14 Ağustos 2011 Pazar

Trabzon Uzungöl


Bir ağustos sabahı vardım yine Trabzon'a. Geçen sene sonbaharda gelip Sümela Manastırı'na çıkmıştım bu seferki hedefim Uzungöl. Yıllardır hep duyup gitmek istediğim ancak son yıllarda etrafına yapılan duvar yüzünden çok kötülenen bu doğa harikası Trabzon'a yaklaşık 90 km mesafede. Çömlekçiler'den minibüs kalkıyormuş duyduğuma göre ama bu sefer araba kiralıyoruz. Zaten çok vaktimiz de yok...

Sahilden doğuya devam edip Of'a gelince sağa dağlara doğru Çaykara istikametine kırdık direksiyonu ve güzel dağ yolları arasından 1-1,5 saat süren bi yolculukla Uzungöl'e ulaştık. Vakti olanlar yol kenarlarındaki köprüleri görmeden dönmesinler. Şansımıza yağmur çiseliyor ve biz Ağustos sıcağından tişörtlerimizle kaçıp yağmura yakalandık. Ahmak ıslatan buna diyorduk sanırım. Size tavsiyem temmuz ağustos demeyip en azından bi şemsiyeyle yola çıkmanız. Sıcaklık o kadar problem olmuyor da yağmura yapacak bir şey yok.


Öğlen saatlerini geçmişiz, Ramazan nedeniyle etraf oldukça boş. Sezgi Restoran ve İnan Kardeşler'i önerdiler yemek için. Zaten etraf İnan Kardeşler'den geçilmiyor. Her yerde pansiyonları, restoranları... Biz de geçip oturuyoruz güzel bahçeli restoranlarına. Yandaki fotoğraf onların bahçesinde çekildi.

Yağmur çiselerken önce mıhlamamız sonra alabalığımız geliyor sofraya... Kuymakla mıhlama arasında ne fark var sorusuna kaymak kullanıldığını öğrenip cevap buluyoruz ve yemeğin üstüne enfes fırın sütlacımızı yiyoruz. Bu arada alabalıklar mekanın hemen arkasındaki havuzda canlı canlı yakalanıp geliyor sofraya.


Yemek sonrası dolaşmaya başlıyoruz gölün etrafında. Herhalde daha önce duvarsız halini görmediğim için gölün kenarındaki duvar çok da gözümü tırmalamıyor. Ama karacaların duvar yüzünden göle ulaşıp su içemediklerini öğrenince oyumu duvarın yıkılması gerektiğini söyleyenlerden yana kullandım. Gölün cami tarafının yamaçlarında yerel halkın evleri diğer tarafta ahşap kaplama ya da gerçekten ahşap konaklama-yeme içme mekanları var. 

Bisiklet kiralamak, hediyelik eşyalar almak ve (ne ilgisi var bilmiyorum) carting yapmak bile mümkün Uzungöl'de. Gelip konaklayacak olanlar için yılın 12 ayı açık yerler bulmak da. Örnegin İnan Kardeşler'de kalorifer olduğundan soğuk konusunda problem yaşanmıyormuş. (sordum iki kişi standart konaklama fiyatı ağustos 2011'de 150 TL'ydi. Çok reklam koktu bu yazı ama yapacak bir şey yok...)

1-2 gün konaklayıp etrafta yürüyüş yapmak, huzur içinde sevdiklerinizle vakit geçirmek ve şehir gürültüsünden uzakta doğayla içiçe temiz hava solumak isteyenler için ideal bir yer Uzungöl. Yakınlardaki yayla da ziyaret edilecek yerler listenizde olmalı. Çok da büyük beklenti içine girmeden giderseniz iyi vakit geçireceğinize eminim.

Gündüz gündüz aramadım ama duyduğuma göre ne restoranlarda ne de Tekel bayilerinde içki satılıyormuş. Alkol almak isteyenler tedarikli gitsinler; artık masa altı mı yaparlar, kaldıkları yerde mi içerler orasını bilemem...


Fotoğraf Listesi:


1- Uzungöl'ün meşhur camisi

2- İnan Kardeşler'in bahçesinden bir kare
3- Uzungöl
4- Göl kenarına yapılmış yeni setler
5- Göl etrafındaki evlerden bir kare

Önerilen Sayfalar:

Sümela Manastırı 

Trabzon Merkez ve Ayder
Amasra - Betona Esir Olmadan Önce
Eylül Ayında Tiflis...

26 Haziran 2011 Pazar

Goree Adası - Dakar



Senegal'in başkenti Dakar'da geçirilecek bir gün için seçtiğim hedef Goree Adası'ydı. Dakar'da görülebilecek en güzel yerlerden birini seçmişim gerçekten de. Bir günüm daha olsa Pembe Göl'e de gitmek isterdim ama o da bir dahaki sefere artık...


UNESCO tarafından dünya kültür mirasına dahil edilmiş olan Goree Adası şirin evleri, her köşesi özenle korunmuş - düzenlenmiş sokaklarıyla hem yerel halkın yaşamına devam ettiği hem de turistik bir ada. Eskiden Amerika kıtasına gönderilen kölelerin dağıtım noktası işlevi gören ada şimdilerde bu kara tarihinin unutulmaması için en son köle evlerinden birini müze olarak ziyaretçilerine sunuyor. Zamanında 20 milyona yakın kölenin geçtiği adadaki son köle evini mutlaka bir rehberden dinleyin ki o küçücük odalara onlarca kişinin nasıl sıkış tepiş doldurulduğu, daracık odada 120 kişinin günde sadece bir kere tuvalete gitmelerine müsaade edilirken nasıl yaşam savaşı verdikleri, kaçmaya çalışanların nasıl öldüğü gözlerinizde daha iyi canlansın. Adada adanın tarihini anlatan bir müze de mevcut.

Adadakilerin kalın kanvasa yaptıkları resimler de hediyelik almak isteyenler için birebir. Benim gibi büyük boyutlu resimlerden birini alacaksanız dönüşte pazarlık yapın ki bütün adayı o resimlerle gezmek zorunda kalmayın.


Limanda gemiden indikten sonra sizden 500 frank kadar (1 dolardan biraz fazla) vergi alıyorlar makbuzla. Ardından sol tarafa doğru tepeye çıkan yoldan giderseniz 2. Dünya Savaşı'nda adaya yerleştirilen topa ulaşırsınız. Ayrıca daha çok Madagaskar' la özdeşleşmiş olan baobab ağacını da görebilirsiniz. Küçük Prens kitabında da bahsedilen ve Afrika'da kutsal kabul edilen baobab ağacının köklerinin tepede, dallarının toprağın altında olduğuna inanılıyormuş.


Ada boyunca hoş heykeller de sokakları süslüyor. Rengarenk çiçekler, ağaçlar, evler çok hoş bir ambiyans yaratıyor. Limanın önündeki mekanlarda ister bir şeyler atıştırın, ister meşhur Gazelle birasından için. Ada'da kalmak isteyenler için bir otel ve bir guest house da mevcutmuş.


Adaya gidiş dönüş bileti 5000 frank. Dakar'da taksi fiyatları da uygun, ama öncesinde fiyatı konuşmayı ve pazarlık yapmayı unutmayın.


Dakar'dan Goree Adası'na gemi saatlerini de vereyim tam olsun: (haziran 2011 itibariyle)


06:15

07:30
10:00
11:00
12:30
14:30
16:00
17:00 (cumartesi hariç)
18:30
20:99
22:30
23:30 (sadece cuma)
00:45 (sadece cumartesi)

Goree Adasi'ndan Dakar'a


06:45

08:00
10:30
12:00
14:00
15:00
16:30
18:00 (cumartesi hariç)
19:00
20:30
23:00
00:00 (sadece cuma)
01:15 (sadece cumartesi)

Fotoğraf Listesi:


1- Yolda karşılaştığımız öğrenciler okula gidiyorlardı.

2- Adanın renkli evlerinden biri
3- Savaş zamanı yerleştirilmiş, günümüzde kullanılmayan sabit tank
4- Köleevi yakınındaki heykel
5- Goree Adası Hatırası

Önerilen Sayfalar:


- Zanzibar - Dakar'da Ngor Adası, Pembe Göl ve Afrika'nın Rönesansı Anıtı
Nairobi'de günübirlik vahşi yaşam gezisi
Cape Town'da Yılbaşı Zamanı 6 Gün
Cape Town - Johannesburg Tren Yolculuğu
Ve Johannesburg

7 Haziran 2011 Salı

Üç Eski Rum Köyü...

Kısa bir gezi için arabayla İstanbul'dan yola çıktık yine... Mayıs sonu 2011. 3 gecemiz var ve görmek istediğimiz 3 eski Rum köyünün yanı sıra arkadaşlarımızın yanına Alaçatı'ya da uğrayacağız.

Rotamızda ilk ziyaret edeceğimiz yer Adatepe köyü. Geçen sene gidip çok beğendiğim bu köyün havasını solumak bana yine geldi. Köyü ilk kez gören arkadaşım biraz tiyatro dekoruna benzetse de Adatepe'yi beğeniyor. Yerli halktan kimsenin yaşadığını görmediğim, sokaklarında çocukların koşturmadığı bu eski Rum köyünü başka bir yazıda anlattığım için o güzel taş evlerini, Zeus Altar'ını, Adatepe Pansiyon'da yaptığımız güzel kahvaltıyı anlatmıyorum hiç.

Adatepe'yi öğlen olmadan terk edip Alaçatı'ya yollanıyoruz. Gece Selçuk'a bağlı Şirince köyünde konaklamak niyetindeydik ama Alaçatı'da gördüğümüz arkadaşlarımızın tavsiyesiyle Şirince'yi bir gün sonraya bırakıp Mordoğan'a yollanıyoruz gece konaklamak için. Hedefimizde Ayışığı Pansiyon var. Otoyoldan yaklaşık 40 km içeride, kötü bir yolu olduğu için çok fazla yapılaşmaya maruz kalmamış şirin bir yer Mordoğan. Mordoğan'da deniz kenarındaki Ayışığı Pansiyon bir mimari harikası değil belki ama çok uygun fiyata konaklayabileceğiniz, sevimli ev sahileri olan bir yer. Rahime Abla'yla tanışmanın verdiği keyifle konaklıyoruz Ayışığı Pansiyon'da... Hava henüz daha denize girmeye uygun değil ama Mordoğan'da deniz havası almak, gece gece köpeklere aldırmadan deniz kenarından merkeze yürümek ve Yalı balıkçısında kötü balıklara rağmen bir şeyler yemek gayet zevkliydi.

Ertesi sabah Şirince'ye doğru yola çıkıyoruz. Şirince'nin yolları Mordoğan'la karşılaştırınca gayet güzel: Önce İzmir ardından Aydın otobanından giderken Selçuk yol ayrımına sapıyorsunuz ve Selçuk'a varınca bordo renk Şirince tabelalarını aramaya başlıyorsunuz. Ardından da yaklaşık 10 km virajlı bir yolla Şirince'ye varıyorsunuz. Şirince'de Nişanyan'ın pansiyonunda konaklamak istiyoruz. Şirince'de ucuza konaklamak pek mümkün değil. Biz Nişanyan'ın kiraladığı en ucuz köy evlerinden birine yerleşiyoruz. Yukarıdaki otel çok daha güzel ama fiyatları da güzelliğiyle orantılı olarak yüksek.

İkinci eski-Rum-köyümüz Şirince, Adatepe gibi steril bir köy değil. Her ne kadar turizm her şeyin merkezine yerleşmiş olsa da köy havası hala sürüyor Şirince'nin. Dar sokaklarının çok azında araba geçebiliyor. Her yer şarap ve hediyelik eşya dükkanı. Meyve Şarapları nasıl olsa artık Türkiye'nin her yerindeki büyük marketlerde bulunabilir olduğundan çok ilgimi çekmiyor. Şirince'de biraz daha ucuz sadece. Yemek yemek için Pervin Teyze'nin Yeri'ni tercih ediyoruz. Güzel bir tercih yapmışız. Gittiğimizde bomboş Pervin Teyze'nin Yeri. Köyün yüksek bir yerindeki mekanda güzel manzaraya karşı ayranlarımızı içip gözlemelerimizi yiyoruz. Mevsim otlarından yapılan yemek de gayet lezzetli. Gerçi aç kurt gibi saldırdığımız yemekler biraz ağırlık yapınca hemen kenardaki sedirlere seriliyoruz bir çaydanlık çayımızla beraber. Pervin Teyze'yle de iyi anlaşıyoruz. Öz teyzemizin evinde böyle iki seksen serilip saatlerce yatmaya çekiniriz ama burası pek bi sıcak geliyor bize. Keyif çatmak için birebir.

Şirince kilisesi, camisi, çarşısıyla görülmeye değer bir köy. Nişanyan'ın yaptığı evlerin yıkılma tehlikesi altında olması da biran önce ziyaret etmek için beni gaza getirdi. Öğrendiğim kadarıyla Sevan Nişanyan ölünceye kadar işletmesi kendisinde kalması koşuluyla bütün evlerini Nesin Vakfı'na bağışlamış Ayrıca kazancının %10'unu her yıl Nesin Vakfı'na ödeyecekmiş. Şimdilik yıkım tehlikesi ortadan kalkmış gibi görünüyor (sanırım Nesin Vakfı'nın olaya karışması da yıkılma ihtimalini azaltmış).

Sabah kahvaltı için yukarıdaki oteldeyiz. Burası gayet şık yapılmış bir bina. Kahvaltı da çok lezzetli. Dönüş yolumuz uzun olduğundan erkenden bitiriyoruz kahvaltımızı ve İstanbul'a doğru yola koyuluyoruz. Yolumuz üzerinde ziyaret edeceğimiz bir tane eski-Rum köyü daha var: Gölyazı. Bursa sınırları içinde Apolyont gölü kıyısındaki Gölyazı, Şirince kadar turistik değil. Turizm köylülerin geçim kaynakları arasında olsa da birinci sırada olmadığı çok açık. Eski evleri, dar sokakları, sanatsal etkinliklerden kalma heykelleriyle görülmeye değer bir köy Gölyazı da. Gölyazı'yla ilgili daha detaylı bir gezi yazısını şu adreste bulabilirsiniz: http://halilyazici.blogspot.com/2011/01/golyazi-apolyont.html

Üç eski-Rum köyünün tadı damağımızda kalarak Mudanya'dan feribotla dönüyoruz İstanbul'a, işimize gücümüze... Ama nasıl olsa arayı çok açmadan yeniden ziyaretlerine gideceğimizi de biliyorum.

Fotoğraf Listesi:

1- Adatepe Pansiyon'un bahçesi
2- Mordoğan sahilindeki hayalet gemi
3- Mordoğan Ayışığı Pansiyon'un bahçesinde keyif çatarken
4- Şirince'de Pervin Teyze'nin yeri
5- Apolyont Gölü
6- Gölyazı'da duvar süslemesi

Önerilen Sayfalar:

Karayoluyla Yunanistan & Bulgaristan 1 - Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Kavala
Karayoluyla Yunanistan & Bulgaristan 2 - Halkidiki, Selanik ve Seres
İzmir'de Bir Gün (Gelmişken İzmir Merkezi de gezmek isteyenler için.)
Kaz Dağlarının Eteklerinde... (Adatepe de var)
Bursa'da Huzur
Bozcaada'da kısa bir tatil
Trabzon Merkez ve Ayder
Gökçeada

10 Mayıs 2011 Salı

Beyrut'ta Gece ve Gündüz

Mardin - Hasankeyf - Gaziantep - Halep -Şam üzerinden Ürdün şeklinde geçen Ortadoğu turumuzun son durağına gitmek üzere Şam'da kaldığımız otelden sabah taksiyle 150 suri'ye Beyrut taksilerinin kalktığı garaja gidiyoruz. Şam'da hiç vakit geçirmiyoruz çünkü yorgunluk ve hastalık bizi enerjisiz düşürmüş durumda. Türkiye'ye döndüğümde acilde serum yemek zorunda kalacağımı daha bilmiyorum ama yediklerimizde hijyene dikkat etmemenin getirdiği bakteriyel bir durum hakim bedenime :)


Garajda bindiğimiz takside kişi başı 20 dolara anlaşıyoruz taksiciyle, bizim dışımızda bir Suriyeli daha var takside. Ama sanki o adam 20 dolardan az ödeyecek gibi geliyor bana. Ortadoğu'da her an kazıklandığınızı hissetmeniz çok normal...

3 saat sonra Beyrut'tayız. Otelimiz Hamra Street'teki Napoli Hotel. İki kişilik odaya gecelik 83 dolar ödüyoruz. Şimdiye kadar kaldıklarımız içinde en güzel otellerden biri, tek sorun tuvaletten gelen kötü koku.


Beyrut İstanbul'a çok benzeyen bir ambiyansa sahip. Hamra Street de şehrin merkezi noktalarından biri. Üzerinde bir çok Batılı markanın dükkan açtığı bu caddede yemek yiyecek bir dolu restoran ve cafe de mevcut. Hemen kendimizi cadde üzerindeki İtalyan restoranına atıyoruz. Fiyatlar İstiklal Caddesindeki norma bir cafenin %20 üzerinde gibi sanki.

Beyrut gece hayatını görmeden önce otelde 4-5 saat uyumak iyi geliyor bize. Akşam için Manot Street'e gitme niyetindeyiz ama şöförümüz bizi caydırıyor ve Gemmeyze'nin çok daha popüler bir yer olduğu konusunda bizi ikna ediyor. Haklı da, Gemmayze'deki mekanlar gayet iyi. Caz söyleyen bir grubun olduğu Lowie isimli mekandaki tek problem kapalı mekanda sigara içiliyor olması (sigara içenler Beyrut'ta rahat edebilirler). Tam bayram tatilinde olduğumuz için Beyrut'ta Türkçe konuşan bir çok kişi var, yan masamızda oturan iki kadın da bu gruba giriyor. Küçük mekanda tek boş yer olan bu masayı bizden önce tutmuş olan Tim'le paylaşıyoruz. Bir süre sonra sohbet başlıyor ve Tim'in Amerikalı bir uçak teknisyeni olduğunu öğreniyoruz. Yan masamızdaki kadınlar da Tim'le ilgili ve hemen Tim'le sohbete başlıyorlar. Gecenin sonunda kadınlar Tim'e beraber çıkmayı teklif ediyorlar Tim de bize soruyor aynı soruyu. Kadınlar bizim de geliyor olmamızdan çok rahatsızlar :) Neyse ki biz de çok hevesli değiliz bu grupla takılmaya, diğer mekanın girişinde Tim'e iyi eğlenceler dileyip bu 3 kişilik grubu kendi haline bırakıyoruz. Uyumuş olsak da yorgunluk had safhada. Otele dönüp pazar sabahına dinç kalkmak üzere gömülüyoruz yataklarımıza.

Ortadoğu turumuzun son günü Beyrut'ta pazar kahvaltısıyla başlıyor. Açık mekan bulmak çok zor Hamra Street'te. Kahvaltının ardından sahilde yürüyoruz, kadın erkek spor yapan bir dolu insan var sahil boyunca. sahil dediysem denizden 10'larca metre yukarıdaki Antalya falezleri gibi bir yer deniz kenarı... Sahildeki meşhur kayaların şekli gerçekten çok manidar. İstanbul gibi yükseltili bir şehir olan Beyrut'ta haritada kısacık görülen yollar dik yamaçlara dönüşebiliyor.

Ardından hedefimiz Jetta Mağaraları. Taksiciyle 70 dolara anlaşıyoruz bu gezi için. Size burada fotoğrafını yayınlayamıyorum bu mağaraların çünkü fotoğraf çekmek yasak ama Beyrut'a gelmişken görmenizi kesinlikle tavsiye ediyorum. Üst kattaki mağara aşırı ferah bir ortama sahip sanki mağara değil de Orta Dünya'da gibiyiz. Değişik sarkıtlar içerisini hoş bir hale döndürmüş. Alt kattaki mağarada ise elektrikli botla geziyoruz. Dönüşte Downtown'da iniyoruz. Hepsi bir örnek turistik Fransız Restoranlarının olduğu Downtown'da meclis de var. Akşam Hamra Street'teki Hamra Cafe'deyiz. Ortadoğu gezisinin sonu geldi. Gecenin bir vakti uyanıp 25 dolara taksiyle havaalanına gidip uçağımıza biniyoruz. Sabiha Gökçen'e dönerken yorgunluk ve halsizlik iyice çöküyor üstümüze.

dinceryazici79@gmail.com


Fotoğraf Listesi:


1- Sahildeki meşhur kayalar

2- Gemmeyze
3- Lowie
4- Deniz feneri
5- Ve uçak

Önerilen sayfalar - Ortadoğu'dan gezi yazıları: 


Granada ve Al Hamra Sarayı - Avrupa'nın Batısında İslam Şaheseri - Günübirlik Halep Gezisi 
- Koştura Koştura Ürdün 
- Tahran'da Bir Gün
- Şarm el Şeyh 
Mardin - Hasankeyf
Hatay'ın lezzetleri
Gaziantep'te günübirlik yeme-içme-gezme

16 Nisan 2011 Cumartesi

Brezilya'da Karnaval Keyfi - Olinda'da 2 hafta

Yıllardır hep televizyondan izlediğim Rio karnavalını yerinde görmeye karar vermiştim. O sambacı kızlar, sokaklarda dans ederek eğlenen insanlar, sabahlara kadar su gibi içki tüketilen partiler... Ancak Brezilya'da karnaval kutlamalarını araştırmaya başlayınca başka şehirlerde de çok güzel kutlamalar yapıldığını gördüm. Eyaletlere bölünmüş olan Brezilya'da katılımcı sayısı bakımından en büyük karnaval Recife ve ona bağla Olinda kasabasında yapılıyomuş. Ardından ikinci büyüğün Salvador ve üçüncü büyük karnavalın da Rio'da yapıldığını öğrenmem üzerine Rio karnavalı planını iptal ettim hemen. Rio'daki karnavalda sokaklarda samba okullarının gösterileri kenarlardan izleniyormuş. Salvador'da ise ücret karşılığı tişört alırsanız (bilet yerine tişört alıyorsunuz) siz de grupların arkasından sokaklarda yürüyebiliyorsunuz ya da karnaval kutlamalarını iyi gören yerlerdeki partilere katılabiliyorsunuz. Olinda ve Recife'de ise sokaklarda çalıp-dans ederek yürüyen grupların arkasında siz de hiç bir ücret ödemeden takılabiliyorsunuz. Aslında karnavalı Salvador'da kutlamak gibi bir niyetle gittim Brezilya'ya ama Olinda öylesine eğlenceliydi ki Salvador planını iptal edip Olinda'da kalmaya karar verdim.

THY'nin Sao Paulo'ya giden uçağının ardından 3 saat sürecek bir yolculukla Recife'ye ulaşabilirsiniz. İstanbul-Sao Paulo arası 13 saat sürüyor, uzun yolculuğa hazırlıklı olun. Brezilya saatiyle akşam 7 civarında varıyor uçak Sao Paulo'ya. Brezilya'nın para birimi real neredeyse TL'yle birebir ayni değerde (1 real = 0,98 TL gibi bir şey di sanırım ben oradayken şimdi ne olmuştur bilemem). Real 'real' diye okunmuyor bu arada r'yi h diye telaffuz ediyoruz Brezilya'da. 'Resife' değil 'Hesife' diyoruz mesela. Ben Recife'ye geçmeden önce havaalanındaki otelde 1 gece dinlenmeyi daha doğru buldum. Recife'ye çok alakasız bir saatte varacaktım yoksa. 150 lira gibi fiyatla bir gece 4 m2'lik bir içinde tuvaleti banyosu bulunmayan yurt odası gibi bir odada kaldım. Brezilya içinde TAM, Gol, Azur ve Webjet olmak üzere 4 havayolu şirketi uçuyor. Azur Sao Paulo'daki diğer havaalanından uçuyormuş. Webjet'in bilet satış gişesini ise bulamadım. Karnaval zamanı hem kalacak yer hem de uçak biletleri aşırı pahalı oluyor o yüzden tarihleriniz belliyse önceden bilet almanız ulaşımı biraz ucuzlatabilir. Konaklama için de son anda yüksek ücretlere mahkum olabilirsiniz ama aynı zamanda son dakika çok ucuza evler bulmanız da mümkün.

Recife havalimanından önce 040 numaraya binip ardından Bao Viagem üzerinde inip 910 numarali otobüse binerek Olinda'ya ulaşmak mümkün. Brezilya'ya gidecek olanlar İngilizce'nin burada her kapıyı açmadığını bilseler iyi olur. Ülkede en çok konuşulan yabancı dil İspanyolca. Ama okumuşu okumamışı istisnasiz size şöyle yaklaşıyor "Hiç Portekizce bilmeden mi geldim Brezilya'ya? Madem buraya geliyorsun Portekizce öğrenmiş olmalıydın". Beden dilinin İngilizce'den çok daha fazla işe yarayacağını aklınızdan çıkarmayın.

Karnaval 4 gün mü 5 gün mü sürüyor tartışmalarını boşverip çarşambadan çarşambaya karnaval etkinliklerinin sürdüğünü ama cuma-cumartesi-pazar ve pazartesinin en yoğun kutlamaların olduğu zaman olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Karnaval her sene farklı tarihlerde kutlanıyor ama başlangıç hep Çarşamba oluyor.

Gelelim karnavala... Olinda'da karnaval sabah saatlerinden itibaren tıklım tıklım sokaklar demek. Hava sıcaklığı gece 20 gündüz 32 derece arasında değişiyor, sadece arada sırada yağmur yağıyor onun dışında çok sıcak. Şubat-Mart gibi Türkiye'de kış hüküm sürerken sakın palto kazak götürmeye kalkmayın... Olinda'da tek tük özel mekan var onun dışında bütün kutlama sokaklarda geçiyor. Büyük köpükten kutuların içinde buzlu suda soğutulan Skol biralar ve Smirnoff ICe'lar içilerek sabahlara kadar sokaklarda dans etmek geçen grupları izlemek ya da Brezilyalı pop müzik gruplarının belli yerlerde verdikleri konserleri izlemek demek karnaval.

Ayrıca Olinda'da sahil boyunca bulunan mekanlarda okyanus manzarasına karşı da biranızı yudumlayabilirsiniz. Deniz aşırı dalgalı ayrıca şehrin arıtma tesisleri çok iyi çalışmıyor sanırım; kasabanın kuzeyinde plajlar var denize girmek isteyenler için.

Brezilya'nin geri kalanı gibi Olinda'da da güvenlik konusuna dikkat etmeniz gerekiyor. Polis kontrol noktalarının dışında dolaşmanız pek tavsiye edilmiyor. Üzerinizde kesinlikle pasaport cüzden cep telefonu taşımayın ya da ucuz bir cep telefonu bulduysanız onunla dolaşın. Aynı şekilde pahalı bir fotoğraf makinesi de sizi yan kesicilerin kapkaççıların hedefi haline getirebilir. Ancak her ihtimale karşı üzerinizde hırsızlara vermek için 20 real gibi bir miktar da mutlaka bulundurun. Paranızı farklı ceplerinize dağıtın.

Karnavalda en çok karnaval tişörtü almak istedim ama bilet olarak da kullanılan bu tişörtlerden güzel birini almak nasip olmadı. Çok terletecek naylonlu parlak bir kumaştan da olsa renkli renkli çok güzel tişörtler bunlar.

Olinda'da kalacak yer sorununu aslen Belçikalı olan ama 6 yıldır Olinda'da emlakçılık yapan Johan sayesinde çözdük. Bir haftalığına iki odalı evi 2500 real'e kiraladık. Otel ya da hosteldense ev kiralamk çok daha mantıklı bir seçim. Bütün kasaba halkı neredeyse evlerini kiraya vermek için bir haftalığına boşaltıyor ve Olinda'ya gittiğinizde rahatlıkla bizim ödediğimizden de daha ucuza son dakikada boş kalmış evleri kiralayabilirsiniz.

Brezilya deyince akla hep gelen güzel kalçalı kadınlar her yerde karşınıza çıkıyorlar Olinda'da ama yukarıda da bahsettiğim gibi dil problemi önemli bir problem. Yine de sokakta yürürken gözgöze geldiğiniz bir kadınla öpüşmek de çok normal kabul ediliyor. Karnaval sırasında Olinda'ya gelenlerin %90'ı Brezilyalılar. Etrafta 20 li yaşlarında taş hatunlar ve yapılı vücutlu erkekler salınıp duruyorlar. Son olarak tanıştığınız biriyle yalnız kalacak olursanız değerli eşyalarınıza mukayet olmaya dikkat edin; Brezilya'da hırsızlık gerçekten çok yaygın.

Biraz da Olinda'dan bahsedecek olursak UNESCO'nun koruma altına aldığı şehir pastel renklerdeki 1 ya da 2 katlı evlerden oluşuyor. Öyle her adım başı bakkal çakkal manav falan bulmayı ummayın. Döviz bürosu bile yok kasabada, internet cafe sahile paralel caddede ve hepi topu 12 tane bilgisayara sahip (karnavalda yaklaşık 1 milyon kişinin Olinda'ya geldiğinden bahsediliyor). Kasabada şirin kiliseler var ama sokakların o korunmuş estetiği çok daha etkileyici. Karnaval zamanı binaların önemli bir kısmının etrafını tahtalarla kaplıyorlar çünkü karnaval sırasında bütün duvarlar tuvalet işlevi görüyor. Sabahları caddeleri yıkayıp ilaçlayan temizlikçileri görürseniz şaşırmayın.

Karnaval sırasında Recife'de de çok daha kalabalık konserler yapılıyor ama Brezilya müziği nedense bana çok sıkıcı geldi. Hepsi birbirinin benzeri şarkıların söylendiği konserleri dinlemeye gittiyseniz kalabalığın içinden çıkmakta zorlanmayı göze alın mutlaka. Keza biz Recife'deyken yağan yağmurda sığınacak bir yer bulamayıp donumuza kadar ıslandık.

Seneye yeniden gelicem diyerek ayrıldım Olinda'dan... Diğer şehirlerde karnaval nasıldır bilmiyorum ama Olinda'daki karnaval gayet eğlenceli geçiyor, hele etrafınızda eğleneceğiniz arkadaslarınız varsa biraz da Portekizce öğrenirseniz gitmeden önce tadından yenmez...

Fotoğraf Listesi:

1- Maskeli poz vermemek olmaz
2- Karnaval alanı
3- Devasa kuklalar
4- Olinda'nın meşhur, renkli evlerinden biri
5- Bu da en meşhur olanı
6- Rengarenk süslemeler

Önerilen Sayfalar:

RocknCoke merkezinde müzik festivalleri


dinceryazici79@gmail.com

6 Ocak 2011 Perşembe

Koştura Koştura Ürdün

Sabah Şam'a vardığımızda ilk işimiz Amman'a giden taksileri bulmaya çalışmak oldu. Trende karşılaştığımız Iraklı 
Türkmenler bize çok dostça davrandılar ve bizi taksilerin kaltığı yere götürecek bir taksiye bindirdiler. Aslında otobüsle gitmeyi düşünüyorduk Amman'a ama bayramın ilk günü bugün, o yüzden hiç bir otobüs çalışmıyormuş. Tren yolculuğu sonrası akşamdan kalma gibiyiz. Taksilerin rayicinin 50 dolar olduğunu biliyoruz aslında ama 150 dolara başlayan pazarlığı 90 dolara kadar indirebiliyoruz; aşırı yorgunuz ve biran önce yola çıkmak istiyoruz.

3 saat süren yolun ardından Salahdin Otel'e ulaşıyoruz. İlk görüntü pek iç açıcı değil. Hemen 50 metre ötedeki Jordan Tower Hotel'e baktığımızda İngilizce konuşan sahibesinin yardımseverliği ve temizliğiyle hemen hemen aynı fiyata daha iyi bir otelde konaklama şansımız olduğunu görüyoruz ama Salahdin de bir gece konaklanamayacak kadar kötü değil. Önceden ödeme de yaptık zaten... Esyalarımızı odaya yerlestirip solugu Jordan Tower Hotel'de alıyoruz, kahvaltıda simit sunması çok hoş. Felaket açız. Otelin sahibesi kadın çok yardımsever ve ilgili. Masada bizimle oturup Ürdün gezi planımızloa ilgili konuşmaya dalıyor bizimle. Ne yazık ki az zamanda çok işler başarmaya çalışan bir planla yola çıktığımız için onun dediği süreleri dediği yerlere ayırmamız mümkün değil. Petra'da en az 2 gün kalmamız gerektiğini sylüyor, Lut Gölü'ne de en az bir tam gün ayırmak gerekiyormuş... Wadi Rum ve Akabe'yi de işin içine katacaksak 10 gün vaktimiz olmalıymış ama bizim sadece 3 günümüz var.

Amman'da gece bir şeyler içmek için Abdün denilen bölgeye geçiyoruz. Pek bi anlayamadık Abdün nasıl bir yer ama McDonalds'ın olduğu meydana 500-600 metre uzaklıktaki Blue Fig bir şeyler içmek için uygun bir mekan. Kadıköy'deki Karga'yı hatirlatıyor bana Blue Fig. Tarihi bir bina yerine modern bir bina düşünün sadece, tek farklı kısım orası. 1 Jordan Dinar (JD) 2 TL'ye denk ve Blue Fig de Taksim'de orta-ortanın biraz üstü bir yerin fiyat listesine sahip. Mekanda ücretsiz internet olması özellikle çok güzel. Amman'da da taksi çok ucuz. Otelimize taksiyle 1.5 JD'ye döndük.

Sabah ilk işimiz çantalarımızı Jordan Tower Otel'e bırakıp Abdali'deki garajından Petra'ya kalkan Jettbus otobüslerine binmek oluyor. Başka firmalar da var ama en iyi Jettbus'mış. (Otobüs saatleri için: Jett) 6:30'da hareket edecek otobüs dolu neyse ki 6:40'a bir tane daha koymuşlar. Bilet 8 JD. 3:30 saatte Petra'dayız. Petra şimdiye kadar gördüğüm en pahalı giriş fiyatına sahip tarihi yer: Kişi başı 50 JD.

Toplam 4 km. uzunluğundaki yürüyüş yolu boyunca doğal güzelliğin insan elinden çıkmış tarihi yapılarla bütünleştiği bir vadi sizi bekliyor. Zamanında Indiana Jones filminin burada çekilen sahneleri gözünüzün önüne geliyor... Hele gökyüzünün küçük bir parçasının göründüğü dar bir vadinin bitiminde karşınıza çıkan Hazine Binası büyüleyici bir güzellik. Aslında bu yolu at arabasıyla da alabilirsiniz, çünkü gidişin bir de aynı şekilde dönüşü var... Dönüşte at arabası bulmak çok zor, hepsi önceden tutulmuş. O yüzden gidişte hazine binasına kadar at arabasıyla gidip ardından yürüyerek sonuna kadar ulaşıp dönmek mantıklı bir tercih olabilir. Yolun sonundan üst katlara çıkmak ekstra ücrete tabii. Ancak bizim o kısma ayıracak vaktimiz yok. İleride bir gün yenidne geldiğimizde ziyaret etmek üzere o kısmı pas geçip taksicilerle pazarlığa başlıyoruz.

35 JD'ye Wadi Rum'a geçiyoruz. Önceden kalacağımız kampı ayarlamış olsaydık daha iyi olurdu tabii ama taksicinin bizi götürdüğü kampta konaklamak zorundayız. Wadi Rum çölün ortasındaki kamp yerlerinden oluşan bir yer. Birbirlerinden uzak aralıklarla bir çok kamp yeri var. Bizim gittiğimizde o akşam yerel halkın toplandığı Arap Gecesi varmış. Arapların eğlenmek konusunda çok da başarılı olamadıklarını anlıyorum bu eğlenceden. Zaten Ürdün gezisi boyunca dilime dolaşan Tamally Mahak'ı da çalamadılar bana... Çölde gece tahmin ettiğimizden bile daha soğuk. Bize verilen bir battaniye yetmiyor ve birer tane daha istiyoruz. Kat kat giyinmiş olmak da çok işe yaramıyor. Sabah kalkış 5:30. Çölde güneşin doğuşunu izlemeye gidiyoruz. Çölde kamyonetle 1 saat dolaşıyoruz. "Siq Lawrence" denilen kayanın üstüne oyulmuş tombiş suratlı Arabistanlı Lawrance suratını görmek eğlenceliydi. Bir daha gelirsek bu kayanın yanındaki kampta kalmaya karar veriyoruz çünkü çölün çok daha göbeğinde kayaların dibinde hoş bir kamp gibi görünüyor. Çöle gelenlere çölde deve sırtında 2-3 günlük geziler de düzenleniyormuş. Cıvıl cıvıl bir yaşamın tam tersi dingin bir ortamda sessizliği dinlemek, gece çantanıza zulaladığınız içkilerle yıldızların altında sarhoş olmak hoşunuza gidecekse Wadi Rum'da daha uzun süreli bir geziye mutlaka çıkın. Detaylı bilgi için: Wadi Rum Adventures

10 gibi otoyola bırakıyorlar bizi. Yolda Ali Iraqi çalıyor şöför. Ürdün'de dinleyip çok beğendiğim Arapça rap söyleyen bir şarkıcı kendisi. Ama daha sonra şarkılarına ulaşmam mümkün olmadı. Akabe'ye ulaştığımızda çölde soğuktan üşümemek için üstümüze giydiklerimiz elimizdeki poşetlere tıkılıyor hemen. Bodrum'da gibiyiz. 7.5 JD'ye 14:00 Jettbus otobüsüne bilet alıyoruz ve önümüzde daha 2 saat var. Ürdün'ün Kızıldeniz'e tek kıyısı Akabe'de ve haritaya bakarsanız bu kıyı çok zor görülebilecek nokta gibi duruyor. Phuket'teyken çok sevdiğim mercan kayalıkları üstünde şnorkelle yüzme deneyimini burada da yaşabileceğimi anlayınca hemen taksiyle özel plajların olduğu kısma geçiyoruz. Yanımda mayom yoktu ama uyduruk bir terlik ve mayo ayarlıyorum hemen kendime bir dükkandan. 20 dakika sonra mekanda şnorkel kiralamış mayomu giymiş bir halde deniz kenarındayım. Kendisine Shark adını takmış Ahmed isimli birisi bana eşlik ediyor yüserken. Deniz dalgalı ve mercan kayalıklarının üstünde yüzmek yine çok zevkli. Yarım saat sonra mutlu mesut çıkıyorum denizden.

Dönüş yolunda artık yorgunluk bizi hasta edecek düzeye ulaşmış durumda. Otele döndüğümüzde sabah çölde güneşi doğurmuş öğlen Kızıldeniz'de yüzmüş akşam Amman'da otele dönmüş birisinin yorgunluğuyla sızıyoruz. Siz siz olun Ürdün'e geniş bir zamanda gidin yoksa bizim gibi yollarda koşturup durursunuz.

Sabah kalkışımız 7:00. İş zamanı bile bu kadar çok erken kalkmamıştık ama Lut Gölü'nü (Dead Sea) görmek istiyoruz. Kahvaltı sonrası 8'de bir gece önce 45 JD'ye anlaştığımız taksici bizi kapıda bekliyor. 9'da Lut Gölü'ndeyiz. Su çok sıcak değil ama girilemeyecek kadar soğuk da değil. Lanetlenmiş Lut Kavminin kıyısında yerleştiği Lut Gölü dünyanın en alçaktaki gölü. Deniz suyundan 10 kat tuzlu suyu sayesinde suya batmanız mümkün değil. Yüzmek de öyle. Ağzınıza ya da gözünüze tuzlu su temas ederse büyük bir acının sizi beklediğine emin olabilirsiniz. O yüzden sırt üstü yüzülüyor Lut Gölü'nde. Boşlukta yürümenin nasıl bir şey olduğunu merak ediyorsanız önce Lut Gölü'nde suda asılı kalmanın ne demek olduğunu görün... Sanki birbiriyle akraba iki deneyim gibi geliyor bana bu ikisi...

Otele döndükten sonra rotamız yeniden Abdali'den geçiyor. Şam'a giden taksilere bineceğiz ve ertesi gün de Beyrut'a geçeceğiz...

Fotoğraf Listesi:

1- Petra'nın girişinde yürürken
2- Petra'da vadi boyunca yürürken
3- Petra'da meşhur hazine odası
4- Vadii Rum
5- Vadii Rum'daki kamp yerimiz
6- Lut Gölü'nde gazete okuyor gibiyken.

Önerilen Sayfalar:

Mardin - Hasankeyf
Tahran'da Bir Gün
Beyrut'ta Gece ve Gündüz
Hatay'ın lezzetleri
Gaziantep'te günübirlik yeme-içme-gezme
Şarm el Şeyh
Pembe Marakeş'te İki Gün
Fes'in Sarı Labirentleri ve Kısa Kazablanka Gezisi

dinceryazici79@gmail.com

3 Ocak 2011 Pazartesi

Günübirlik Halep Gezisi

Arife Günü bir günlüğüne Halep'e geçeceğiz. Mardin ve Hasankeyf'in ardından öğleden sonra yola çıkıp Batman'dan 7 saatte Gaziantep'e ulaşabildi
k önce. Gece Tuğcan Otel'de konaklayıp sabah ilk iş Halep'e doğru yola koyulduk.

Halep'e tren de varmış ama ne saatlerine ulaşabiliyoruz ne de sorduğumuz Anteplilerden sağlıklı bir bilgiye... Biz de hemen Tuğcan'dan çıkıp ilk soldan aşağı iniyor ve Halep'e giden taksilerin bulunduğu durağı buluyoruz. Arife Günü zamlı tarife uyguluyorlar. Normalde 25 TL ama biz 30 lira ödüyoruz. Suriyeli şöförümüz Hüseyin Türkçe de İngilizce de bilmediğinden üç saat süren yol boyunca Arapça öğrendik. Mecburi ahbaplık yapan 5 insan kendi çaplarında anlaşmaya çalıştı tüm yol boyunca. Ortak bir dil olmadan ne kadar anlaşılabileceğini öğrendiğimiz hoş bir deneyim oldu bizim için.

45 Suriye Lirası 1 Dolara eşit ve bu fiyat hemen hiç değişmiyor... Demek ki 1 TL 30 Suriye Lirası. Hüseyin bizi Tren Garının önüne kadar bıraktı. Ortadoğu'daki gezilerimizde öğrendiğimiz bir şey şu ki şehirler arası çalışan taksiler ne kadar ısrarne kadar pazarlık ederseniz edin sizi şehir içinde istediğiniz yerde bırakamıyor. Bu yasak her ülkede geçerli ve bu kuralı değiştirmeniz mümkün değil. Hüseyin de bizi sonu gara çıkan yolun başında bıraktı ancak. Neyse ki yolumuz kısa.

Akşam 00:10 yataklı treniyle Şam'a geçeceğiz. 6 saat sürecek yol için kişi başı 6 dolarlık biletlerden almamız 45 dakika sürüyor. Halep'le ilgili ilk bilgileri bilet kuyruğunda tanıştığım Alman gençten alıyorum. Şehir haritasını alabileceğimiz Turist Informaton'dan, Baron Otel'den falan bahsediyor. Bilet alma prosedürü 3 ayrı gişede işlem yapmayı gerektiriyor. Önce pasaportunuzla bir yere kayıt oluyorsunuz. Sonra başka bir sıraya geçip bilet alıyorsunuz. En son da bilet ve pasaportunuzla birlikte polis olduğunu sandığım adamların kayıt yaptığı bankoya geçiyorsunuz ve büyükçe bir deftere Arapça isminizi ve başka bir takım ıvır zıvırı kaydediyorlar. Ortadoğu'da işsiz sayısını azaltmanın yolunun bu tarz bürokratik işlemleri arttırmaktan geçtiğini düşünmemek elde değil. Akabe'de bilet kontrolü yapılırken de aynı düşünce dolaşacak zihnimde: Biri imzalıyor, bir diğeri mühürlüyordu biletimi ve biletimi başka birinden almıştım otobüste de başka birisi yeniden biletimi kontrol edecekti...

Akşamki bilet işini hallettiğimize göre şimdi Turist Information'ı bulmalıyız. Ama Halep'te Türkçe ve ya İngilizce bilen birilerini bulmak ,diyelim buldunuz, bu kişinin Turist Information'ın nerede olduğunu bilmesi çok ender rastlanan bir durum. Sırtımızdaki çantalar altında ezilmeye başlamışken iyi kalpli bir satıcı halimize acıyor ve İngilizce bilen bir arkadaşını cep telefonundan arayıp önce bizim derdimizi öğreniyor, ardından turist information'ın yerini ve üşenmeyip bizi 15 dakika yürüme mesafesindeki Turist Information'a götürüyor. Dükkanını kapatıp bize yardımcı olan bu Suriyeli arkadaşı günün meleği ilan ediyoruz çünkü bu sayede haritaya ve Baron Otel'e ulaşıyoruz. Baron Otel Turist Information'a çok yakın. İnternette Baron Otel'le ilgili sağlıklı bir bilgiye ulaşmak çok zor ne yazık ki. Sadece tarihini anlatıyorlar bu otelin. Bazı yerlerde 2-3 sene önce tadilata girdiği yazıyor. Bizim gördüğümüz pek de tadilata uğramamış hala aynı eski havasını sürdüren bir otel olduğuydu. Zamanında Arabistanlı Lawrance, Kemal Atatürk gibi bir dolu ünlüye ev sahipliği yapmış bu oteli Ermeni kökenli birileri işletiyor. Çalışanlar ve sahibi gayet iyi Türkçe bilen insanlar.

Otelde çalışan Vahid'le 200 Suriye Lirası karşılığı akşama kadar çantalarımızı bırakmak konusunda anlaştık. Vahid bize dolar da bozdu sağolsun. Ardından Halep Kalesi'ne doğru yola çıkabildik. Ne yazık ki kalenin sadece etrafında vakit geçirebildik çünkü yazın 6'ya kadar açık olan kale kışın 4'e kadar ziyaretçi kabul ediyormuş. Kale deyince aklınıza genellikle eski kalıntılar ve yıkılmış duvarlar geliyorsa Halep Kalesi bu konudaki fikrinizi değiştirecek kadar sağlam bir yapı. Dışarıdan gördüğüm kadarıyla söylüyorum elbette şimdiye kadar gördüğüm en sağlam kale duvarlarına sahip. Giriş kısmı da çok etkileyici...

Kale'nin etrafında biraz bakındıktan sonra ara sokaklara dalıyoruz. Kapalıçarşı ve uzantıları, labirent misali uzanan eski dar sokaklar çok etkileyici. Akşam şehrin üstüne çökerken her aralık farklı sürprizler barındırıyor...

Kapalıçarşıyı gezerken görünüşüne dayanamayıp aldığım irmik tatlısı çok lezzetli. Ne kadar hijyenik olduğunu bilmiyorum çünkü Ortadoğu gezisi dönüşü tüm bağışıklık sistemim çökmüş, ateşler içinde acilde aldım soluğu. Ama ne yalan söyleyeyim o irmik tatlısının tadı hala damağımda. Çarşıdan ipek örtüler ve sürme aldım hediyelik olarak. Sürmeleri bilmiyorum ama ipek diye satılan örtülerin yıkama aşamasında çok fazla renk verdiğini söylediler. Çok tavsiye etmiyorum yani.

Karnımız çok aç. Baron Otel'e dönüp akşam yemeği için Wanes Restoran'a doğru yollanıyoruz. İsmini internette duyduğum lüks bir restoran burası ama fiyatları Taksim'de sıradan bir cafe-restoran ayarında. Aziziye'de nehrin kıyısındaki bu restorana gitmek için Baron Otel'den çıkınca Baron Caddesi boyunca sağa doğru yürüyüp nehri görünce karşıya geçmeden sağa doğru bir 50-100 metre yürümek yeterli. Sigarayı bırakalı çok olmamıştı daha. O yüzden yemekten sonra baktım ki hep patlıcanlı yemekler sipariş etmişim. Babaganuş ve Mutabah patlıcanlı güzel mezeler. Üstüne Vişne Kebabı söylüyorum. Vişne reçeli içinde yüzen köfteler demek vişne kebabı. İlginç olduğu için sipariş vermiştim ve ömrümde bir daha yemek isteyeceğim bir yemekle karşılaşmadım. Çok açtım o yüzden yedim bütün köftelerini ama bu yemeği sipariş etmeden önce ne kadar marjinal olduğunuzu bir daha düşünün... Muzlu tavuk, portakallı ördek falan bunun yanında çok daha normal yemekler... Yine de masanıza güzellik katması için sipariş verin isterseniz.

İki kişi toplam 900 Suriye Lirası hesap ödüyoruz. Bizim paramızla 30 lira yani. Yemek, çorba, salata, mezeler ve içeceklerin ücreti bu. Daha vaktimiz var trene kadar ama çok yorgunuz. Baron Caddesi'ndeki Milano Cafe'de çay içip geçiriyoruz kalan vaktimizi. Sonra Vahid bizi Cadillac arabasıyla tren garına bırakırken içimize şüphe düşüyor acaba 4 kişilik yataklı kompartmandan mı verdiler bize bileti diye. Neyse ki 2 kişilik kompartmanımız. Çok temiz olduğunu söyleyemeyeceğim ama asıl problem eski rayların üstünde sabaha kadar hoplaya zıplaya giden trende uyumaya çalışmak. Uyku kısmını halletmiş olsaydık sabaha kadar Halep-Şam arası yataklı trenle yolculuk yapmak çok enteresan bir deneyim olabilirdi... Ancak hem raylar, hem de gece demeden koridorda koşturup bağrışan çocuk gürültüsü uyumayı imkansiz hale getirdi. Ama yolumuz uzun. Şam'ı pas geçip Amman'a geçeceğiz daha.

dinceryazici79@gmail.com

Önerilen Sayfalar:

Antalya'dan Demre, Simena, Kekova Mardin - Hasankeyf
Yataklı Trende Yolculuk
Koştura Koştura Ürdün
Beyrut'ta Gece ve Gündüz
Gaziantep'te günübirlik yeme-içme-gezme
Tahran'da Bir Gün