26 Mart 2012 Pazartesi

Runtalya 2012

4 Mart 2012'de koşulan Runtalya için kaydımı aylar öncesinden yaptırmıştım. İstanbul'daki Avrasya'da 8 km. koştuktan hemen sonra kaydoldum 10 km. yarışına. Böylece maraton koşma isteğimi hayata geçirmek adına bir adım daha atıyordum. 20 TL kayıt ücretini yatırdıktan aylar sonra www.runtalya.com.tr adresindeki katılımcılar listesinde ismimi gördüm. 1000 kişiden fazlaydı katılımcı sayısı.

Bu sene soğuk geçen kış benim doğru düzgün hazırlanmama da engel oldu. Sahilde çok az koşabildim, bulduğum koşu bantlarınıysa hiç affetmedim. Tatillerde ya da iş için gittiğim otellerde mutlaka koştum. En son Şarm el Şeyh'te bir haftada üç kez koşup döndüm tatilimden. Neyse, sanırım hazırdım yarışa, olabildiğince...

Avrasya'da olduğu gibi bir gün önce gidip çip ve göğüs numaramı almam gerekiyordu. Ben de cumartesi gününden gittim Antalya'ya. Terracity AVM'deki kayıt masasından göğüs numarası, çanta, tişört, yağmurluk ve çipimi aldım. Makarna partisi'nde makarna da ikram ediyorlardı. Katılım çok yoğun olduğu için son gün yeni kayıtları kabul etmemişler.

Yarış sabahı ayağımda çipi takılmış Gelkayana koşu ayakkabılarım, önüne numarası tutturulmuş tişörtüm ve şortumla Cam Piramide gittim. Hava çok soğuktu. Kaldığım ev yakın olduğu için bi şeyler almak sonra da onları geri taşımaktansa soğuğa katlanmayı tercih ettim lakin isteyenler çantalarını başlangıç noktasındaki Cam Piramit'e bırakıyorlardı.

Bir gün önce eğlence amaçlı koşulan yüksek topuklu ayakkabı yarışı dışındaki tüm yarışlar bu sabah yapılıyordu. Önce engelliler başladı sonra da 10 km. yarı maraton ve maraton koşanlar hep beraber. Kırmızı çizgiyi geçtiğiniz an süreniz başladığı için yarış bekleyenlerin uzun sırasında önde ya da arkada olmanız çok problem yaratmıyordu.

Yarış 9 itibariyle güneşli bir havada cam piramid önünden Dedeman'a doğuya doğru başladı. Yarış güzergahı koşulan mesafenin yarısından dönülerek başlangıç noktasında bitecek şekilde tasarlanmıştı. 10 km yarışçısı olarak 5 km sonunda geri döndüm. Gerçi ben 3 km hizalarını daha yeni geçmiştim ki yanımdan fişşek gibi bi atlet geriye doğru koşuyor benden iki kat belki daha süratli şekilde finişe gidiyordu. Ben 10 km. yi sağ salim koşayım da derece kaygım yoktu nasıl olsa. Ama etrafta birileri koşarken normal zamanlardan daha hızlı koştuğum da aşikardı. Avrasya'da olduğu gibi yarış öncesi ve süresince gerek fotoğraflar gerek yorumlarla yarışı Facebook'tan yayınlamak yine çok eğlenceliydi. Geri dönüşte 6 km 8 km 9 km levhalarını aştıkça hedefe ulaşacağıma olan inancım artıyordu.

Sonunda 1 saat 7 dakikada hedefe ulaştığımda özellikle bileklerim sağlam sızlıyordu. Yarışı bitirenlere verilen madalyamı aldım hemen. 8 km. nin ardından 10 km. yarışını da bitirmiştim. Biraz esneme hareketlerini muteakib geri döndüm. Acaba hayatım boyunca bir maraton bitirecek duruma gelebilir miydim? En az 4 saat muhtemelen 5 saat ve üzerinde sürecek bir yarışa katılacak performansa ulaşabilir miydim? Herhalde bi yarı maraton koştuktan sonra karar verebileceğim şeylerdi bunlar. Sonbahar'da Avrasya'da ne yapabileceğimi bir görüp sonrasında durumu değerlendirmeye karar verip döndüm geriye. Güzel bi yarış da sonlandı böylece. (Merak edenlere 1000 kişi içinde 500. olmuşum.)

Önerilen Sayfalar:

Antalya'dan Demre, Simena, Kekova Avrasya Maratonu 
Olympos gezi yazısı

Fotoğraf Listesi:

1- Başlangıç Noktasında koşuya hazır ve nazır ben
2- Kale surları önünde bekleyen Romalılar ve engelli yarışçılar
3- 10 km koşusu dönüşü
4- Ve Finiş Çizgisi
5- Madalyam

dinceryazici79@gmail.com

2 Mart 2012 Cuma

Şarm el Şeyh ve Kahire

6 günlük Mısır gezisi hiç planlarımda yoktu aslında ama ileride yapacağım gezinin ön hazırlığı olması açısından hazır fiyatlar da ucuzken Kahire aktarmalı olarak Şarm el Şeyh'e ulastım. Öncelikle Mısır geziniz için vize alma konusunun muğlak olduğunu belirteyim. Türkiye'de bir çok kaynak (konsolosluk da dahil) 45 yaş altı herkesin vize almak zorunda olduğunu söylüyor ve sizden gerekli belgelerle başvurmanızı bekliyor. Ancak başka kaynaklarda vizeyi Mısır'a varışta alabileceğiniz belirtiliyor. Zaten Mısır'a ulaşana kadar kimse vizeniz olup olmadığına bakmıyor. Kahire'de ülkeye giriş yaparken sorduğum kadın "15$'a burdan alabilirdin gerek yoktu önceden almana" dedi ama yine de kimin dediği doğru bilemedim. Ben risk alamayıp Türkiye'den vizemi alıp da gittim. Konsoloslukta çalışanların cok yardımsever olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. (Ekim 2012'de Edit: Misir vizesi hala daha Türkiye'den alınmak zorundaymış... Yakın zamanda bu zorunluluk kalkar diyorlar ama, güncel gelişmeleri takip etmek lazım.)

Mısır Türkiye'yle karşılaştırıldığında oldukça ucuz bir ülke. 1$ = 6 Mısır pound'u olacak şeklinde döviz bozdurup (Kahire havaalanında bozdurdum komisyon kesmiyorlar) Şarm el Şeyh'e geçtim. Havaalanındaki ücretsiz wi-fi internet yavaş ama çok fazla kullanan yoksa iş görüyor. Taksiciler 200 pound'dan pazarlık açıp en son 85 pound'a razı oldular beni otelime götürmeye. Pazarlık sünnet ne de olsa :)


Şarm el Şeyh'te hayat Naama Bay bölgesinde geçiyor. Bizim kaldığımız otel (Verginia) Naama Bay'e otobüsle 10 dakika mesafedeydi. İmkanınız olursa Naama Bay'deki otellerde kalmanız daha iyi olur. Şarm el Şeyh tamamıyla turistler için yapılmış oteller, restoranlar, gece kulüpleri ve mağazalardan oluşan bir yerleşim yeri. Yerel halkın yaşadığı herhangi bir toplu yerleşim görmedim. Bizim kaldığımız 4 yıldızlı otel 7 günlüğü kişi başı 250$ civarı fiyatıyla 3 öğün yemek dahil olduğu düşünülürse çok ucuzdu, ancak tatilinde belli bir lüks arayanlar, yemeklerde büyük beklentileri olanlar için ne kadar ekmek o kadar köfte deyişini hatırlatmak isterim. Hostel fiyatına otelde konaklama şansı... Açık büfe yemekler... Deniz kenarına 2 saatte bir, Naama Bay'e akşam bir kez servis imkanı...

Şarm el Şeyh'te yapılacak en güzel şey nedir diye soracak olursanız cevabım 'etraftaki değişik yerlere düzenlenen turlara katılmak' olur. Biz ilk olarak Tiran Adası turuna çıktık. 25 $'a (şnorkel kirası için + 5 $ daha) batık gemilerin etrafından geçip Kızıl Deniz'de - Akabe Denizi'ndeki mercan kayalıkları üstünde şnorkelle yüzmek, yatta bir gün geçirmek gayet güzeldi.


Ardından Kahire'ye bir tam gün süren tura katıldık. Gece 1:50'de otelimizden alınıp ertesi gece aynı saatlerde otelimize dönmemizle noktalanan turu pazarlıkla kişi başı 45$'a kadar düşürdük. Bu turlarda mutlaka bir takım ekstraların çıktığını da unutmayın. Kahire'de Egyptian Museum'da 2 saat süren tur çok etkileyiciydi. Ne yazık ki içeride fotoğraf çekmek yasak olduğundan burada fotograflarını yayınlayamıyorum lakin Tutankamon'un mezarı, altından tahtlar, gündelik eşyalar, küçük heykeller... 5000 yıllık hepsi birbirinden güzel bir dolu şeyi incelemek için 2 saat kesinlikle yeterli değildi. Ardından Piramitlerin iki tanesi ve Sfenks'in olduğu Tapınaklar Vadisi denen kısma geçtik. Burada Piramitleri anlatmaya çalışmam çok anlamsız kaçar sanırım ama bütün klişeleri bir tarafa bırakıp şu kadarını söyleyeyim ki büyülenmemek elde değil. Gezi boyunca papirüs mağazaları, hediyelik eşya ve parfüm satan mağazaları da ziyaret ettik. Nil'de ufak bi gezinti (mesela bu gezide ekstra buydu - 10 $) ve restoranda yemek de gezi programındaydı.

İki gün yaptığımız bu geziler biraz yordu bizi. O yüzden ertesi günü Şarm el Şeyh'te geçirdik. Şubat sonu deniz dalgalı ve serindi ama ben bile girdiğime göre (soğuk suyu hiç sevmem) bir çok kişi de kolayca girebilir eminim ki. Akşam Naama Bay'e gidecek olanlar etraftaki barlarda içip müzik dinleyebilir, karaoke barlarında şarkı söyleyip Hard Rock Cafe'de muhtemelen Şarm el Şeyh'in en pahalı yemeklerinden birini yiyebilir. Biz kişi başı 50$ civarına patlayan meşhur Hard Rock Cafe tişörtünü de içeren menüyü tercih ettik. Ayrıca dünyaca ünlü 'Pasha' da Naama Bay'de dans müziği sevenlerin gidebileceği adreslerin başında geliyor. Cumartesi gecesi iki kişi 30 $'a anlaşıp girdigimizde mekanın boş ve hafif soğuk olması erkenden kaçmamıza sebep oldu. Pazar geceleri British Night çok daha dolu oluyormuş. İngilizlerin favori tatil mekanı olarak bilinen Şarm el Şeyh biz gittiğimizde İngilizlerden çok Rus turist kaynıyordu. Naama Bay'de Little Buda ve Space de gözde mekanlar arasındaymış lakin ikisine de gitme şansımız olmadı.

Naama Bay'de içki satan mekanlar kolayca bulunurken başka yerlerde sadece alkolsüz bira satışı yapılıyordu. Marketten bira alacaksanız non-alcoholic yazısının non kısmına yapıştırılmış etiketlere dikkat edin, boşu boşuna alkolsüz bira almayın. (ne münasebet! bende böyle ucuz numaraları yutacak göz var mı?)


Son gezimizi Blue Hole da denilen Abu Galum'a yaptık. Kıyıdan 10 metre ötede metrelerce inen bu derin masmavi yerde etrafını çeviren mercan kayalıkları üstünde yüzmek çok güzeldi. Ama bunu Mercan Kayalıkları şeklinde ayrı bir yerde anlatsam daha iyi olacak.


Bir dahakine Kahire'de 2 gün kalıp hem İskenderiye'ye hem de Egyptian Museum'a bir gün ayırıp ardından Luxor'a geçmek ve en son da Şarm el Şeyh'te Dahab'da konaklayıp Abu Galum'da dalış yapmak şeklinde bir Mısır turu hayali cebimde dönüyorum Mısır'dan. Son olarak Şubat 2012 itibariyle havanın gunduz 25 gece 10-15 derecelerde seyrettiğini, sadece Şarm el Şeyh'te değil Kahire'de de herhangi bir olayın olmadığını, sokaklarda taksiciler, satıcılar, deveyle gezdiriciler ve envai çeşit başkalarının sizi sürekli rahatsız etmesine hazırlıklı olmanızı, ayrıca her işten sonra birilerinin sizden bahşiş beklediğini de hatırlatayım.

dinceryazici79@gmail.com


Fotoğraf Listesi:


1 - Milyonlarca bloğu üst üste dizerek yapılan piramit.

2 - Yok "Sfenks'in gıdısını yaladım", yok "Piramite tekme attım"... Amcam da Sfenks'in yanında poz vermiş "iki piramiti birden tepesinden yakaladım" yapıyor.
3 - Tiran Adası açıklarında 30 yıl önce batmış gemi kalıntısı.
4 - Abu Galum'a giderken geçtiğimiz çölde karşımıza çıkan Bedevi mezarlığı.
5 - Kahire Havalimanında her yere Batılı liderlerin Mısır Devrimini öven sözlerini asmışlar. Bunu da Berliskoni söylemiş. Neymiş? "Mısır'da yeni bir şey yok... Mısırlılar her zaman olduğu gibi yine tarih yazıyorlar" Biraz gaz vermiş gibi geldi bana...

* Önerilen Sayfalar - Ortadoğu gezileri:


Beyrut'ta Gece ve Gündüz

Koştura Koştura Ürdün 
Günübirlik Halep Gezisi
Tahran'da Bir Gün

* Avrupa'da İslam Medeniyeti: Granada ve Al Hamra Sarayı - Avrupa'nın Batısında İslam Şaheseri

* Dünyanın en büyük ikinci Mısır kültürü üzerine müzesi Torino'da: Torino'da Bir Haftasonu
* Afrika'da tropikal tatil: Zanzibar

7 Şubat 2012 Salı

Anıtkabir

Sonbaharda eller cepte dolaşılan şehirlerden Ankara'da bir Kasım öğleden sonrası ellerim ceplerimde gittim Anıtkabir'e. Şehir merkezindeki bu yapıyı daha önce hiç görmemiş biri olarak merak etmişimdir hep. Kapısında isim yazmadığından çevreyi bilmeyen biri olarak emin olamayabilirsiniz; kapıdaki askere sormak en iyisi.

Öncelikle Aslanlı Yol ve bu yolun girişindeki sağlı sollu iki yapıya (kule deniyor bunlara ve bütün Anıtkabir kompleksi içinde toplam 10 tane var bunlardan) ulaşmak için bir süre yürümeniz gerekiyor. İki kulede Anıtkabir'in yapılış hikayesi ve büyükçe bir maket üzerinden kompleksin hangi bölumlerden oluştuğuna dair bilgi alabilirsiniz. Aslanlı yol sağli sollu aslan heykellerinin arasından yürüdüğünüz bir yol, bu yolun hemen girişinde de üç erkek ve üç kadın heykeli var. Anıtkabir'in değişik yerlerinde herkesin, yanında poz verip fotoğraf çektirdiği, üniformalarıyla kımıldamadan nöbet tutan askerler görebilirsiniz. Ben gittiğimde ziyaretçi profili Ortadoğulu yabancılar ve öğretmenleri tarafından getirilmiş ilkokul çocukları ağırlıklıydı.

Aslanlı Yol'un bitiminde iki kulenin arasından geçip genişçe bir avluya ulasıyorsunuz. Solda merdivenlerle çıkılan mozoleyi en sona bırakıp sağdan avlunun etrafını dolaşacak şekilde yürümeye başlarsanız avlunun mozolenin karşısındaki kenarında İsmet İnönü'nün mezarını görebilirsiniz. Atatürk'ün kullanmış olduğu arabalar, tekne ve ardından Anıtkabir müzesinde diğer eşyalarını gördükten sonra saat yönünün tersi istikamette Atatürk'un hayatı, görüşleri, Çanakkale Savaşı'nın üç boyutlu olarak gösterimi gibi konular uhrevi bir ortamda sunuluyor. Atatürk'ün mezarından canlı yayın yapılan ekranı da bu tur sırasında görebilirsiniz. Atatürk'ün mezarı mozolenin tam altındaki mezar odasında bulunuyor. Özellikle sonlara doğru uzun bir koridorda marşlar ve Atatürk'ün kendi sesinin yayınlandığı kısımda yürümek çok etkileyici.

En son kütüphanenin içinden geçip hediyelik eşya mağazasıyla turumu tamamlıyorum. Ardından merdivenlerle mozoleye çıkıyorum. Televizyonlardan izlediğimiz, yabancı devlet başkanlarının gelip çiçek koydukları yer burası işte.

Tekrar Aslanlı Yol'dan geçerek bitiyor Anıtkabir turu...

Fotoğraf Listesi:

1-Mozole
2-Anıtkabir'in maketi
3-Aslanlı Yol'un aslanları
4-Nöbetçi askerle fotoğraf çektiren ziyaretçiler
5-İlkokul öğrencileri öğretmenlerine poz veriyor

17 Ocak 2012 Salı

Gaziantep'te Günübirlik Yeme-İçme-Gezme

Gaziantep'te geçireceğim bir gün için planım Zeugma Müzesi'yle Hayvanat Bahçesi'ni ziyaret edip, İmam Çağdaş'ta yemek Zeki İnan'da baklava yemek yönünde. Ama önce sadece sabahları bulunabilen katmer yiyerek başlıyorum güne. Baklavayla gözlemenin birleşmesi diye tarif edebilirim katmeri. Bana sorarsanız baklavadan daha güzel bir tatlı.

Ardından mozaik müzesine gitmek için taksiye atlıyorum. Gaziantep Zeugma Müzesi'ni ziyaret etmeye Hatay Arkeoloji Müzesi'nden sonra karar vermiştim. Tunus Bardo Müzesi'nden sonra dünyanın en büyük ikinci müzesi olan Zeugma Müzesi'ni üçüncü sırada Hatay Arkeoloji Müzesi takip ediyormuş. Yakında yenilenecek okan Hatay'daki müze, depolarındaki bir çok eseri de sergileyebileceği yeni yerine taşınınca yeniden ikinciliği geri alacakmış.

Mozaiklerin o 2000 sene öncesinden gelen etkileyici güzelliği büyülüyor beni. Öncesinde çok da önemsemediğim Roma dönemi mozaikleri Hatay Arkeoloji Müzesi'ni ziyaretimden sonra ilgi alanıma girmeye başladı. Zeugma Müzesi ziyareti bu yüzden beni çok sabırsızlandırıyordu...

Gittiğime de değdi doğrusu. Bundan on sene önce 20 günlüğüne Urfa'ya gittiğimde sular altında kalacak olan Zeugma antik kentine gitme şansım olmuştu. Kazı alanında bir iki mozaiği görme şansım olmuştu ama hepsini toplu halde görmek on sene sonra mümkün oldu ancak.

Gaziantep'te Karşıyaka'da bu sene (2011) Eylül ayında açılmış olan Zeugma Müzesi'ni Kasım'da ziyaret edebildim. Kapıda ister 5 TL'ye bilet alın ister 20 TL'ye bir sene geçerli Müzekart. Zeugma Müzesi yeni bir müze olduğu için mozaikleri sergileme şekilleri de eski müzelerden farklı olmuş. İçeri girer girmez hissediyorsunuz bu farkı. Kimi yerlerde, evlerin zeminine yapılmış mozaikleri sütunlarla, o dönemi yansıtacak şekilde, güzel bir ışıklandirmayla sergilemişler. Camdan köprülerle mozaiklerin üstünde yürümek de güzel bir his.

Mozaiklerde o dönemin Tanrıları, gündelik yaşamdan öğeler gibi konuların yanında geometrik desenler de yansıtılıyor. 2000 yıl önce günümüzün üç boyutlu grafik tasarımlarını andıran geometrik desenler çizilmiş olması da çok ilginç.

Değişik villalardan alınmış eserler üç kat boyunca segileniyor. Giriş katının alt katı eski bir hamam kalıntısını yukarıdan inceleyebilecek şekilde düzenlenmiş, ben gittiğimde alt kata inilemiyordu. Üst kattan alttaki mozaikleri incelemek de güzel oluyor.

Zeugma Müzesi'nin en ünlü eserini görmek için üst kata çıkmaniz gerekiyor. Zeugma deyince ilk akla gelen Çingene Kız mozaiği üst katta kendisine ayrılmış özel kısımda sergileniyor. Bu karanlık odada hoş bir müzik eşliğinde görebileceğiniz Çingene Kız mozaiği özel güvenlik önlemleriyle korunuyor ve mozaiğe belli bir mesafeden fazla yaklaştığınızda alarm ötmeye başlıyor. Aslında bir Çingene kızını değil yer tanrısı gaia'yı gösteren bu mozaiğe ilk görüşte bir Çingene kızına benzediği için bu isim verilmiş. Güzel de olmuş, yakışmış bu isim kendisine.

Müzenin çıkışındaki hediyelik eşya mağazası müzedeki eserlerle ilgili bir çok ürün barındırıyor. Buraya kadar gelmişken Halil Usta'da da yemek yiyebilirsiniz (bir dahaki sefere ben öyle yapacağım - Öğleden sonra kapanıyormuş gerçi saatimi ayarlasam iyi olur.) ama bu sefer İmam Çağdaş'tan yana kullanıyorum tercihimi (hem imam hem çağdaş; doğu batı sentezi gibi isim).

Taksiyle gidiyorum İmam Çağdaş'a. Ali Nazik ve öncesinde lahmacun sipariş ediyorum. Lahmacun çok güzel lakin Ali Nazik o kadar yoğurtlu ki hiç hoşuma gitmiyor. Ardından Zeki İnan'da baklava yiyorum. Baklava güzel ama benim favorim yine de katmer...

Devamında Gaziantep Hayvanat Bahçesi'ne geçiyorum. Kış geldiği için hayvanların yarısı ortalarda yok. Yine de aslan ve kaplanları izlemek çok zevkli. Hayvanat bahçesi geniş bir alana yapılmış ve hayvanların hepsinin kendine ait bahçeleri var. Bahçelerin etraında hayvanların oyunlarını izlemek National Geographic izlemekten çok daha zevkli. Keşke daha uzun zamanım olsa. Havalar ısınınca bir daha geleyim bari.

Sadece aslan ve kaplan değil ayrıca puma, leopar, rakun, deve kuşu, deve, maymunlar... Hayvanların doğal ortamları yerine ait olmadıkları yerlerde barındırılmaları size ahlaken yanlış gelmiyorsa zevk alacağınız garanti. Gelmişken kuşlar için yapılmış kısımdaki rengarenk kuşları ziyaret etmeyi sakın unutmayın. Balıklar arasında piranaları da görebilirsiniz.

Gaziantep'te eğlenceli bir gün eksikleri ilerleyen zamanlarda tamamlamak umuduyla son buldu.

Fotoğraf Listesi:

1- Zeugma'da bulunmuş meşhur Çingene Kız Mozaiği
2- Zeugma Müzesi'ndeki Roma döneminden kalma mozaikler
3- Zeugma Müzesi
4- Zeugma Müzesi
5- Gaziantep Hayvanat Bahçesi
6- Hayvanat Bahçesindeki aslanlar

Önerilen Sayfalar:

Hatay'ın Lezzetleri 
Novosibirsk Gezi Yazısı
Mardin - Hasankeyf
Günübirlik Halep Gezisi
Koştura Koştura Ürdün

19 Aralık 2011 Pazartesi

RocknCoke Merkezinde Müzik Festivalleri


60'lardaki Woodstock festivalinin hayaliyle, filmleriyle, hikayeleriyle büyümüş bir nesil olarak 90'ların sonunda müzik festivalleriyle tanıştığımıza çok sevinmiştim. 60'lar, Bukowski, Burroughs, çiçek çocuklar, hippiler, sex drugs & rock'n roll... 90'ların sonu gelirken artık 'altın çağ'ı yaşama imkanı yoktu elbette ama yine de şansımızı zorlamaya çalışıyorduk. Önce h2000 geldi radarıma. Biz de acemiydik, organizatörler de. Sağdan soldan bulduğumuz çadırlarla cebimizde üç kuruş para giderdik festivale. Doğru düzgün içecek paramız bile olmazdı. Organizasyonda da her şey aksardı: ulaşm, konaklama, müzik, tuvalet... Tuvaletler en problemli kısım olur daha ilk saatlerde iflas eder kullanım dışı olurdu. Kilyos'ta çalılık yerler boldu neyse ki... Bir seferinde hatırlıyorum da Starsailor gelecek diye gitmiştik, ödeme mi yapılmamış ne iptal olmuştu konser. Yine de dağda bayırda çadırda konaklamak, arkadaşlarla içip yıldızların altında geceyi geçirmek güzel gelirdi...

Sonra olaya Coca Cola ve Pozitif şirketleri dahil oldu. Şirketlere, kapitalizme karşıydık ama yapacak bir şey de yoktu. Hele bir de kola şirketinin yapacağı rock festivali olayı çok yumuşatıyordu. Hani rock muzik dinleyip devrim yapma hayallerimiz yoktu ama bu kombinasyon da çok abuk geliyordu. Yine de elimizdeki 'mal' buydu ne yazık ki. İlk Rock'nCoke'ta beleş biletlerim vardı elimde. Bütün arkadaşlarımı topladım festivale, çadır da kurmuştum görevli olduğumdan. Sabah erkenden başlayıp akşamın bi vaktine kadar içip durdum bu sayede. 2000'ler gelmiş çalışıp para kazanmaya başlamıştım ne de olsa. İlk Rock'n'Coke'ta karşılaştığımız bir problem var ki 2010'larda hala çözülememişti: Katılan gruplar çok zayıftı. Hatırladığım isimler Sugababes, Pet Shop Boys, Echo and the Bunnymen'e (ki çok sevmiştim onları sahnede, o ayrı) bakınca çok da heyecanlanmamamı anlıyorum aslında. Yıllar boyunca da devam etti bu hayal kırıklığı. İlk bir kaç seneden sonra artık heyecanımı iyice yitirmiştim. Zaten BarışaRock başlamıştı. Rock'nCoke'a olan tepki çok büyüktü. RocknCoke'un bütçesi Avrupa'daki festivaller ayarında bir programa izin vermiyordu kesinlikle. Barışarock da eklenince bir sene iptal ettiler RocknCoke'u. Yıllar sonra 2011'de festivaller de küreselleşti. Sonisphere sadece bir ülkede değil turneye çıkıp bir çok Avrupa ülkesinde düzenlenmeye başladı. Yıllardır Rammstein'ı bekliyordum ve bu fırsatı kaçırmadım. Bu sefer çadır-kamp-doğa yoktu. Beşiktaş İnönü Stadyum'undaydı festival. Hoş bir konser olması dışında bir anlam ifade etmedi ne yazık ki.

Aynı yaz RocknCoke yeniden başladı ve bu sefer arabanın arkasına yüklediğimiz çadırla gittik RocknCoke'a. Yaş sınırının 16 olduğunu teyit edip yeğenimi de aldım yanıma; hatta yeğenim bahane oldu 30'dan sonra festivale gitmek için. Decathlon'da ucuz çadır ve mat bulduk. 2 kişi 2 günlük sınırsız bilete 300 TL ödedik. Yılların deneyimiyle çadırı sınırdaki paravanların dibine kurduğum için sabah 2 saat fazla uyuyabildik ama güneş büyük bir problemdi, festivalde gölgelik alanların toplamı çok azdı ve gündüz yapacak hiç bir şey yoktu. 30 yaşından sonra da her ne kadar tüm lüksü sağlasan da festival şartları zorluyor adamı. Kim bilir kaçıncı kez "yeter artık bir daha gelmeyeyim festivale" diyerek ayrıldım RocknCoke'tan. Program yine zayıf kaçmıştı. Ben de biraz yaşlı sanırım... Bir uyumsuzluk olduğu kesin.

Bundan sonra tatilimi uydurursam Avrupa'daki büyük festivallerden birine gitmek anca paklar beni sanırım. Bir de Burning Man var tabii ki. Onu pek müzik festivalinden saymıyorum gerçi. Sorunun bende mi buradaki festivallerde mi olduğunu başka türlü anlayamayacağım... Bakalım belki yakın zamanlarda yurtdışı festivalleriyle karşılaştırırım Türkiye'dekileri belli mi olur.

Fotoğraf Listesi:

1- RocknCoke2011
2- RocknCoke'a sandalyeleriyle gelenlerin keyfi
3- Kadayıf kokan yaşlı herif Sonicsphere'de
4- Sonicsphere sahne
5- RocknCoke'ta çadırdan sahneler

6 Aralık 2011 Salı

İstanbul Karaburun'da Karadeniz Havası


İzmir Karaburun değil bu anlatacağım, İstanbul'daki Karaburun. Karadeniz kıyısında yer alan, şehre 70-80 km uzaklıktaki bu balıkçı köyüne Kasım ayının sonlarında serin bi havada gidiyoruz. Hem yürüyüş yapmak hem de fotoğraf çekmek hedefimiz... TEM boyunca Hadımköy sapağına kadar gittikten sonra kuzeye sapıp ardından Karaburun tabelalarını takip ediyoruz. Köyde limana park edip başlıyoruz gezmeye. Güneş bulutların arkasına her saklandığında üşütüyor Karadeniz'in havası. Limandan sola doğru gidip deniz fenerine doğru tırmanıyoruz. Bir tarafta deniz feneri, bir tarafta alabildiğine uzanan Karadeniz... Limana dönen balıkçı gemilerinin ardı sıra giden martılar balık tutmaya çalışmaktansa hazır tutulmuşunu yemenin derdindeler.

Aşağı doğru deniz kıyısına iniyoruz. Fotoğraf çekmek için güzel bir yere gelmişiz. Sahilden yukarıya tırmanıp köyün sokaklarında dolaşıyoruz. Aylardan Kasım günlerden Salı olunca ortalıkta in cin top oynuyor. Yazın ve haftasonları kalabalıklara teslim olan köy burası değil sanki.

Tekrar limana inip bu sefer doğuya doğru sahil boyunca yürüyüşe çıkıyoruz. Sahil çok güzel; enine 30 metre boyuna 5 km uzanıyor neredeyse... Taşsız kumlarda yazın keyif çatmak güzel olur mutlaka ama Karadeniz'in soğuk suları Temmuz'dan önce ısınmaz, Ağustos'un sonuna kadar da ancak tutar bu sıcaklığı. Sahil boyunca boş kaldırımda yürüyoruz. Bir tarafta deniz ve kumsal diğer tarafta da yol kenarında tek sıra evler, pansiyonlar ve lokantalar uzanıyor. Denizde dikine yapılmış iskele gibi taşlık kısımlar sanırım Karadeniz akıntılarından etkilenmeden rahat rahat yüzmek için yapılmış.

Sonunda kaldırım da binalar da bitiyor. Yolun sonu geri dönüş vakti. Karnımız da acıktı... Limanda Hanimeli isimli mekan fazla havalı ve pahalı görünüyor. Tam karşısındaki salaş balıkçının bahçesine oturuyoruz. Balıklar ya daha yeni tutulmuş ya da 1-2 saat önce. Tekir, hamsi ve istavrit sipariş ediyoruz. Ortaya da salata... Balıklar çok lezzetli; martılar boşuna üşüşmemiş balıkçı teknelerine... Üç çeşit balık, salata ve içeceğe 55 lira hesap ödeyip kalkıyoruz. Tadı damağımızda kalıyor balıkların. Yazın yüzmeye ve konaklamaya da gelme niyetiyle ayrılıyoruz Karaburun'dan.

dinceryazici79@gmail.com

Foroğraf Listesi:

1- Deniz Baba Türbesi
2- Balıkçı gemileri peşi sıra karnını doyurmaya çalışan kuşlar
3- Deniz feneri
4- Deniz feneri etrafında yürüyüş
5- Tepeden Karaburun sahili

Önerilen Sayfalar:

Ballıkayalar'da Piknik
İstanbul'da Erguvan Peşinde...
Yeşilköy'de günübirlik gezinti - Akvaryum ve Havacılık Müzesi

14 Kasım 2011 Pazartesi

Barcelona'da Gaudi'nin Peşinde Gezmek...


Gezi planlarımın hep üst sıralarında yer alırdı Barcelona. Hem gelişmiş şehirlerin kozmopolitliği hem de bir Akdeniz sıcaklığı... İşte 3 saat 10 dakika süren bir yolculuktan sonra indiğimiz Barcelona'da heyecanlı olmamın en önemli nedeni buydu.


Biraz yolu uzatıp trenle ulaştık şehir merkezine. Universitate durağı hostelimize biraz uzakmış. İlk 3 günümüz için 'Hostel Barcelona City Center'da odamız hazır sonrası Allah Kerim. Balmes No:60'a gelince bize yakın olan istasyonun Pasaige de Garcia olduğunu anlıyoruz. Penceresi olmayan ama klimalı, sıcak sulu, banyolu odamızdan fazlasıyla memnunuz: Bizi içeride durmaktan ziyade dışarı çıkmaya teşvik ediyor ama geceleri yorgun argın odamıza geldiğimizde de istediğimiz tüm rahatlığı sağlıyor. 3 gece için de 150 avroluk fiyat gayet uygun.


İlk işimiz bir harita edinmek. Metro sistemini, durakları, şehrin karmaşıklığını anlamamız biraz zaman alıyor. İlk günümüzde boş boş geziyoruz Barcelona sokaklarında ve şehrin havasına alışıyoruz, Barcelona'yı Bartelona diye telaffuz etmeyi öğreniyoruz, "La Rambla da bizim İstiklal Caddesi'nin kötü bir kopyasına benzemiyor mu?" geyiği yapıyoruz... Ertesi güne dinç bir şekilde başlamak için enerji depoluyoruz.


Ve sabah uyanır uyanmaz başlıyoruz Barcelona'yı keşfetmeye. Barcelona demenin Gaudi demek olduğunu anlıyoruz ve hemen Sagra da Familia'ya gidiyoruz. İnşaatı halen devam eden ve muhtemelen 2083 yılında tamamlanacak olan bu son büyük tapınağın ihtişamı büyülüyor ikimizi de. 20 dakika asansör kuyruğunda bekleyip yukarı çıkıyoruz. kulelerden inmek başımı döndürüyor; onlar ne biçim merdivenler öyle. Yıllar sonra Hasankeyf'te de hissedeceğim aynı duyguyu.


İkinci durağımız masallardan fırlamış gibi duran Casa Battlo. 16 avroluk ücretiyle girişi en pahalı yer burası. Sagra da Familia'ya bile 11 avro ödemiştik. Her noktasına önem vererek yaptığı bu bina da gözümüzü doyuruyor. Casa Mila'nın önünden geçiyoruz sadece, vaktimiz yetmeyecek gibi sanki. La Rambla'yı, sahil şeridini, Barri Gotic kısmındaki katedral ve diğer önemli binaları geziyoruz. Şehrin üst kısmı yarına kaldı. Akşam 'Opera y Flamenco' isimli gösteriye bilet alıyoruz 30 avroya ama çok beğendiğimizi söyleyemeyeceğim. Gösterinin hemen arkasından kütük gibi sızıyorum hostelde.



Sabah bu sefer Eixample kısmını dolaşıyoruz. Dost Yayınları'nın Türkçe'ye kazandırdığı BArcelona şehir rehberinden çok memnunuz, rehberdeki gezi rotaları çok hoşumuza gidiyor. Birbirinden ilginç sokaklar, dükkanlar, yapılar arasında daha bir hayran kalıyoruz Barcelona'ya.

Yemeklere gelecek olursak: Öncelikle Paella en hayran kaldığım yemek oluyor. Pirincin bu safranla pişirilmiş ve içine deniz mahsulleri katılmış hali göze de çok hitap ediyor (deniz mahsulleri dışında da seçenekleri var). Sangria'yı soğuk içmek güzel, tapaslar nedense benim damak tadıma pek uymuyor.


Sabah kahvaltısı için gittiğimiz "Il Cafe del Francesca" daki tatlılar çok lezzetli.


3 gecenin ardından hemen yeni bir hostel buluyoruz kendimize çünkü hostelimizde boş yer yok. "Plaça de Goya" isimli hostelimiz yürüme mesafesinde. Balkonu ve kasası olan odamız gayet güzel ama minibar biraz fazla kaçmış odaya.


Şehrin dışına doğru yollanmaya başlıyoruz: "Parc del Laberint d'Horta" isimli parkı keşke çocukken ziyaret etseydim eminim o yüksek çalılarla ayrılmış olan duvarlar arasında çok eğlenirdim. 20'lerimin sonlarında ziyaret etmem eğlenmeme engel mi? Tabii ki hayır!


Ardından Gaudi'nin yaptığı Park Güell'e gidiyoruz. Metrodan inince biraz tırmanmamız gerekiyor ama sokaklardaki yürüyen merdivenler bu tırmanışta çok işimize yarıyor. Ucuz kitaplar satan Happy Books'tan 10 avroya aldığım Gaudi kitabı zaman geçtikçe daha ağırlaşıyor sanki... Park Güell de güzel bir park. Belki şehir merkezindeki yerleri gezmeye başlamadan önce bu parklardan başlansa daha mı güzel olur? 4 günlük metro bileti alırsanız buralara da rahatça gelebiliyorsunuz.


İstanbul'da yıllar önce gezdiğim Picasso sergisinin ardından Barcelona'da Picasso Müzesi görmek çok etkileyici bir deneyim oldu benim için. Picasso'yu anlatan kitaplarda görüp özellikle hayran kaldığım First Communion, ve Bilim ve Umut tablolarını burada bulabilirsiniz. Mavi Dönemine kadar olan zaman dilimindeki tablolar Barcelona'da sonrası için Paris'teki Picasso Müzesi tavsiye ediliyor ama 2010'daki Paris gezimde ne yazık ki 2012'ye kadar kapalı olduğu gerçeğiyle karşılaşacağım bu müzenin...


Bir diğer müzemiz Çikolata Müzesi çok da ilginç gelmiyor bize.


"Crema Catalanya" merak ettiğim tatlılardan bir tanesi. Fransız tatlısı Creme Brule'nin Katalan versiyonu. Orijinali kadar başarılı değil ne yazık ki.


5 gecenin ardından hayran, mutlu, mesut bir şekilde ayrılıyoruz Barcelona'dan. Bir sonraki durağımız Madrid. Air Europa'dan bulduğumuz 72 avroluk biletlerle son kez havadan bakıp ayrılıyoruz Barcelona'dan...


Fotoğraf Listesi:


1- Sagra da Familia

2- Kuleden inerken Sagra da Familia'nın diğer kuleleri
3- Casa Battlo
4- Labirent Parkı
5- Labirenk Parkında şımarırken :)

Önerilen Sayfalar:


- Malaga

- Granada ve Al Hamra Sarayı - Avrupa'nın Batısında İslam Şaheseri 
Brüksel ve Art Nouveau
Lizbon - Fado'nun büyüsü

dinceryazici79@gmail.com