8 Haziran 2012 Cuma

Roma'nın Mimari Şaheserleri

Floransa'dan 11:08 treniyle Roma'ya doğru yola çıkıyoruz. 2 gün Roma'dayız. Firenze SMN istasyonundan kalkan hızlı tren bazı yerlerde 250 km'yi bulan süratiyle 12:40'ta varıyor Roma Termini istasyonuna. 

Ulaşım:

Roma'nın ulaşım konusundaki en merkezi yeri Termini Tren Garı. Buradan hem şehir içindeki merkezi noktalara yürüyerek ya da metro ve otobüsle ulaşım imkanınız var hem de havaalanından buraya ulaşım çok kolay. Roma'ya sonraki gidişlerimde uçakla Fiumicino Havaalanına indim. Sonrasında Termini'ye iki ulaşım imkanı var: İlki Leonardo hızlı treni. Yaklaşık 30 - 35 dakikada Termini'ye varıyor bu tren. Fiyatı tek yön 14 €. Yok bu kadar para ödemek istemiyorsanız o zaman Terminal 3'ün önünden kalkan otobüslerle 6 €'ya Termini'ye ulaşabilirsiniz. Otobüsler köprünün altından kalkıyor ve hemen öncesinde de bilet gişeleri mevcut. Dönüşte yine Termini'nin yan tarafından havaalanına kalkıyor otobüsler; bu sefer biletleri otobüsünün girişinden alabilirsiniz. İnternetten saatli bilet alırsanız otobüse bineceğinizin garantisi yok haberiniz olsun. Önce gelen boş koltuğa oturuyor. Ulaşım trafiğin durumuna göre 30 dakikayla 50 dakika arasında sürüyor. 

Konaklama:

Otelimizi de Termini'ye yakın bir noktadan seçtik ki işimiz kolaylaşsın. Otele geçmeden önce Termini tren istasyonunda Tourist Information arıyoruz. Öyle bi yere saklamışlar ki bulmak çok zor. Kabaca tarif etmek gerekirse trenden inip yüzünüzü istasyona verince sol kanatta ama arkanızda kalacak. Siz yine de inince bi polis memuruna sorun derim, istasyonun iç kısmında aramayın boşuna. İnince Roma Pass'ı buradan aldık. Ne kadar müze gezmek istediğinize bağlı Roma Pass işinize yarayabilecek bir kart. Bir haftalık otobüs+metro 16€'muş. Roma Pass ise iki müze girişi + 3 gün sınırsız metro ve otobüs dahil 30€. Ayrıca bir tavsiyede bulunayım: Roma'ya giderken yanınızda yeterli miktarda Euro bulunmasına dikkat edin. Ben biraz da Dolar almıştım gerekirse değistiririm diye, Termini'deki Döviz bürosu %30'a yakın komisyonla değiştiriyor doları euro'ya. Aman diyeyim dikkatli olun... Elzemse gidin başka yerlere de sorun.

Otelimiz Hotel Marcantonio, Via Cavour üstünde Termini çıkışı sol tarafta. 5 katlı bi binanın her katı başka bi otel, bizimki 5. katta. Hızlı interneti, kahvaltısı, temiz odalarıyla iki gün iki kişilik oda için 100 € ödüyoruz otelimize. Resepsiyondakiler gayet ilgili ve güler yüzlü insanlar. Kahvaltı için bir salonları olmadığından sabah istediğiniz saatte kahvaltınız odanıza geliyor; yatakta kahvaltı zevki de gayet güzel.


Termini oteller konusunda çok fazla seçenek sunuyor. Bir sonraki gidişimde yine Termini'de bu sefer Miami Guesthouse'da kaldım. Ortak banyolu 2 kişilik odanın geceliği 40 Euro'ydu. Yeri itibariyle göçmenlerin bolca sokaklarda dolaştığı bir hostel burası ama güvenlik konusunda çok da sıkıntı hissetmedim. 

Gezilecek Yerler:

Önce yakınlarda bi şeyler atıştırıp ardından metroyla Vatikan'a doğru yola koyuluyoruz. Aslında o güzel kilise dışında Vatikan toprağı olan yerleri de görmek niyetindeyiz. Ancak saat akşama geliyor ve sadece o görkemli Saint Pietro Bazilikasını görme şansımız oluyor. Şimdiye kadar gördüğüm en görkemli kilisede miyim yoksa? Bütün tavanlar, duvar süslemeleri, zemin... Her yer çok etkileyici. Dini sanata olan hayranlığım katlanıyor bu kilisede. Ardından şehri yürüyerek dolaşmaya başlıyoruz. Saint Angelo Kalesi'nin önündeki heykellerle süslü köprüden Tevere Nehri'ni katedip sokak aralarından Piazzo Navona'ya gidiyoruz. Çok eğlenceli bir meydandayız... Etrafta cafeler, restoranlar, meydanın ortasında değişik kostümleriyle fotoğraf çektirenler, gösteri sunanlar...


Yolumuzdaki bir sonraki yer Pantheon. Neredeyse 2000 yıllık bu tapınağın görkemi Roma'ya iyice hayran bırakıyor bizi. Bu arada Pantheon'a yağmurlu bir günde girerseniz tepesindeki boşluktan içeri yağan yağmuru izleyebilirsiniz. Yürüdükçe karşımıza çıkan görkemli yapılar bir noktadan sonra yoruyor bizi. Roma'dan ayrılana kadar dinmiyor hayranlığımız.

Sant'Andrea della Valle kilisesine akşamüstü girdiğimizde camlardan sızan ışıkların aydınlattiği altın rengi kilise gözümüzü alıyor. Her seferinde başka bi güzellik karşımıza çıkıyor.


Vittorio Emanuele ll anıtına ulaştığımızda hava kararmaya başlıyor. Anıtı karşımıza alıp sağından Isola Tiberina Adası'na inmeye başlıyoruz. Tevere'deki bu şirin ada mart ayı akşam saatlerinde boşalmış meydanıyla kendine has hoş bir hüzün taşıyor. Geriye dönüp tarihi kısımların güneyinden Kolezyum'a ulaşıyoruz. Yarın yeniden geleceğiz ama gece karanlığında da büyüleyici bir yapı var karşımızda. Otelimize dönme vakti geldi. Roma Pass'ımızla metroya atlayıp geliyoruz Termini'ye.


Sabah erkenden odamıza gelen kahvaltıyla uyanıyoruz. Kahvaltı gayet güzel. Bu sefer Republica Meydanı üzerinden Fontana Tritone'a geçiyoruz ilk. Roma'nın çeşmeleri de çok güzel. Yolda gördüğümüz dört yolun dört köşesindeki çeşmeler de iyiydi. Ardından İspanyol Merdivenleri'ne ev sahipliği yapan Spagna Meydanı'na yürüyoruz. Aylardan Mart ama hava gayet güneşli. Çok uygun zamanda gelmişiz, ince kiyafetlerin üstüne biraz kalın kıyafetler giyip duruma göre fazlalığı çıkartıp dolaşıyoruz sokaklarda. Turist kalabalığı giriş kuyruğu yok. Rahatça görüyoruz her yeri. İspanyol Merdiveni fotoğraflarındaki kadar etkileyici değil. Ya da artık gözümüz doymaya başladı güzelliklere. Piazza del Popolo'ya kadar gidip meydanda ufak bir mola veriyoruz.  Bir sonraki hedefimiz meşhur Aşk Çeşmesi Fontana di Trevi. Via del Corso boyunca inerken sağdaki Traianus Sütunu çok hoş. Fontana di Trevi de öyle. Koca binanın bir cephesini kaplayan çeşmenin önündeki alan küçük ama çeşme çok etkileyici. Dilek paralarımızı atıp etraftaki cafelerde bir şeyler atıştiırıyoruz. Hamur işlerini özellikle de tatlı olanları İstanbul'da çok özleyeceğiz.

Sırada Kolezyum var. Roma Pass'ımızla VIP gibi geçiyoruz sırada bekleyenlerin yanından. Roma'da gördüğümüz tek kuyruk Kolezyum'da. Kolezyum'un zamanında nasıl bir yer olduğunu filmlerden/dizilerden bilmeyenler için içerideki çizimler faydalı olabilir. Hemen yandaki Roma Forum'un V. Emanuele tarafındaki girişini zorla bulup bu eski Roma şehri kalıntılarına geçiyoruz ardından. Bir kısmı gözümüzde canlansın diye restore edilmiş kalıntılar o dönemi canlandırması açısından ufuk açıcı. Ne yazik ki Palatini bölgesindeki kimi kısımları kapalı olduğu için ziyaret edemiyoruz. Yine de bahçeler, yollar aradan yıllar geçmesine rağmen üstüne otel yapılmaya çalışılmadan iyi korunmuş sayılır.

Artık günün sonu gelirken Piazza Porta San Giovanni'ye gidiyoruz Via San Giovanni in Laterano boyunca. Yine etkileyici bir kilise çıkıyor karşımıza. Artık yavaş yavaş akşam olurken acıkmış bir halde karşımızda Pastarito Pizzarito'yu görüyoruz. Roma'yla ilgili gezi bloglarında hakkında övücü sözler duyduğumuz bu mekanı biz çok baska yerlerde ararken birden San Giovanni kilisesinin arkasındaki meydandan aşağıya metroya doğru inerken yolun karşısında buluyoruz. Hemen dalıyoruz içeriye. Makarnaları enfes. Gerçi hiç duymamış olsam da Türkiye'de de şubeleri varmış İstanbul, Ankara ve İzmir'de... Roma'ya kadar gelemeyenler Türkiye'de de bulabilirler Pastarito Pizzarito'yu.

Leonardo Müzesi:

Roma'da bir kaç yerde Leonardo'nun hayatını anlatan, çizimlerinden yola çıkılarak yapılmış aletlerin sergilendiği müzeler mevcut. 2017 Ekiminde giriş 10 Euro'ydu kişi başı. Roma'da turistik yerlerin fiyatlarına sürekli zam yapıldığından siz gittiğinizde kaç olur belli olmaz. Özellikle çocuklar ve gençlerin daha ilgisini çekebilecek bir müzeydi bizim gezdiğimiz. Yani öyle çok da beklentiniz büyük olmasın derim. 

San Pietro in Vincoli Kilisesi:

Bu kilisenin önemi Michalengelo'nun yaptığı Musa heykeline ev sahipliği yapması. Bu boynuzlu (ya da ışınlı) heykel Freud'un da çok ilgisini çekmiş ve Musa ve Tek Tanrıcılık kitabını yayınlamadan önce bir çok kez bu kilisedeki heykelin karşısında oturup saatlerce bu heykeli izlemiş. 

Sabah erken kalkıp Termini'den 14€'ya aldığımız biletlerle Fiumicino Hava Limanı'na gidiyoruz. Bileti gazete gişelerinden alabilirsiniz. Yarim saatte bir 22 ve 52 geçelerde 24 numaralı reyondan kalkan Leonardo Express treniyle yarım saatte gidiyoruz hava limanına. Roma'daki mimari şahaserlerin tadı hala damağımızda...


Roma'nın Az Bilinen Yerleri:

Kolezyum, Vatikan, Panteon, Aşk Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri... Bu popüler yerler dışında alternatif bir şeyler arayanlara neler var Roma'da?

Cestius Piramidi:

Roma'nın eski merkezinin sınırında 2000 yıllık bir piramit sizi bekliyor. Termini'den yürüyerek 45-50 dakikalık mesafedeki bu piramidin hemen yanında metro durağı da var. Roma İmparatorluğu Eski Mısır'ı ele geçirince Roma'da bir Mısır modası başlıyor. İşte o dönem Caius Cestius için yaptırılıyor bu 37 metre yüksekliğinde, tuğladan yapılıp dışı beyaz mermerle kaplanmış piramit. Şehrin surları inşa edilirken duvardan kazanmak için piramidi de surlara dahil etmişler. 16. yüzyılda şehirde ikinci bir piramit daha varmış, şimdiki Vatikan'ın oralarda. Halk bu iki piramidi Romus ve Romulus'un mezarları sanıyormuş. Diğer piramit Vatikan'daki inşaat işleri sırasında yıkılıp dışındaki mermer bazilika için kullanılmış. Cestius Piramidini şimdilerde ayın belli günlerinde önceden randevu alarak için ziyaret etmek mümkün. 

Princilla Yeraltı Mezarları: 

Via Salaria üzerinde girişi olan bu yeraltı mezarları 2. - 4. yüzyıllar arasında kullanılmış. Öncesinde taş ocağı olan bu yapı 3 katlı ve toplam uzunluğunun 22 km'yi bulduğu söyleniyor. Şimdilerde kısa bir kısmı rehberli olarak gezilebilen mezarlıkta günümüze ulaşan duvar resimleri de mevcut. 2.30'da İngilizce rehberli tur başlıyor.

Sen İgnazio Kilisesi (The Church of Saint Ignazio):

Roma kilise cenneti zaten ama bu kiliseyi diğerlerinden ayıran özelliği tavanındaki 3 boyutlu çizim. Kiliseyi yaparken süslü bir kubbe de yapmak istiyorlar ama paraları yetmiyor. Onlar da girişte sanki büyük bir kubbe varmış izlenimi verecek şekilde tavana 3 boyutlu bir resim çiziyorlar. Resmin tam altına gelince 3 boyut efekti yüzümde hafif bir tebessüm yarattı.

Santa Maria Della Concezione Mezarlığı: 

Kilisenin altında yer alan bu mezarlık Kapuçin rahiplerinin ölüme yaklaşımlarını görmek için ilginç bir imkan sunuyor. Benzerini Çekya'nın Brno şehrinde de gördüğüm bu mezarlarda duvarlar ve tavan kemiklerle süslenmiş durumda. Kuru kafalar, envai çeşit kemik ve bütün iskeletler size ölümü sorgulatıyor. 

Ne Yenir:

Aralık 2016'da Roma'ya ikinci gidişim tam bir lezzet şöleniydi. Yemek üzerine çok iyi araştırmalar yapmış arkadaşlarımla şehrin yemek mekanlarını ziyaret ettik. Bu arada mekanlara önceden rezervasyon yaptırmanızı şiddetle tavsiye ederim çünkü hem her saat açık değiller hem de çok dolular. En beğendiğimizden başlayıp sıralayayım bu mekanları ve neler yediklerimizi ve 2016 sonu itibariyle kimilerinin fiyatlarını:

1- Trattoria da Cesare

En beğendiğimiz restoran, turistik merkezden uzakta, neredeyse içerisi tamamen İtalyan dolu bu sade Trattoria oldu. Via del Casaletto 45 numaradaki bu restoran iki numaradaki Felice'yle kıyaslandığında fiyat olarak da daha uygundu. 

Yemekler: 
- Cacio e Pepe (Kaçço pepe diye okuyabilirsiniz) çok lezzetliydi. Dünyada en iyi Cacio e Pepe yaptığı söylenen Felice'deki kadar lezzetliydi diyebilirim. (7 €)
- Kızarmış Gnocchi (Gnocchi Fritti) önden atıştırmalık olarak geliyor ama özellikle kremalı sosuyla bir lezzet şöleni sundu hepimize. (9€)
- Ispanaklı Ravioli (Ravioli Pomodoro): Makarnalar arasında en az beğendiğim buydu lakin yine de kötü dersem ayıp etmiş olurum. (12€)
- Trippa alla Romana (İşkembe): Et yiyenler için mekanda en sevilen yemek buydu. İşkembeyi sadece çorbada yemeye alışkın biriyseniz bunu denemelisiniz. Beğenilince ikincisi de sipariş edildi. Daha sonra başka mekanlarda da sipariş etmemize rağmen buradaki kadar lezzetli gelmedi hiç biri. (11€)

Tatlılar:
- Tiramisu: İdare eder. Daha iyisini Felice'de yedik. (6€)
- Creme Caramel: Ben ki krem karamel düşkünü olmayan biriyimdir, ben bile beğendim. (7€)
- Millefoglie: Gecenin favori tatlısı buydu. Milföy hamuru ve kremayla yapılan enfes bir tatlıydı. (7€)

İçkiler:
- Ev yapımı şarapları enfes. Yarım litre beyaz şarap 4 €'ya geliyor.

2- Da Felice:
Şehir merkezine daha yakın bu restoranın konumunu Piramide yürüme mesafesinde olarak aklınızda tutabilirsiniz. New York Times'ın ana sayfasından tanıttığı restorandan dünyanın en iyi Cacio e Pepe'sini yapan yer olarak bahsediliyor. Fiyatı diğerlerinden yüksek. 

- Cacio e Pepe: Alt tarafı makarna ve peynir, ne kadar farklı olabilir ki? Da Felice size bu sözünüzü yalatır baştan söyleyeyim.  O ne nefis bir tattır öyle. Bir çok yerde yedik ama bu kadar lezzetlisini görmedim. Ayrıca hazırlanması da bir görsel şölen: Masanızda özenle karıştırılıp servis ediliyor. 
- Spagetti with Clams (Midyeli Spagetti): Sosu lezzetli. Yiyenler pişman olmadı ama orta karar buldular.
- Roast Lamp with Potatoes (Patatesli kuzu eti): Et beğenildi. 
- Kapris Salata: Aslında menüde yok ama ben isteyince hazırladılar. Taze mozzarellalarla enfesti. 
- Tiramisu: İşte gezi boyunca yediğimiz en güzel tatlı. Alıştığınız tiramisunun dışında bir lezzet ama böylesine güzelini yemedim. Zaten New York Times da Cacio e Pepe'yle beraber Tiramisusunu çok övmüş, dedikleri kadar var.

3 - Da Francesco: Şehrin tam merkezinde yer alan bir pizzacı. Öğlen 12-15.30 akşam 19-24.30 arası açık. Özellikle pizzaları çok lezzetli ama makarnalarını da beğendik. Margaritha Pizzasının (8€) tek rakibi Napoli'deki Di Matteo olabilir anca. Trüf Mantarlı Pizza'sı da (16€) fena değil ama bir Margaritha Pizza değil ne yazık ki. Tatlı olaraksa tavsiyem Zabaione Con Uova Di Parisi. Bu yumurtayla yapılan tatlının içinde çilek de var ve böyle şahane bir tatlıyı çok az yerde yediğimi söyleyebilirim. Genel olarak Da Francesco'nun fiyatları diğerlerine kıyasla orta karardı. 

4- Ristorante Archimede: Da Francesco'ya bir kaç yüz metre mesafede merkezi bir restoran. 

Yemekler:
- Tonnarelli Cacio: Bu da yine lezzetli bir Cacio e Pepe'ydi. (12€)
- Melanzane alla Parmagiana: Patlıcan ve Peynir. Gecenin en başarılılarından biriydi (10€)
- Tagliata Filetto: Biftekli salata. Et severler beğendi (22€)

İçki:
- Kırmızı ev şarabı lezzetliydi (10€)

Tatlılar:
- Tiramisu, Panna Cotta (çilek sosluydu) ve krem karamel. Üçü de iyiydi. (Tanesi 6 €)

5- La Gallina Bianca: Termini'ye yakın bu pizzacının pizzaları fena değil ama bir Da Francesco değil tabii ki.

6- Roscioli: Şehir merkezinde ve yan yana 3-4 şubesi olan bir mekan. Kafesi, şarküterisi, pastanesi ve restoranı var. Çok dolu bir mekan ve fiyatları diğerlerinden yüksek, Da Felice ayarında. 

Yemekler:
- Capanata Della Tradizione Siciliana: Sosta pişmiş patlıcan, üstünde roka. Çok az servis ediliyor ama lezzetli (13 €)
- Hamburger di Mozzarella: Ekmek, mozzarella peyniri ve domuz salamıyla yapılan hamburger. Yanında pesto sos, domates ve balzamik sirke. (14 €)
- Cacio e Pepe: Her yerde olduğu gibi burada da yedik ve beğendik.

İçki:
- Mekanın geniş bir şarap menüsü var. Biz tercihimizi Montepulciano d'Abruzzo'dan yana kullandık. Kıvamlı ve lezzetli bir şaraptı (20€)

7- La Focaccia: Da Francesco'da yer bulamadığımızda yakınlarda bu pizzacıyı bulduk. Pizzaları Da Francesco'nunkiler kadar olmasa da lezzetli ama fiyatları daha ucuz. Lezzet/fiyat performansı iyi.

8- Bonci Pizzerium: Vatikan'ın arkasında bir pizzacı. Gidenler beğeniyor ama bana pek hitap etmedi bu geniş tepsilerde pişen kalın hamurlu pizza. Ayaküstü atıştırmalık bir mekan. 

9 - Ristorante Matricianella: Gittiklerimiz arasında en az burayı beğendik. Kızarmış ricotta ve mozzarella önden atıştırmalık olarak lezzetliydi; lokmanın içine peynirlerim koyup kızartmışlar. Parmaklarımı yemedim ama güzeldi. İşkembeyi burada da sipariş ettik ama yiyenler hiç memnun kalmadı. Şarap menüsü Altın Rehber gibi. Biz seçimimizi Castello Dei Rampolla 2013 Chiantş Classico'dan yana kullandık. İçimden sonra ağızda hoş bir tat bıraksa da orta karardı diyebilirim. Tatlılar arasında en güzeli Limon Sorbe'ydi. Biraz ekşi olsa da güzeldi. Tiramisu ve krem karamel kötüydü. 

Öneriler: İtalya'ya gidecekler buralara da baksın

- Napoli Torino'da Bir Haftasonu
Bologna'da Porticolar altında bir gezi
- Floransa
- Çarşılı köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio 
- Venedik'te Bir Gün
- Günübirlik Milano
- Pisa
Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı

Fotoğraf Listesi:

1- Vatikan
2- Altın Rengi iç süslemeleriyle Sant'Andrea della Valle Kilisesi'nin tavanı
3- Kolezyum
4- Fontana di Trevi
5- İspanyol Merdiveni

dinceryazici79@gmail.com

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Floransa

Venedik'ten 12:57'de kalkan trenimiz 3'e doğru varıyor Frenze SMN (Santa Maria Novella) istasyonuna. Bu Floransa şehir merkezindeki tren istasyonu ve bizim otelimiz de 200 metre uzakta Via Fiume 17 numarada. Eski asansörlu 4 katlı bir binanın 4. katındaki odamız için önce 2. kattaki resepsiyona uğruyoruz. İki kişi iki gece için 82€ otel artı 8€ vergi ödeyip geçiyoruz odamıza. Odamız geniş tavanlı sokak ve ucundan kıyısından şehir manzarasıyla güzel bir oda. Ufak bi balkonu bile var.

Yarın sabahtan akşama kadar şehri gezmeden önce bugün genel havasını hissetmek amacındayız. O yüzden "nasıl bi şehir acep Floransa" sorusunun cevabını bulmak için şehrin sokaklarına dalıyoruz hemen. Venedik'ten sonra daha yaşayan bi şehir var karşımızda. Venedik hüzünlü gelmişti akşam saatlerinde loş ışık altındaki boş Floransa sokaklarını gördükten sonra burası çok daha hüzünlü geliyor bize. Sokak satıcıları, hediyelik eşya mağazaları ve restoranların arkasında devasa tarihi binalar, heykeller ve meydanlar gözümüzü alıyor. Köprüyü geçip karşıda neler var diye bakınıp dönüyoruz otelimize. Güzel bi İtalyan şehri var karşımızda, yarın dinç bir şekilde arşınlayalım sokaklarını...


Sabah yerel saatle 8'de yollardayız. Mercato Centrale'ye giderken Via Faenza'dan Via Nazionale'ye dönünce  Caffe Sabatino çıkıyor karşımıza. Makul fiyatlariyla gözümüz kesiyor, hemen kapuçino+tatlı+portakal suyu şeklindeki 3 €'luk menüden sipariş ediyoruz. Başka güzel seçenekleri de var, yarın sabah şehirden ayrılmadan yine gelebiliriz.


Ardından Mercato Centrale'ye gidiyoruz. Bir gün önce bu kapalı pazar yerinin önünden geçmiştik fakat öğleden sonraları kapalı oluyormuş. Sabah sabah uğrayıp şarküteri ürünleri, et, peynir, şarap ve zeytinyağı satan dükkanların arasında dolaşıyoruz. Kestiği domuzun kafasını öperken turistlere poz veren kasap ardından çok neşeli bir şekilde çalışmaya devam ediyor. Biz de Duomo'ya geçiyoruz. Floransa'nın bu en yüksek binası olan Duomo İtalyanca'da katedral demek. Önce 6€ giriş ücretini verip çan kulesine tırmanıyoruz. Şimdiden uyarayım Venedik San Marco'daki çan kulesi gibi asansörle yukarı çıkmayı bekleyenler avucunu yalar. Toplam 414 (gerçi ben inişte 413 saydım ama) basamağın sonuna kadar çıkmak gayet yorucu. Sağlam kondisyonu olmayanların bacaklarında eğer en yukarı çıkmayı başarırlarsa daha sabahın erken saatlerinde derman kalmayacaktır. Aralarda da şehri görebileceğiniz katlar var tabii ama kulenin en tepesindeki manzara da gayet iyi. Keza Duomo'nun içinden de 15€ ödeyip rehberli turla kubbenin tepesindeki seyir balkonuna çıkabilirsiniz.


Duomo'nun içi mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri. Yerdeki mermer döşemeden kubbesindeki resimlere kadar özenle işlenmiş tüm katedral. Duomo'ya giriş ücreti yok ama yan taraftaki şapel için giriş ücreti ödemeniz gerekiyor.

Ardından Piazza della Signoria'ya gidiyoruz. Davud heykelinin kopyalarından biri (orijinali Galleria dell'Accademia'da diğer kopyasıysa nehrin öbür tarafında tepede yer alan Piazzale Michalengelo'da), Medusa'nın kesik başını elinde taşıyan Perseus, Fontana di Nettuno ve Palazzo Vecchio bu meydanda yer alıyor. Sergi ve müzeleri pas geçip Plazza della Republica'ya gidip meydanın kenarındaki Gilli'de bir mola veriyoruz. Bu eski pastanenin önünde oturmak meydan manzarasıyla gayet keyifli lakin tatlıları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tiramisu ve profiterol sipariş ediyoruz. Profiterol damak tadımızın gayet dışında, tiramisu biraz daha başarılı ama onu da çok özleyeceğimi söyleyemeyeceğim. Kapuçino 5€ tatlılarsa 8€'luk fiyatlarını kesinlikle haketmiyor. Haa herkes bahsediyordu bu pastaneden pişman mıyım gittiğime? Hayır. Bi daha gider miyim? Hayır.


Bir sonraki hedefimiz Ponte Vecchio. Venedik'ten sonra üstünde dükkanlar yer alan bir köprü daha. Bu sefer kuyumcular mesken tutmuş köprüyü. Nehir kenarından Uffizi Galerisi'nin önünden geçip öğle yemeği yiyeceğimiz Il Pizzaiuolo'ya gitme vakti geldi. Ama önce yolumuzu kuzeye çevirip Piazza Della Santissima Annunziata'ya da ismini veren bu meydanın kuzeyindeki Santissima Annubziata Kilisesine uğruyoruz. Özellikle üzerindeki kundağa sarılmış bebek panolarıyla dikkat çeken Spedale degli İnnocenti isimli 600 yıllık yetimhane binasının önünden geçerek ziyaret ettiğimiz bu kilisenin iç süslemeleri çok etkileyici. Karnımız zil çalıyor. Santa Croce'nin haritaya göre sağ üst tarafındaki Via De Macci'nin kuzeyinde 113 numarada yer alan pizzacı Napoli usulü pizzalar yaptığı iddiasında. Hayatımda en güzel peynirli pizzaları Napoli'de yemiş biri olarak bu pizzacının lezzetlerini merak ediyorum. Servis gayet hızlı. Margarita pizzası fena değil. Etli mantarlı diğer pizza ise pek bana hitap etmiyor. İki kişi iki pizza iki içecege 25 € civarı ödeyip çıkıyoruz.

Pizzacıdan çıkınca bir batıdaki sokakta yer alan eskicilere göz atıyoruz. Ardından da doğudaki San Nicolo köprüsüne gidip karşıya geçiyor Piazzale Michelangelo'ya doğru tırmanıyoruz. Yeşillikler arasında tırmandığımız meydandan Floransa'yi izlemek gayet keyifli. Davud heykelinin yanında hediyelik eşyalar satan küçük tezgahlar dışında bir de Kızılderili kostümlü müzisyenler karşılıyor bizi. Biraz dinlenip tekrar nehir kıyısına iniyor ve ara sokaklarda dolanarak Palazzo Pitti'ye kadar geliyoruz. Burada da değişik müzeler var. Ama biz artık yavaş yavaş yorulmaya başladık. Piazza Santa Novella'da yeşillikler üstünde mola verip otelimize atıyoruz kendimizi. Akşam yemeğine kadar 1-2 saat dinlensek fena olmayacak.

Aksam yemeğini turist menüsü olan trattorio'lardan birinde 20 €'ya yiyoruz. Porsiyonlar çok büyük değil ama sağlam doyuruyor... Makarna, et, tatlı ve içecek. Floransa'yı bitirip Roma'ya geçebiliriz.

Önerilen Sayfalar: İtalya'ya gidecekler buralara da baksın


- Napoli Torino'da Bir Haftasonu
Bologna'da Porticolar altında bir geziRoma'nın Mimari Şaheserleri
Çarşılı köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio 
Venedik'te Bir Gün
Günübirlik Milano
Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı
Pisa

Fotoğraf Listesi:

1- Davud Heykeli'nin kopyasi

2- Çan Kulesi'nden Duomo'nun önü
3- Çan Kulesinden Duomo'nun kubbesi
4- Dolunay zamanı Piazza della Signoria
5-  Ponte Vecchio

dinceryazici79@gmail.com 

1 Nisan 2012 Pazar

Çarşılı Köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio

Üzerinde dükkanlar olan köprü konsepti dünyada çok ender rastlayabileceğiniz durumlardandır. Ben şimdiye kadar bunlardan sadece dört tane olduğunu duydum. Bu sefer size bu dördünden gördüğüm üç tanesini anlatmak istiyorum: Irgandı Köprüsü, Rialto Köprüsü ve Vecchio Köprüsü.

İlk köprümüz Bursa'dan. Gökdere üzerinde yer alan Irgandı Köprüsü yıllar boyunca harabe olarak durduktan sonra 2004 yılında belediye tarafindan restore edilerek çarşısıyla beraber yeniden kullanıma açıldı. Üzerinde yer alan dükkanların ortak konsepti yerel sanatlarla ilgili olmaları. Aslında yıllardır tartışılan Bursa Tarihi Yürüyüş Yolu projesi hayata geçmiş olsaydı Tophane'den başlayıp Yeşil Türbe hatta buradan da Emir Sultan Camii'nden aşağıya Yıldırım Külliyesi'ne kadar devam etmesi düşünülen projenin ortasında yer alacak olan Irgandı Köprüsü'ne şu an en kolay Setbaşı Köprüsü'nün yanından aşağıya inerek ulaşabilirsiniz. Sessiz sakin, huzurlu havasıyla Irgandı Köprüsü kalabalıktan uzak kendi halinde hayatına devam eder gibi karşılar sizi. Hala duruyor mu bilmiyorum ama yıllar önce üzerindeki dükkanlardan biri şirin bir kafeyken Gökdere'yi izleyerek çayınızı yudumlayabiliyordunuz. Geleneksel sanatlara ev sahipliği yapması konsepti şu anda köprüye ilgiyi azaltane tmenlerden biri ama illa da kalabalıklar tarafından işgal edilmesi mi gerekir o da tartışılır bir konu tabii.


Venedik'te bulunan Rialto Köprüsü ise Irgandı gibi kendi halinde takılmaktansa kalabalık turist kafilelerine hizmet etmeyi tercih eden bir köprüdür. Düz ayak değil merdivenlerle tırmanılıp inilen bu köprünün üzerindeki dükkanların tamamına yakını hediyelik eşya, bir kısmı da giyim eşyası - aksesuar satmaktadır. Ortasına çıkılınca iki taraftan Grande Canal manzarası sunan Rialto yaz kış turist kafileleriyle dolup taşmaktadır. San Marco Meydanı gibi Rialto'ya da etraftaki okları takip ederek kolayca ulaşabilirsiniz.


Son olarak Vecchio Köprüsü yine İtalya'da ama bu kez Floransa'da bizleri bekliyor. Vecchio'nun üzerindeki dükkanların ortak üzerine kuyumculuk üzerine eğilmeleri. Zamanında kasaplar tarafından kullanılan dükkanlar ardından kuyumculara geçmiş bu sayede nehre atılan hayvan artıklarının kötü kokusu/görüntüsünün de önüne geçilmiştir. Köprünün en ilgi çekici yanlarından biri de dükkanların üzerinden geçen koridordur. Yöneticilerin halka karışmadan köprüyü geçmelerini sağlayan bu koridor dikkatli bakılınca anca seçilir. Köprünün üzerinde durup altınızdan akan Arto Nehri'ni izlemek kadar diğer köprülerden Vecchio Köprüsü'nü izlemek de büyük keyiftir. Dükkanların dışları rengarenk boyandığı için dışarıdan çok şirin görünür Vecchio. Ayrıca köprünün ortasında bir de büst vardır. Merak edenlere bu büstün ünlü heykeltraş Benvenuto Cellini'nin büstü olduğunu belirteyim.

Bunların dışında bir tane çarşılı köprü de Bulgaristan'da Lofça kentinde bulunuyormuş. Osma Köprüsü isimli bu köprüyü de belki ileride görme şansı bulurum kim bilir.


Öneriler: İtalya'ya gidecekler buralara da baksın


- Napoli Torino'da Bir Haftasonu
Bologna'da Porticolar altında bir gezi
Roma'nın Mimari Şaheserleri
Floransa
- Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı
Venedik'te Bir Gün
Günübirlik Milano
Pisa


Ayrıca Bursa'da Huzur yazısı da ilginizi çekebilir.


Fotoğraf Listesi:


1- Bursa Setbaşı Köprüsü'nden Irgandı Köprüsü'ne bakış.

2- Venedik'te Rialto Köprüsü
3- Rialto Köprüsü'nün merdivenleri
4- Floransa Vecchio Köprüsü
5- Vecchio Köprüsü'nün diğer bir köprüden görünümü

dinceryazici79@gmail.com

Venedik'te Bir Gün

Yaklaşık altı günlük İtalya gezimize bu sefer Venedik'ten başlayıp Roma'da bitirme niyetindeyiz. Geçen sene Napoli ve Palermo'yu görmüştüm. Güney İtalya sonrası sıra Kuzey İtalya'da.

Sabah ilk uçakla yaklaşık iki buçuk saatte ulaşıyoruz Venedik Havalimanı'na. Venedik'te 24 saatimiz olduğu için kalacak yer rezervasyonumuzu adalar bölgesinde yaptık. Böylece yürüyerek her yeri görebiliriz.


Havaalanından şehre ulaşmak için public bus olan ACTV'yi tercih ettik. Tourist Information'dan kişi başı 5 Euro'ya aldığımız biletimizle hemen havaalanı çıkışında solda yer alan 5 numaralı otobüsle 20 - 25 dakikada Piazzale Roma'daki son durakta iniyoruz otobüsten. Kalacağımız hostelimiz Rezidenza Santa Croce buraya yürüyerek 5 dakika mesafede ve kolayca buluyoruz. Asıl kalacak yer olarak bizi başka bi yere yönlendiriyorlar. Bu ara sokaktaki odamız interneti olmayan, penceresi küçük bi bahçeye bakan ama temiz bir oda. İki kişilik oda turist vergisi dahil 60€'ya maloluyor. Mart ayı yoğun sezon değil. Serin havasıyla turistlerin çok tercihi olmadığı için Venedik sokakları sakin. Aynı zamanda hep hakkında şikayet duyduğum kanallardan yükselen kötü kokuya da rastlamadık hiç. Seçtiğimiz zamandan gayet memnunuz...


Toplam 24 saatimiz olduğu için sokaklarında yürüyüp havasını koklamak niyetindeyiz sadece. Yoksa bütün tarihi binalarını ziyaret etmek müzelerinde vakit harcamak güzel olurdu. Şehrin merkezi olan San Marco meydanina kuzeyden yürüyerek gitmeye karar veriyoruz. Her yer hediyelik eşya dükkanı dolu. Özellikle de maskeler... Fiyatları nerede üretildiğine bağlı çok değişiyor. Çin'de üretilenler İtalya'da üretilenlerin yarısı fiyatına.


Yiyecek olarak da pizzalar ve değişik hamur işleri gayet lezzetliler. Yemek yiyecek basit bir yer arayanlara ilk tavsiyem Brek isimli restoran olacak. Santa Lucia Tren İstasyonu'nu karşınıza alınca sağa doğru 200-300 metre gidince sol tarafta göreceğiniz bu mekanda fiyatlar gayet uygun. Self servis olduğu için ne servis ücreti ne de ekstra başka paralar istiyorlar. Kapuçino 1.30, Cafe Latte 1, makarnalar 4-5 ( her gün bir çeşitte %50 indirim var. İndirimli fiyatla 2-2.5€) hamur işleri de 2-3 € civarında.


San Marco meydanına giderken onlarca köprüden geçiyoruz. Bu küçük köprülerin altındaki kanallarda gondollar dolaşıyor. Eski binalar ve köprülerin oluşturduğu atmosfer belli ki yıllardır çok az değişmiş. Gondollara binmek isteyenler için yaklaşık 45 dakikalık bir tur 120€ civarında. Bir dahaki sefere düşünürüz belki ama bu sefer es geçiyoruz gondolları.


San Marco Meydanı'na gitmeden once Rialto Köprüsü'nden geçiyoruz. Bursa'daki Irgandı Köprüsü'yle beraber dünyada üzerinde dükkan olan 4 köprüden biri olan Rialto'ya ulaşmak da San Marco'ya ulaşmak kadar kolay (Rialto Köprüsü'nü Çarşılı Köprüler başlığı altında incelesem daha iyi olacak sanırım); tüm duvarlarda ne tarafa gitmeniz gerektiğini gösteren oklar var. Yoksa Venedik'te kaybolmak öyle kolay ki, hemen hiç bir yol düz gitmiyor çünkü. Dönüş yolunda daha iyi anlıyoruz bunu. Piazza Roma'ya çok az ok var çünkü, aynı köprüden üçüncü kez geçince birilerine sormaya karar verip anca öyle bulabiliyoruz yolumuzu.


Rialto Köprüsü'nden sonra güneye devam edince San Marco'ya ulaşıyoruz. Bu büyük meydan turist kafilelerinin en çok uğradığı yer. Yazın eminin ki tıklım tıklımdır. Meydandaki kuleye çıkıyoruz ve tüm Venedik ayaklarımızın altında. Kırmızı tuğlalar ve kiremitler arasındaki pastel renklerle manzara çok etkileyici. Hiç uğramadığımız adalar, kuleler ve envai çeşit tarihi bina ayaklarımızın altında.


San Marco Meydanı'nın ardından geri dönüyoruz. Bu sefer güney ardından batı istikametinde ilerliyoruz. Academia Köprüsü'nü geçip bir meydanda mola veriyoruz. Kapuçino çok lezzetli. Margarita pizzaları da öyle. Yolda yemek için dilim pizzayı 2 €'ya alabilirsiniz. Napoli'de yediklerim kadar lezzetli değil ama idare eder. Kruvasanlar güzel ama.


Coop ve Billa isimli marketlerin şubeleri yiyecek-içecek ihtiyaçlarınızı karşılamak için ideal. 1.5 litre suyu 0,4-0,5 €'ya bulabilirsiniz. Biz de gece için aliışveriş yapıp dönüyoruz odamıza. Çok yorulmuşuz, saatlerce yürümekten ayaklarımıza kara sular inmiş... Akşam yemeğini Brek'te yiyoruz. Risotto Milanese'in safranlı pirinci çok lezzetli olmasa da yenebilir seviyede. Makarna başarılı.


Sabah erken kalkıp bu sefer Grande Canal'ın iç kısmında kalan adada vakit geçiriyoruz. Rialto Köprüsü'ne kadar gidip bir kaç küçük hediyelik alıp bir şeyler atıştırıyoruz yine. Venedik'ten ayrılmadan önceki son saatlerimiz. Yine gelmek üzere ayrılıyoruz Venedik'ten. Bir sonraki hedefimiz Floransa'ya trenle gideceğiz. Gelmeden internet üzerinden iki kişi Saver Fare seçeneğiyle 2. sınıf biletimizi toplam 30 €'ya almıştık. Erken alınca daha ucuza geliyor bilet fiyatları. İkinci sınıf da bizim birinci sınıfımızla aynı. İnternetten bilet aldıysanız ya gelen onay mail'ini basın ya da Ticket Number'ı mutlaka bi kenara kaydedin. Böylece istasyonda herhangi bir işlem yapmadan doğrudan treninize binebilirsiniz...


Önerilen Sayfalar: İtalya'ya gidecekler buralara da baksın


- Napoli Torino'da Bir Haftasonu
Bologna'da Porticolar Altında Bir Gezi
Roma'nın Mimari Şaheserleri
Floransa
Çarşılı köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio 
Venedik'te Bir Gün
Günübirlik Milano
Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı
Pisa

Fotoğraf Listesi:

1-Kanallar

2-San Marco Meydanı'ndaki kuleden adalar
3-Gondol sefası
4-San Marco Meydanı
5-Rialto Köprüsü

dinceryazici79@gmail.com

26 Mart 2012 Pazartesi

Runtalya 2012

4 Mart 2012'de koşulan Runtalya için kaydımı aylar öncesinden yaptırmıştım. İstanbul'daki Avrasya'da 8 km. koştuktan hemen sonra kaydoldum 10 km. yarışına. Böylece maraton koşma isteğimi hayata geçirmek adına bir adım daha atıyordum. 20 TL kayıt ücretini yatırdıktan aylar sonra www.runtalya.com.tr adresindeki katılımcılar listesinde ismimi gördüm. 1000 kişiden fazlaydı katılımcı sayısı.

Bu sene soğuk geçen kış benim doğru düzgün hazırlanmama da engel oldu. Sahilde çok az koşabildim, bulduğum koşu bantlarınıysa hiç affetmedim. Tatillerde ya da iş için gittiğim otellerde mutlaka koştum. En son Şarm el Şeyh'te bir haftada üç kez koşup döndüm tatilimden. Neyse, sanırım hazırdım yarışa, olabildiğince...

Avrasya'da olduğu gibi bir gün önce gidip çip ve göğüs numaramı almam gerekiyordu. Ben de cumartesi gününden gittim Antalya'ya. Terracity AVM'deki kayıt masasından göğüs numarası, çanta, tişört, yağmurluk ve çipimi aldım. Makarna partisi'nde makarna da ikram ediyorlardı. Katılım çok yoğun olduğu için son gün yeni kayıtları kabul etmemişler.

Yarış sabahı ayağımda çipi takılmış Gelkayana koşu ayakkabılarım, önüne numarası tutturulmuş tişörtüm ve şortumla Cam Piramide gittim. Hava çok soğuktu. Kaldığım ev yakın olduğu için bi şeyler almak sonra da onları geri taşımaktansa soğuğa katlanmayı tercih ettim lakin isteyenler çantalarını başlangıç noktasındaki Cam Piramit'e bırakıyorlardı.

Bir gün önce eğlence amaçlı koşulan yüksek topuklu ayakkabı yarışı dışındaki tüm yarışlar bu sabah yapılıyordu. Önce engelliler başladı sonra da 10 km. yarı maraton ve maraton koşanlar hep beraber. Kırmızı çizgiyi geçtiğiniz an süreniz başladığı için yarış bekleyenlerin uzun sırasında önde ya da arkada olmanız çok problem yaratmıyordu.

Yarış 9 itibariyle güneşli bir havada cam piramid önünden Dedeman'a doğuya doğru başladı. Yarış güzergahı koşulan mesafenin yarısından dönülerek başlangıç noktasında bitecek şekilde tasarlanmıştı. 10 km yarışçısı olarak 5 km sonunda geri döndüm. Gerçi ben 3 km hizalarını daha yeni geçmiştim ki yanımdan fişşek gibi bi atlet geriye doğru koşuyor benden iki kat belki daha süratli şekilde finişe gidiyordu. Ben 10 km. yi sağ salim koşayım da derece kaygım yoktu nasıl olsa. Ama etrafta birileri koşarken normal zamanlardan daha hızlı koştuğum da aşikardı. Avrasya'da olduğu gibi yarış öncesi ve süresince gerek fotoğraflar gerek yorumlarla yarışı Facebook'tan yayınlamak yine çok eğlenceliydi. Geri dönüşte 6 km 8 km 9 km levhalarını aştıkça hedefe ulaşacağıma olan inancım artıyordu.

Sonunda 1 saat 7 dakikada hedefe ulaştığımda özellikle bileklerim sağlam sızlıyordu. Yarışı bitirenlere verilen madalyamı aldım hemen. 8 km. nin ardından 10 km. yarışını da bitirmiştim. Biraz esneme hareketlerini muteakib geri döndüm. Acaba hayatım boyunca bir maraton bitirecek duruma gelebilir miydim? En az 4 saat muhtemelen 5 saat ve üzerinde sürecek bir yarışa katılacak performansa ulaşabilir miydim? Herhalde bi yarı maraton koştuktan sonra karar verebileceğim şeylerdi bunlar. Sonbahar'da Avrasya'da ne yapabileceğimi bir görüp sonrasında durumu değerlendirmeye karar verip döndüm geriye. Güzel bi yarış da sonlandı böylece. (Merak edenlere 1000 kişi içinde 500. olmuşum.)

Önerilen Sayfalar:

Antalya'dan Demre, Simena, Kekova Avrasya Maratonu 
Olympos gezi yazısı

Fotoğraf Listesi:

1- Başlangıç Noktasında koşuya hazır ve nazır ben
2- Kale surları önünde bekleyen Romalılar ve engelli yarışçılar
3- 10 km koşusu dönüşü
4- Ve Finiş Çizgisi
5- Madalyam

dinceryazici79@gmail.com

2 Mart 2012 Cuma

Şarm el Şeyh ve Kahire

6 günlük Mısır gezisi hiç planlarımda yoktu aslında ama ileride yapacağım gezinin ön hazırlığı olması açısından hazır fiyatlar da ucuzken Kahire aktarmalı olarak Şarm el Şeyh'e ulastım. Öncelikle Mısır geziniz için vize alma konusunun muğlak olduğunu belirteyim. Türkiye'de bir çok kaynak (konsolosluk da dahil) 45 yaş altı herkesin vize almak zorunda olduğunu söylüyor ve sizden gerekli belgelerle başvurmanızı bekliyor. Ancak başka kaynaklarda vizeyi Mısır'a varışta alabileceğiniz belirtiliyor. Zaten Mısır'a ulaşana kadar kimse vizeniz olup olmadığına bakmıyor. Kahire'de ülkeye giriş yaparken sorduğum kadın "15$'a burdan alabilirdin gerek yoktu önceden almana" dedi ama yine de kimin dediği doğru bilemedim. Ben risk alamayıp Türkiye'den vizemi alıp da gittim. Konsoloslukta çalışanların cok yardımsever olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. (Ekim 2012'de Edit: Misir vizesi hala daha Türkiye'den alınmak zorundaymış... Yakın zamanda bu zorunluluk kalkar diyorlar ama, güncel gelişmeleri takip etmek lazım.)

Mısır Türkiye'yle karşılaştırıldığında oldukça ucuz bir ülke. 1$ = 6 Mısır pound'u olacak şeklinde döviz bozdurup (Kahire havaalanında bozdurdum komisyon kesmiyorlar) Şarm el Şeyh'e geçtim. Havaalanındaki ücretsiz wi-fi internet yavaş ama çok fazla kullanan yoksa iş görüyor. Taksiciler 200 pound'dan pazarlık açıp en son 85 pound'a razı oldular beni otelime götürmeye. Pazarlık sünnet ne de olsa :)


Şarm el Şeyh'te hayat Naama Bay bölgesinde geçiyor. Bizim kaldığımız otel (Verginia) Naama Bay'e otobüsle 10 dakika mesafedeydi. İmkanınız olursa Naama Bay'deki otellerde kalmanız daha iyi olur. Şarm el Şeyh tamamıyla turistler için yapılmış oteller, restoranlar, gece kulüpleri ve mağazalardan oluşan bir yerleşim yeri. Yerel halkın yaşadığı herhangi bir toplu yerleşim görmedim. Bizim kaldığımız 4 yıldızlı otel 7 günlüğü kişi başı 250$ civarı fiyatıyla 3 öğün yemek dahil olduğu düşünülürse çok ucuzdu, ancak tatilinde belli bir lüks arayanlar, yemeklerde büyük beklentileri olanlar için ne kadar ekmek o kadar köfte deyişini hatırlatmak isterim. Hostel fiyatına otelde konaklama şansı... Açık büfe yemekler... Deniz kenarına 2 saatte bir, Naama Bay'e akşam bir kez servis imkanı...

Şarm el Şeyh'te yapılacak en güzel şey nedir diye soracak olursanız cevabım 'etraftaki değişik yerlere düzenlenen turlara katılmak' olur. Biz ilk olarak Tiran Adası turuna çıktık. 25 $'a (şnorkel kirası için + 5 $ daha) batık gemilerin etrafından geçip Kızıl Deniz'de - Akabe Denizi'ndeki mercan kayalıkları üstünde şnorkelle yüzmek, yatta bir gün geçirmek gayet güzeldi.


Ardından Kahire'ye bir tam gün süren tura katıldık. Gece 1:50'de otelimizden alınıp ertesi gece aynı saatlerde otelimize dönmemizle noktalanan turu pazarlıkla kişi başı 45$'a kadar düşürdük. Bu turlarda mutlaka bir takım ekstraların çıktığını da unutmayın. Kahire'de Egyptian Museum'da 2 saat süren tur çok etkileyiciydi. Ne yazık ki içeride fotoğraf çekmek yasak olduğundan burada fotograflarını yayınlayamıyorum lakin Tutankamon'un mezarı, altından tahtlar, gündelik eşyalar, küçük heykeller... 5000 yıllık hepsi birbirinden güzel bir dolu şeyi incelemek için 2 saat kesinlikle yeterli değildi. Ardından Piramitlerin iki tanesi ve Sfenks'in olduğu Tapınaklar Vadisi denen kısma geçtik. Burada Piramitleri anlatmaya çalışmam çok anlamsız kaçar sanırım ama bütün klişeleri bir tarafa bırakıp şu kadarını söyleyeyim ki büyülenmemek elde değil. Gezi boyunca papirüs mağazaları, hediyelik eşya ve parfüm satan mağazaları da ziyaret ettik. Nil'de ufak bi gezinti (mesela bu gezide ekstra buydu - 10 $) ve restoranda yemek de gezi programındaydı.

İki gün yaptığımız bu geziler biraz yordu bizi. O yüzden ertesi günü Şarm el Şeyh'te geçirdik. Şubat sonu deniz dalgalı ve serindi ama ben bile girdiğime göre (soğuk suyu hiç sevmem) bir çok kişi de kolayca girebilir eminim ki. Akşam Naama Bay'e gidecek olanlar etraftaki barlarda içip müzik dinleyebilir, karaoke barlarında şarkı söyleyip Hard Rock Cafe'de muhtemelen Şarm el Şeyh'in en pahalı yemeklerinden birini yiyebilir. Biz kişi başı 50$ civarına patlayan meşhur Hard Rock Cafe tişörtünü de içeren menüyü tercih ettik. Ayrıca dünyaca ünlü 'Pasha' da Naama Bay'de dans müziği sevenlerin gidebileceği adreslerin başında geliyor. Cumartesi gecesi iki kişi 30 $'a anlaşıp girdigimizde mekanın boş ve hafif soğuk olması erkenden kaçmamıza sebep oldu. Pazar geceleri British Night çok daha dolu oluyormuş. İngilizlerin favori tatil mekanı olarak bilinen Şarm el Şeyh biz gittiğimizde İngilizlerden çok Rus turist kaynıyordu. Naama Bay'de Little Buda ve Space de gözde mekanlar arasındaymış lakin ikisine de gitme şansımız olmadı.

Naama Bay'de içki satan mekanlar kolayca bulunurken başka yerlerde sadece alkolsüz bira satışı yapılıyordu. Marketten bira alacaksanız non-alcoholic yazısının non kısmına yapıştırılmış etiketlere dikkat edin, boşu boşuna alkolsüz bira almayın. (ne münasebet! bende böyle ucuz numaraları yutacak göz var mı?)


Son gezimizi Blue Hole da denilen Abu Galum'a yaptık. Kıyıdan 10 metre ötede metrelerce inen bu derin masmavi yerde etrafını çeviren mercan kayalıkları üstünde yüzmek çok güzeldi. Ama bunu Mercan Kayalıkları şeklinde ayrı bir yerde anlatsam daha iyi olacak.


Bir dahakine Kahire'de 2 gün kalıp hem İskenderiye'ye hem de Egyptian Museum'a bir gün ayırıp ardından Luxor'a geçmek ve en son da Şarm el Şeyh'te Dahab'da konaklayıp Abu Galum'da dalış yapmak şeklinde bir Mısır turu hayali cebimde dönüyorum Mısır'dan. Son olarak Şubat 2012 itibariyle havanın gunduz 25 gece 10-15 derecelerde seyrettiğini, sadece Şarm el Şeyh'te değil Kahire'de de herhangi bir olayın olmadığını, sokaklarda taksiciler, satıcılar, deveyle gezdiriciler ve envai çeşit başkalarının sizi sürekli rahatsız etmesine hazırlıklı olmanızı, ayrıca her işten sonra birilerinin sizden bahşiş beklediğini de hatırlatayım.

dinceryazici79@gmail.com


Fotoğraf Listesi:


1 - Milyonlarca bloğu üst üste dizerek yapılan piramit.

2 - Yok "Sfenks'in gıdısını yaladım", yok "Piramite tekme attım"... Amcam da Sfenks'in yanında poz vermiş "iki piramiti birden tepesinden yakaladım" yapıyor.
3 - Tiran Adası açıklarında 30 yıl önce batmış gemi kalıntısı.
4 - Abu Galum'a giderken geçtiğimiz çölde karşımıza çıkan Bedevi mezarlığı.
5 - Kahire Havalimanında her yere Batılı liderlerin Mısır Devrimini öven sözlerini asmışlar. Bunu da Berliskoni söylemiş. Neymiş? "Mısır'da yeni bir şey yok... Mısırlılar her zaman olduğu gibi yine tarih yazıyorlar" Biraz gaz vermiş gibi geldi bana...

* Önerilen Sayfalar - Ortadoğu gezileri:


Beyrut'ta Gece ve Gündüz

Koştura Koştura Ürdün 
Günübirlik Halep Gezisi
Tahran'da Bir Gün

* Avrupa'da İslam Medeniyeti: Granada ve Al Hamra Sarayı - Avrupa'nın Batısında İslam Şaheseri

* Dünyanın en büyük ikinci Mısır kültürü üzerine müzesi Torino'da: Torino'da Bir Haftasonu
* Afrika'da tropikal tatil: Zanzibar

7 Şubat 2012 Salı

Anıtkabir

Sonbaharda eller cepte dolaşılan şehirlerden Ankara'da bir Kasım öğleden sonrası ellerim ceplerimde gittim Anıtkabir'e. Şehir merkezindeki bu yapıyı daha önce hiç görmemiş biri olarak merak etmişimdir hep. Kapısında isim yazmadığından çevreyi bilmeyen biri olarak emin olamayabilirsiniz; kapıdaki askere sormak en iyisi.

Öncelikle Aslanlı Yol ve bu yolun girişindeki sağlı sollu iki yapıya (kule deniyor bunlara ve bütün Anıtkabir kompleksi içinde toplam 10 tane var bunlardan) ulaşmak için bir süre yürümeniz gerekiyor. İki kulede Anıtkabir'in yapılış hikayesi ve büyükçe bir maket üzerinden kompleksin hangi bölumlerden oluştuğuna dair bilgi alabilirsiniz. Aslanlı yol sağli sollu aslan heykellerinin arasından yürüdüğünüz bir yol, bu yolun hemen girişinde de üç erkek ve üç kadın heykeli var. Anıtkabir'in değişik yerlerinde herkesin, yanında poz verip fotoğraf çektirdiği, üniformalarıyla kımıldamadan nöbet tutan askerler görebilirsiniz. Ben gittiğimde ziyaretçi profili Ortadoğulu yabancılar ve öğretmenleri tarafından getirilmiş ilkokul çocukları ağırlıklıydı.

Aslanlı Yol'un bitiminde iki kulenin arasından geçip genişçe bir avluya ulasıyorsunuz. Solda merdivenlerle çıkılan mozoleyi en sona bırakıp sağdan avlunun etrafını dolaşacak şekilde yürümeye başlarsanız avlunun mozolenin karşısındaki kenarında İsmet İnönü'nün mezarını görebilirsiniz. Atatürk'ün kullanmış olduğu arabalar, tekne ve ardından Anıtkabir müzesinde diğer eşyalarını gördükten sonra saat yönünün tersi istikamette Atatürk'un hayatı, görüşleri, Çanakkale Savaşı'nın üç boyutlu olarak gösterimi gibi konular uhrevi bir ortamda sunuluyor. Atatürk'ün mezarından canlı yayın yapılan ekranı da bu tur sırasında görebilirsiniz. Atatürk'ün mezarı mozolenin tam altındaki mezar odasında bulunuyor. Özellikle sonlara doğru uzun bir koridorda marşlar ve Atatürk'ün kendi sesinin yayınlandığı kısımda yürümek çok etkileyici.

En son kütüphanenin içinden geçip hediyelik eşya mağazasıyla turumu tamamlıyorum. Ardından merdivenlerle mozoleye çıkıyorum. Televizyonlardan izlediğimiz, yabancı devlet başkanlarının gelip çiçek koydukları yer burası işte.

Tekrar Aslanlı Yol'dan geçerek bitiyor Anıtkabir turu...

Fotoğraf Listesi:

1-Mozole
2-Anıtkabir'in maketi
3-Aslanlı Yol'un aslanları
4-Nöbetçi askerle fotoğraf çektiren ziyaretçiler
5-İlkokul öğrencileri öğretmenlerine poz veriyor