3 Ağustos 2015 Pazartesi

Amasra - Betona Esir Olmadan Önce

Amasra gezimize sabah 10'da Ankara'dan yola çıkarak başladık. 2 gün 1 gecelik gezide Amasra'yla beraber Safranbolu'yu da gezmek niyetindeydik ama yol düşündüğümüz gibi çıkmayınca ve giderken yeşilliklere kanıp yolumuzu uzatınca Safranbolu'ya bir ateş almaya uğrayabildik sadece.

Ankara'dan Çankırı-Kastamonu-Cide rotasıyla önce Gideros Koyu'na ulaştık. Bu yol, arada verdiğimiz ihtiyaç molalarıyla yaklaşık 4-5 saat sürdü. Rotamıza burayı eklememizin en büyük sebebi daha önce buraları gezmiş olan babamın "mutlaka görmelisin, bayılacaksın" tavsiyesi. Gideros Koyu'na, koyun iki tarafından da inilebiliyor. Biz önce Cide tarafından indik. Sahile ulaştığımızda çay bahçesinde öylesine sıcak karşılandık ki "kaldırma beni yerimden de kendi çayını kendin alıver" diyen mekanın sahibi olan kadının sıcaklığına hemen biz de eşlik ettik ve çaylarımızı alıp oturduk sohbet etmeye. Gideros sahilinde şimdilerde bahçesi çay bahçesi kendisi pansiyon olarak kullanılan evde doğmuş olan ablamız bizden 'manzara izleme parası' alacağını anlatıp gülmeye başladı lafın bir yerinde ve anlatmaya başladı bu şakanın hikayesini: "Bir gün buraya beyaz saçlı bir amca geldi. Oturdu bir masaya ve belki iki saat hiç konuşmadan denizi izledi. Sonunda dayanamayıp sordum 'Hayırdır amca. Hiç konuşmadan iki saattir denizi izliyorsun bir problem yoktur umarım.' diye. Amca birden kendine geldi ve cevap verdi 'Dalmışım kızım, ne kadar zaman geçti farkında bile değilim. Bu denizin manzarası öyle huzur veriyor ki... Bence sen buraya gelenlerden manzara izleme parası alsan zengin olursun.' Amca tek başına yolculuk yapıyormuş. Hanımı gezmeyi sevmediğinden yalnız başına kendini vurmuş yollara." Anlatılan kişi aynı benim babam! Kaç sene önce gelmişti acaba buraya? Hala kendisinden mi bahsedilip duruyor buralarda. Çaylar bitince kafamızda bu sorularla bi de öbür tarafa bakalım diyoruz. Diğer tarafta girişteki bira şişelerini görünce gözlerimiz parlıyor ama Ramazan diye içki satmıyormuş orası da... Şansımıza küsüp Amasra'ya doğru devam ediyoruz. 

Amasra'da Fatih Sultan Mehmet'in henüz Fatih olmadan önce şehzade olarak kaldığını duymuştum. Gideros-Amasra yolunda, koca tekneleri karadan taşıyan kamyonları görünce İstanbul'un fethi konusundaki parlak fikrin kaynağını da bulmuş olduk. Tarihçiler bu konuyu not etsinler lütfen.

Akşam 5 gibi Amasra'daki Büyük Liman Oteli'ndeyiz. İnternette otellere bakarken bu otelin fiyat/manzara dengesini sevdik. 2 kişilik odayı 120 TL'ye tuttuk. Booking.com'da dediğine göre 360 TL'den inmiş bu fiyat. Deniz manzaralı, merkezi bir otel ama daha fazlası yok kesinlikle. Bizim ödediğimizden çok yukarı bir fiyatı kesinlikle ödemeyin. Konaklama konusunda eğer vaktiniz olacaksa Amasra'ya ulaştığınızda gezerek de karar verebilirsiniz. Etrafta bolca pansiyon da var. Zaten çok küçük bir yer Amasra. Bayramlarda ya da haftasonları çok kişi buraya gelirse hemen dolar ve tadı kaçar. Sizlere tavsiyem boş olacağı zamanları tercih etmeniz. (Ramazan'da haftaiçi bir gün bunun için gayet uygun.) Geçen bayram ilçe o kadar dolmuş ki en son jandarma ilçeye girişleri kesmek ve gelenleri geri döndürmek zorunda kalmış. 45 000 kişi gelmiş bir günde, dile kolay...

Yol bizi çok yorup acıktırdı. İnternetteki blogları okursanız Amasra'da yemek için herkesin Mustafa Amca'nın Canlı Balık Restoranı'nı tavsiye ettiğini görürsünüz. Canlı Balık isminde başka bir yer daha açılmış sanırım, meşhur olan Mustafa Amca'nınki... Ben size gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim: Hiç kasmayın oraya gideceğiz diye. Mekanın manzarası gayet güzel, balık yiyen arkadaşımın söylediğine göre balık çok tazeymiş (bi zahmet) ama mezeler konusunda mekan çok da parlak değil. Menü de öyle çok geniş seçenekler sunmuyor. Amasra'nın meşhur salatası da bana çok hitap etmedi (bitiremedik zaten salatayı). Hani en son yemeğin üstüne patates kızartması söyledim o kadar diyeyim size. Haa çok mu kötü? Yok canım gayet yiyebilirsiniz ama kasmayın yani yer bulacağız da illa orada yiyeceğiz diye. Hemen yan tarafındaki mekanlar ya da adanın diğer tarafındaki yerler de gayet güzel gözüküyordu. Onların birinde yemek yerseniz de büyük bir kaybınız olmayacaktır. Mekan çok popüler olduğundan yerimiz de çok şahane değildi; yine de manzaraya karşı içkilerimizi içip sohbet ederek erkenden bitirdik gecemizi. Bu arada Amasra'nın bu tarafındaki mekanlardan bakınca karşı taraf Porto Fino gibi görünüyor. (Hayaller Porto Fino gerçekler Amasra.) 

Ramazan'da Karadeniz'de içki içebileceğiniz ender yerlerden biri Amasra. Hakeza yemek mekanları da gündüz açık. Yani oruçla işiniz yoksa ya da Ramazan'da içki içiyorsanız gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz. İçmiyorsanız ya da oruç tutuyorsanız da elbette gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz. Kimse zorla ağzınıza yemek tıkmıyor ya da içki içmeye zorlamıyor sizi. Herkesin inancına, yaşam tarzına saygılılar anlayacağınız.

Sabah erkenden uyandık. Otelin manzarası çok hoş; karşıda plaj ve ada, kale duvarları, mendirek...  Zaten Amasra'da yüzünüz denize bakıyorsa sizi hep güzel bir manzara bekliyor. Kale içi bölgesi de çok iyi korunmuş durumda değil ama neyse ki yeni, çirkin apartmanlar yapılmıyor buraya. Çok sevimli müstakil evler, bahçeler ve bostanlar görmeniz de mümkün ara sokaklarına dalarsanız.

Biraz da şikayet edeyim madem: Denize doğru gördüğünüz manzarayla ilgili söylediklerimi ne yazık ki dağlara karşı söyleyemeyeceğim. Karadeniz'i beton yığınına döndürme projesi Amasra'da da uygulanıyor ve dağlardaki yeşillikler apartmanlardan oluşan çirkin sitelerle katlediliyor.  Amasra'nın geleceği de Trabzon gibi olacak belli ki; gri bir beton yığını. Şimdilerde Yeşil Yol adı altında Karadeniz'in yaylaları da beton yığınına dönüştürülmeye çalışılıyor zaten. Misal geçenlerde ziyaret ettiğim Ayder Yaylası kısa süre sonra iyice çirkinleşecek... Diğer yaylaların sonu da farklı olmayacak gibi. 

Neyse Amasra'da 2015'te durum böyle. Yine de denize karşı kahvaltımızı yapıp başlıyoruz Amasra'yı gezmeye. Amasra merkeze eski bir taş köprüyle bağlı adanın etrafında Cenevizlilerden kalma kale surlarının kalıntılarını görebilirsiniz. Kemere Köprüsü Sormagir Kalesini Zindan Kalesine bağlıyor. Köprünün ucunda Kale Kapısı var. Arada kapıdan geçmeye çalışan arabaların duvarlara sürtünmemeye çalışırken attıkları taklaları izlemek için kenarda beklemeniz yeterli. Köprüyü geçince yol ikiye ayrılıyor. İki ucun adanın arkasından birbirine bağlandığını düşünmeyin sakın. Sola doğru gidiyoruz önce ve kısa sürede sokak bitiyor. Ardından bu sefer de sağa devam ediyoruz. Sağdaki yol biraz dik. Yol boyunca tırmanmakta zorlananların soluklanması için banklar da yapmışlar. Buralardaki evlerin bir kısmı da pansiyon olarak kullanılıyor. Çoğunun bahçesi var. Yolda giderken karşıdaki tavşan adasını görebilirsiniz, yolun sonunda da Ağlayan Ağaç'ı ve yanındaki çay bahçesini. Eğer çay bahçesinin yanından yukarı tırmanırsanız adanın deniz fenerine ve ağaçlıklı olmasa da yeşil kısımlarına ulaşırsınız. Buralarda piknik yapmak da mümkün. Karadeniz manzarası çok güzel. Ayrıca buradan biraz yürüyüp adanın öbür tarafına geçerseniz Canlı Balık'ın olduğu deniz kenarını görebilirsiniz. 

Geri dönüp bu sefer köprünün kara tarafındaki kale kalıntılarının orada dolaşıyoruz. Kale içinde şirin evler ve bahçeler yanında, restore edilmiş, kapısı kapalı ama kapısından bakınca 23 Nisan'da ilkokulda sınıfı süslemişler gibi asılmış Türk bayrakları görülen Ortodoks kilisesini görebilirsiniz. Ayrıca cami olarak kullanılan bir başka Ortodoks kilisesi de kale içinde yer alıyor. Bu camide cuma hutbesini kılıç çekili şekilde okuma adetinin hala devam ettiğini kapısındaki tabeladan okuyup şaşırıyoruz ve devam ediyoruz gezmeye.  

Kaleiçinden çıkınca hemen yan tarafta Çekiciler Çarşısı var. Burada, çoğu Çin malı ama aralarda Amasra işi ahşaplar da bulabileceğiniz hediyelik eşyalar satan dükkanlar mekan tutmuş. Biz bir kaç hediyelik alıp bu sefer de Barış Akarsu heykelinin yer aldığı parkın oradan geçip yemek yenecek bir yer aramaya başlıyoruz. Sora sora Amasra Mutfağı'nı buluyoruz. Pek Amasra'ya özgü yemekler yok ama en azından ev yemekleri var. Yumurtalı Trabzon pidesi yeme şansımı da Karadeniz'e gelmişken kaçırmadım. 

Yemeğin üzerine sağda solda hakkında bilgi kırıntıları olan Gürcüoluk Mağarasını aramaya karar veriyoruz. Önce dünkü Cide yoluna sapıyoruz sonra da İnperi köyü mevkiinden sağa. Ardından gördüğümüz köylülere sora sora ilerlerken mağara tabelaları çıkıyor karşımıza. En son bir okun orada yol bitiyor. Buradan itibaren yürümeye başlıyoruz ama bi 15 dakika güneşin altında yürüdükten ve hiç bir iz bulamadıktan sonra geri dönüyoruz. Geri dönüş yolunda mağarayı sorduğumuz köylüler "Önü dikenlik kaplı zaten içerisi de karanlık, bir şey de yok boşuna gitmeyin" deyince anlıyoruz ki karşımızda ziyarete açık bir mağara yok. Gidecek olanlar yanlarına fener ve yürüyüşe uygun kıyafet alsınlar ayrıca da iyi araştırsınlar nasıl gidileceğini. 

Amasra'dan çıkıp Safranbolu'ya geçiyoruz Bartın üzerinden. Safranbolu'ya ulaştığımızda artık saat geç olmuştu. Şöyle bi eski çarşıya uğruyoruz ve görüyoruz ki Safranbolu tek başına gelinip görülmesi gereken bir yer. Bir sonraki kaçamağımızda Safranbolu'yu ziyaret etmeye karar verip Ankara'ya doğru yola çıkıyoruz. Karabük'ü geçtikten sonra enfes yollar çıkıyor karşımıza. İki taraftaki ağaçların çardak gibi örttüğü yemyeşil yolun ortasında dayanamayıp mola veriyoruz. Yeşile gark olmak buna denir işte. 

Karadeniz'e kıymalarına izin vermeyin.

Fotoğraf Listesi:


1- Porto Fino'yu andıran Amasra'da gün batımı
2- Fatih'in torunlarının torunları karadan gemileri yürütürken
3- Amasra'da ara sokakları gezerken karşımıza çıkan bahçe
4- Gideros Koyu
5- Arabaların zorlanarak geçebildiği kale kapısı
6- Dönüş yolunda Karabük'ün ardından yeşil bir geçit sizleri bekliyor.
7- Yol boyunca çok güzel manzaralar sizleri bekliyor.

* Önerilen Sayfalar:

* Amasra'nın batısından bir öneri: 

- Acarlar Longozu ve Maden Deresi'nde Kamp

* Karadeniz'de gezebileceğiniz yerler:

- Sümela Manastırı
- Trabzon Uzungöl
- Trabzon Merkez ve Ayder