmış izlenimi verecek şekilde tavana 3 boyutlu bir resim çiziyorlar. Resmin tam altına gelince 3 boyut efekti yüzümde hafif bir tebessüm yarattı.
Santa Maria Della Concezione Mezarlığı:
Kilisenin altında yer alan bu mezarlık Kapuçin rahiplerinin ölüme yaklaşımlarını görmek için ilginç bir imkan sunuyor. Benzerini Çekya'nın Brno şehrinde de gördüğüm bu mezarlarda duvarlar ve tavan kemiklerle süslenmiş durumda. Kuru kafalar, envai çeşit kemik ve bütün iskeletler size ölümü sorgulatıyor.
Ne Yenir:
Aralık 2016'da Roma'ya ikinci gidişim tam bir lezzet şöleniydi. Yemek üzerine çok iyi araştırmalar yapmış arkadaşlarımla şehrin yemek mekanlarını ziyaret ettik. Bu arada mekanlara önceden rezervasyon yaptırmanızı şiddetle tavsiye ederim çünkü hem her saat açık değiller hem de çok dolular. En beğendiğimizden başlayıp sıralayayım bu mekanları ve neler yediklerimizi ve 2016 sonu itibariyle kimilerinin fiyatlarını:
1- Trattoria da Cesare:
En beğendiğimiz restoran, turistik merkezden uzakta, neredeyse içerisi tamamen İtalyan dolu bu sade Trattoria oldu. Via del Casaletto 45 numaradaki bu restoran iki numaradaki Felice'yle kıyaslandığında fiyat olarak da daha uygundu.
Yemekler:
- Cacio e Pepe (Kaçço pepe diye okuyabilirsiniz) çok lezzetliydi. Dünyada en iyi Cacio e Pepe yaptığı söylenen Felice'deki kadar lezzetliydi diyebilirim. (7 €)
- Kızarmış Gnocchi (Gnocchi Fritti) önden atıştırmalık olarak geliyor ama özellikle kremalı sosuyla bir lezzet şöleni sundu hepimize. (9€)
- Ispanaklı Ravioli (Ravioli Pomodoro): Makarnalar arasında en az beğendiğim buydu lakin yine de kötü dersem ayıp etmiş olurum. (12€)
- Trippa alla Romana (İşkembe): Et yiyenler için mekanda en sevilen yemek buydu. İşkembeyi sadece çorbada yemeye alışkın biriyseniz bunu denemelisiniz. Beğenilince ikincisi de sipariş edildi. Daha sonra başka mekanlarda da sipariş etmemize rağmen buradaki kadar lezzetli gelmedi hiç biri. (11€)
Tatlılar:
- Tiramisu: İdare eder. Daha iyisini Felice'de yedik. (6€)
- Creme Caramel: Ben ki krem karamel düşkünü olmayan biriyimdir, ben bile beğendim. (7€)
- Millefoglie: Gecenin favori tatlısı buydu. Milföy hamuru ve kremayla yapılan enfes bir tatlıydı. (7€)
İçkiler:
- Ev yapımı şarapları enfes. Yarım litre beyaz şarap 4 €'ya geliyor.
2- Da Felice:
Şehir merkezine daha yakın bu restoranın konumunu Piramide yürüme mesafesinde olarak aklınızda tutabilirsiniz. New York Times'ın ana sayfasından tanıttığı restorandan dünyanın en iyi Cacio e Pepe'sini yapan yer olarak bahsediliyor. Fiyatı diğerlerinden yüksek.
- Cacio e Pepe: Alt tarafı makarna ve peynir, ne kadar farklı olabilir ki? Da Felice size bu sözünüzü yalatır baştan söyleyeyim. O ne nefis bir tattır öyle. Bir çok yerde yedik ama bu kadar lezzetlisini görmedim. Ayrıca hazırlanması da bir görsel şölen: Masanızda özenle karıştırılıp servis ediliyor.
- Spagetti with Clams (Midyeli Spagetti): Sosu lezzetli. Yiyenler pişman olmadı ama orta karar buldular.
- Roast Lamp with Potatoes (Patatesli kuzu eti): Et beğenildi.
- Kapris Salata: Aslında menüde yok ama ben isteyince hazırladılar. Taze mozzarellalarla enfesti.
- Tiramisu: İşte gezi boyunca yediğimiz en güzel tatlı. Alıştığınız tiramisunun dışında bir lezzet ama böylesine güzelini yemedim. Zaten New York Times da Cacio e Pepe'yle beraber Tiramisusunu çok övmüş, dedikleri kadar var.
3 - Da Francesco: Şehrin tam merkezinde yer alan bir pizzacı. Öğlen 12-15.30 akşam 19-24.30 arası açık. Özellikle pizzaları çok lezzetli ama makarnalarını da beğendik. Margaritha Pizzasının (8€) tek rakibi Napoli'deki Di Matteo olabilir anca. Trüf Mantarlı Pizza'sı da (16€) fena değil ama bir Margaritha Pizza değil ne yazık ki. Tatlı olaraksa tavsiyem Zabaione Con Uova Di Parisi. Bu yumurtayla yapılan tatlının içinde çilek de var ve böyle şahane bir tatlıyı çok az yerde yediğimi söyleyebilirim. Genel olarak Da Francesco'nun fiyatları diğerlerine kıyasla orta karardı.
4- Ristorante Archimede: Da Francesco'ya bir kaç yüz metre mesafede merkezi bir restoran.
Yemekler:
- Tonnarelli Cacio: Bu da yine lezzetli bir Cacio e Pepe'ydi. (12€)
- Melanzane alla Parmagiana: Patlıcan ve Peynir. Gecenin en başarılılarından biriydi (10€)
- Tagliata Filetto: Biftekli salata. Et severler beğendi (22€)
İçki:
- Kırmızı ev şarabı lezzetliydi (10€)
Tatlılar:
- Tiramisu, Panna Cotta (çilek sosluydu) ve krem karamel. Üçü de iyiydi. (Tanesi 6 €)
5- La Gallina Bianca: Termini'ye yakın bu pizzacının pizzaları fena değil ama bir Da Francesco değil tabii ki.
6- Roscioli: Şehir merkezinde ve yan yana 3-4 şubesi olan bir mekan. Kafesi, şarküterisi, pastanesi ve restoranı var. Çok dolu bir mekan ve fiyatları diğerlerinden yüksek, Da Felice ayarında.
Yemekler:
- Capanata Della Tradizione Siciliana: Sosta pişmiş patlıcan, üstünde roka. Çok az servis ediliyor ama lezzetli (13 €)
- Hamburger di Mozzarella: Ekmek, mozzarella peyniri ve domuz salamıyla yapılan hamburger. Yanında pesto sos, domates ve balzamik sirke. (14 €)
- Cacio e Pepe: Her yerde olduğu gibi burada da yedik ve beğendik.
İçki:
- Mekanın geniş bir şarap menüsü var. Biz tercihimizi Montepulciano d'Abruzzo'dan yana kullandık. Kıvamlı ve lezzetli bir şaraptı (20€)
7- La Focaccia: Da Francesco'da yer bulamadığımızda yakınlarda bu pizzacıyı bulduk. Pizzaları Da Francesco'nunkiler kadar olmasa da lezzetli ama fiyatları daha ucuz. Lezzet/fiyat performansı iyi.
8- Bonci Pizzerium: Vatikan'ın arkasında bir pizzacı. Gidenler beğeniyor ama bana pek hitap etmedi bu geniş tepsilerde pişen kalın hamurlu pizza. Ayaküstü atıştırmalık bir mekan.
9 - Ristorante Matricianella: Gittiklerimiz arasında en az burayı beğendik. Kızarmış ricotta ve mozzarella önden atıştırmalık olarak lezzetliydi; lokmanın içine peynirlerim koyup kızartmışlar. Parmaklarımı yemedim ama güzeldi. İşkembeyi burada da sipariş ettik ama yiyenler hiç memnun kalmadı. Şarap menüsü Altın Rehber gibi. Biz seçimimizi Castello Dei Rampolla 2013 Chiantş Classico'dan yana kullandık. İçimden sonra ağızda hoş bir tat bıraksa da orta karardı diyebilirim. Tatlılar arasında en güzeli Limon Sorbe'ydi. Biraz ekşi olsa da güzeldi. Tiramisu ve krem karamel kötüydü.
Öneriler: İtalya'ya gidecekler buralara da baksın
- Napoli
- Torino'da Bir Haftasonu
- Bologna'da Porticolar altında bir gezi
- Floransa
- Çarşılı köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio
- Venedik'te Bir Gün
- Günübirlik Milano
- Pisa
- Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı
Fotoğraf Listesi:
1- Vatikan
2- Altın Rengi iç süslemeleriyle Sant'Andrea della Valle Kilisesi'nin tavanı
3- Kolezyum
4- Fontana di Trevi
5- İspanyol Merdiveni
dinceryazici79@gmail.com
Venedik'ten 12:57'de kalkan trenimiz 3'e doğru varıyor Frenze SMN (Santa
Maria Novella) istasyonuna. Bu Floransa şehir merkezindeki tren
istasyonu ve bizim otelimiz de 200 metre uzakta Via Fiume 17 numarada.
Eski asansörlu 4 katlı bir binanın 4. katındaki odamız için önce 2.
kattaki resepsiyona uğruyoruz. İki kişi iki gece için 82€ otel artı 8€
vergi ödeyip geçiyoruz odamıza. Odamız geniş tavanlı sokak ve ucundan
kıyısından şehir manzarasıyla güzel bir oda. Ufak bi balkonu bile var.
Yarın sabahtan akşama kadar şehri gezmeden önce bugün genel havasını
hissetmek amacındayız. O yüzden "nasıl bi şehir acep Floransa" sorusunun
cevabını bulmak için şehrin sokaklarına dalıyoruz hemen. Venedik'ten
sonra daha yaşayan bi şehir var karşımızda. Venedik hüzünlü gelmişti
akşam saatlerinde loş ışık altındaki boş Floransa sokaklarını gördükten
sonra burası çok daha hüzünlü geliyor bize. Sokak satıcıları, hediyelik
eşya mağazaları ve restoranların arkasında devasa tarihi binalar,
heykeller ve meydanlar gözümüzü alıyor. Köprüyü geçip karşıda neler var
diye bakınıp dönüyoruz otelimize. Güzel bi İtalyan şehri var karşımızda,
yarın dinç bir şekilde arşınlayalım sokaklarını...
Sabah yerel saatle 8'de yollardayız. Mercato Centrale'ye giderken Via
Faenza'dan Via Nazionale'ye dönünce Caffe Sabatino çıkıyor karşımıza.
Makul fiyatlariyla gözümüz kesiyor, hemen kapuçino+tatlı+portakal suyu şeklindeki 3 €'luk menüden sipariş ediyoruz. Başka güzel seçenekleri de
var, yarın sabah şehirden ayrılmadan yine gelebiliriz.
Ardından Mercato Centrale'ye gidiyoruz. Bir gün önce bu kapalı pazar
yerinin önünden geçmiştik fakat öğleden sonraları kapalı oluyormuş.
Sabah sabah uğrayıp şarküteri ürünleri, et, peynir, şarap ve zeytinyağı
satan dükkanların arasında dolaşıyoruz. Kestiği domuzun kafasını öperken
turistlere poz veren kasap ardından çok neşeli bir şekilde çalışmaya
devam ediyor. Biz de Duomo'ya geçiyoruz. Floransa'nın bu en yüksek
binası olan Duomo İtalyanca'da katedral demek. Önce 6€ giriş ücretini
verip çan kulesine tırmanıyoruz. Şimdiden uyarayım Venedik San
Marco'daki çan kulesi gibi asansörle yukarı çıkmayı bekleyenler avucunu yalar. Toplam
414 (gerçi ben inişte 413 saydım ama) basamağın sonuna kadar çıkmak
gayet yorucu. Sağlam kondisyonu olmayanların bacaklarında eğer en yukarı çıkmayı başarırlarsa daha sabahın erken saatlerinde derman
kalmayacaktır. Aralarda da şehri görebileceğiniz katlar var tabii ama
kulenin en tepesindeki manzara da gayet iyi. Keza Duomo'nun içinden de
15€ ödeyip rehberli turla kubbenin tepesindeki seyir balkonuna çıkabilirsiniz.
Duomo'nun içi mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri. Yerdeki mermer
döşemeden kubbesindeki resimlere kadar özenle işlenmiş tüm katedral.
Duomo'ya giriş ücreti yok ama yan taraftaki şapel için giriş ücreti ödemeniz gerekiyor.
Ardından Piazza della Signoria'ya gidiyoruz. Davud heykelinin
kopyalarından biri (orijinali Galleria dell'Accademia'da diğer
kopyasıysa nehrin öbür tarafında tepede yer alan Piazzale
Michalengelo'da), Medusa'nın kesik başını elinde taşıyan Perseus,
Fontana di Nettuno ve Palazzo Vecchio bu meydanda yer alıyor. Sergi ve
müzeleri pas geçip Plazza della Republica'ya gidip meydanın kenarındaki
Gilli'de bir mola veriyoruz. Bu eski pastanenin önünde oturmak meydan
manzarasıyla gayet keyifli lakin tatlıları için aynı şeyi
söyleyemeyeceğim. Tiramisu ve profiterol sipariş ediyoruz. Profiterol
damak tadımızın gayet dışında, tiramisu biraz daha başarılı ama onu da çok özleyeceğimi söyleyemeyeceğim. Kapuçino 5€ tatlılarsa 8€'luk
fiyatlarını kesinlikle haketmiyor. Haa herkes bahsediyordu bu pastaneden
pişman mıyım gittiğime? Hayır. Bi daha gider miyim? Hayır.
Bir sonraki hedefimiz Ponte Vecchio. Venedik'ten sonra üstünde dükkanlar
yer alan bir köprü daha. Bu sefer kuyumcular mesken tutmuş köprüyü.
Nehir kenarından Uffizi Galerisi'nin önünden geçip öğle yemeği
yiyeceğimiz Il Pizzaiuolo'ya gitme vakti geldi. Ama önce yolumuzu kuzeye çevirip Piazza Della Santissima Annunziata'ya da ismini veren bu
meydanın kuzeyindeki Santissima Annubziata Kilisesine uğruyoruz. Özellikle üzerindeki kundağa sarılmış bebek panolarıyla dikkat çeken
Spedale degli İnnocenti isimli 600 yıllık yetimhane binasının önünden
geçerek ziyaret ettiğimiz bu kilisenin iç süslemeleri çok etkileyici.
Karnımız zil çalıyor. Santa Croce'nin haritaya göre sağ üst tarafındaki
Via De Macci'nin kuzeyinde 113 numarada yer alan pizzacı Napoli usulü
pizzalar yaptığı iddiasında. Hayatımda en güzel peynirli pizzaları
Napoli'de yemiş biri olarak bu pizzacının lezzetlerini merak ediyorum.
Servis gayet hızlı. Margarita pizzası fena değil. Etli mantarlı diğer
pizza ise pek bana hitap etmiyor. İki kişi iki pizza iki içecege 25 €
civarı ödeyip çıkıyoruz.
Pizzacıdan çıkınca bir batıdaki sokakta yer alan eskicilere göz
atıyoruz. Ardından da doğudaki San Nicolo köprüsüne gidip karşıya
geçiyor Piazzale Michelangelo'ya doğru tırmanıyoruz. Yeşillikler
arasında tırmandığımız meydandan Floransa'yi izlemek gayet keyifli.
Davud heykelinin yanında hediyelik eşyalar satan küçük tezgahlar dışında
bir de Kızılderili kostümlü müzisyenler karşılıyor bizi. Biraz dinlenip
tekrar nehir kıyısına iniyor ve ara sokaklarda dolanarak Palazzo
Pitti'ye kadar geliyoruz. Burada da değişik müzeler var. Ama biz artık
yavaş yavaş yorulmaya başladık. Piazza Santa Novella'da yeşillikler üstünde mola verip otelimize atıyoruz kendimizi. Akşam yemeğine kadar
1-2 saat dinlensek fena olmayacak.
Aksam yemeğini turist menüsü olan trattorio'lardan birinde 20 €'ya
yiyoruz. Porsiyonlar çok büyük değil ama sağlam doyuruyor... Makarna,
et, tatlı ve içecek. Floransa'yı bitirip Roma'ya geçebiliriz.
Önerilen Sayfalar: İtalya'ya gidecekler buralara da baksın
- Napoli
- Torino'da Bir Haftasonu
- Bologna'da Porticolar altında bir gezi- Roma'nın Mimari Şaheserleri
- Çarşılı köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio
- Venedik'te Bir Gün
- Günübirlik Milano
- Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı
- Pisa
Fotoğraf Listesi:
1- Davud Heykeli'nin kopyasi
2- Çan Kulesi'nden Duomo'nun önü
3- Çan Kulesinden Duomo'nun kubbesi
4- Dolunay zamanı Piazza della Signoria
5- Ponte Vecchio
dinceryazici79@gmail.com
Yaklaşık altı günlük İtalya
gezimize bu sefer Venedik'ten başlayıp Roma'da bitirme niyetindeyiz. Geçen sene Napoli ve Palermo'yu görmüştüm. Güney İtalya sonrası sıra Kuzey İtalya'da.
Sabah ilk uçakla yaklaşık iki buçuk saatte ulaşıyoruz Venedik Havalimanı'na. Venedik'te 24 saatimiz olduğu için kalacak yer rezervasyonumuzu adalar bölgesinde yaptık. Böylece yürüyerek her yeri görebiliriz.
Havaalanından şehre ulaşmak için public bus olan ACTV'yi tercih ettik. Tourist Information'dan kişi başı 5 Euro'ya aldığımız biletimizle hemen havaalanı çıkışında solda yer alan 5 numaralı otobüsle 20 - 25 dakikada Piazzale Roma'daki son durakta iniyoruz otobüsten. Kalacağımız hostelimiz Rezidenza Santa Croce buraya yürüyerek 5 dakika mesafede ve kolayca buluyoruz. Asıl kalacak yer olarak bizi başka bi yere yönlendiriyorlar. Bu ara sokaktaki odamız interneti olmayan, penceresi küçük bi bahçeye bakan ama temiz bir oda. İki kişilik oda turist vergisi dahil 60€'ya maloluyor. Mart ayı yoğun sezon değil. Serin havasıyla turistlerin çok tercihi olmadığı için Venedik sokakları sakin. Aynı zamanda hep hakkında şikayet duyduğum kanallardan yükselen kötü kokuya da rastlamadık hiç. Seçtiğimiz zamandan gayet memnunuz...
Toplam 24 saatimiz olduğu için sokaklarında yürüyüp havasını koklamak niyetindeyiz sadece. Yoksa bütün tarihi binalarını ziyaret etmek müzelerinde vakit harcamak güzel olurdu. Şehrin merkezi olan San Marco meydanina kuzeyden yürüyerek gitmeye karar veriyoruz. Her yer hediyelik eşya dükkanı dolu. Özellikle de maskeler... Fiyatları nerede üretildiğine bağlı çok değişiyor. Çin'de üretilenler İtalya'da üretilenlerin yarısı fiyatına.
Yiyecek olarak da pizzalar
ve değişik hamur işleri gayet lezzetliler. Yemek yiyecek basit bir yer arayanlara ilk tavsiyem Brek isimli restoran olacak. Santa Lucia Tren İstasyonu'nu karşınıza alınca sağa doğru 200-300 metre gidince sol tarafta göreceğiniz bu mekanda fiyatlar gayet uygun. Self servis olduğu için ne servis ücreti ne de ekstra başka paralar istiyorlar. Kapuçino 1.30, Cafe Latte 1, makarnalar 4-5 ( her gün bir çeşitte %50 indirim var. İndirimli fiyatla 2-2.5€) hamur işleri de 2-3 € civarında.
San Marco meydanına giderken onlarca köprüden geçiyoruz. Bu küçük köprülerin altındaki kanallarda gondollar dolaşıyor. Eski binalar ve köprülerin oluşturduğu atmosfer belli ki yıllardır çok az değişmiş. Gondollara binmek isteyenler için yaklaşık 45 dakikalık bir tur 120€ civarında. Bir dahaki sefere düşünürüz belki ama bu sefer es geçiyoruz gondolları.
San Marco Meydanı'na gitmeden once
Rialto Köprüsü'nden geçiyoruz. Bursa'daki Irgandı Köprüsü'yle beraber dünyada üzerinde dükkan olan 4 köprüden biri olan Rialto'ya ulaşmak da San Marco'ya ulaşmak kadar kolay (Rialto Köprüsü'nü Çarşılı Köprüler başlığı altında incelesem daha iyi olacak sanırım); tüm duvarlarda ne tarafa gitmeniz gerektiğini gösteren oklar var. Yoksa Venedik'te kaybolmak öyle kolay ki, hemen hiç bir yol düz gitmiyor çünkü. Dönüş yolunda daha iyi anlıyoruz bunu. Piazza Roma'ya çok az ok var çünkü, aynı köprüden üçüncü kez geçince birilerine sormaya karar verip anca öyle bulabiliyoruz yolumuzu.
Rialto Köprüsü'nden sonra güneye devam edince San Marco'ya ulaşıyoruz. Bu büyük meydan turist kafilelerinin en çok uğradığı yer. Yazın eminin ki tıklım tıklımdır. Meydandaki kuleye çıkıyoruz ve tüm Venedik ayaklarımızın altında. Kırmızı tuğlalar ve kiremitler arasındaki pastel renklerle manzara çok etkileyici. Hiç uğramadığımız adalar, kuleler ve envai çeşit tarihi bina ayaklarımızın altında.
San Marco Meydanı'nın ardından geri dönüyoruz. Bu sefer güney ardından batı istikametinde ilerliyoruz. Academia Köprüsü'nü geçip bir meydanda mola veriyoruz. Kapuçino çok lezzetli. Margarita pizzaları da öyle. Yolda yemek için dilim pizzayı 2 €'ya alabilirsiniz. Napoli'de yediklerim kadar lezzetli değil ama idare eder. Kruvasanlar güzel ama.
Coop ve Billa isimli marketlerin
şubeleri yiyecek-içecek ihtiyaçlarınızı karşılamak için ideal. 1.5 litre suyu 0,4-0,5 €'ya bulabilirsiniz. Biz de gece için aliışveriş yapıp dönüyoruz odamıza. Çok yorulmuşuz, saatlerce yürümekten ayaklarımıza kara sular inmiş... Akşam yemeğini Brek'te yiyoruz. Risotto Milanese'in safranlı pirinci çok lezzetli olmasa da yenebilir seviyede. Makarna başarılı.
Sabah erken kalkıp bu sefer Grande Canal'ın iç kısmında kalan adada vakit geçiriyoruz. Rialto Köprüsü'ne kadar gidip bir kaç küçük hediyelik alıp bir şeyler atıştırıyoruz yine. Venedik'ten ayrılmadan önceki son saatlerimiz. Yine gelmek üzere ayrılıyoruz Venedik'ten. Bir sonraki hedefimiz Floransa'ya trenle gideceğiz. Gelmeden internet üzerinden iki kişi Saver Fare seçeneğiyle 2. sınıf biletimizi toplam 30 €'ya almıştık. Erken alınca daha ucuza geliyor bilet fiyatları. İkinci sınıf da bizim birinci sınıfımızla aynı. İnternetten bilet
aldıysanız ya gelen onay mail'ini basın ya da Ticket Number'ı mutlaka bi kenara kaydedin. Böylece istasyonda herhangi bir işlem yapmadan doğrudan treninize binebilirsiniz...
Önerilen Sayfalar: İtalya'ya gidecekler buralara da baksın
- Napoli
- Torino'da Bir Haftasonu
- Bologna'da Porticolar Altında Bir Gezi
- Roma'nın Mimari Şaheserleri
- Floransa
- Çarşılı köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio
- Venedik'te Bir Gün
- Günübirlik Milano
- Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı
- Pisa
Fotoğraf Listesi:
1-Kanallar
2-San Marco Meydanı'ndaki kuleden adalar
3-Gondol sefası
4-San Marco Meydanı
5-Rialto Köprüsü
dinceryazici79@gmail.com