14 Kasım 2011 Pazartesi

Barcelona'da Gaudi'nin Peşinde Gezmek...


Gezi planlarımın hep üst sıralarında yer alırdı Barcelona. Hem gelişmiş şehirlerin kozmopolitliği hem de bir Akdeniz sıcaklığı... İşte 3 saat 10 dakika süren bir yolculuktan sonra indiğimiz Barcelona'da heyecanlı olmamın en önemli nedeni buydu.


Biraz yolu uzatıp trenle ulaştık şehir merkezine. Universitate durağı hostelimize biraz uzakmış. İlk 3 günümüz için 'Hostel Barcelona City Center'da odamız hazır sonrası Allah Kerim. Balmes No:60'a gelince bize yakın olan istasyonun Pasaige de Garcia olduğunu anlıyoruz. Penceresi olmayan ama klimalı, sıcak sulu, banyolu odamızdan fazlasıyla memnunuz: Bizi içeride durmaktan ziyade dışarı çıkmaya teşvik ediyor ama geceleri yorgun argın odamıza geldiğimizde de istediğimiz tüm rahatlığı sağlıyor. 3 gece için de 150 avroluk fiyat gayet uygun.


İlk işimiz bir harita edinmek. Metro sistemini, durakları, şehrin karmaşıklığını anlamamız biraz zaman alıyor. İlk günümüzde boş boş geziyoruz Barcelona sokaklarında ve şehrin havasına alışıyoruz, Barcelona'yı Bartelona diye telaffuz etmeyi öğreniyoruz, "La Rambla da bizim İstiklal Caddesi'nin kötü bir kopyasına benzemiyor mu?" geyiği yapıyoruz... Ertesi güne dinç bir şekilde başlamak için enerji depoluyoruz.


Ve sabah uyanır uyanmaz başlıyoruz Barcelona'yı keşfetmeye. Barcelona demenin Gaudi demek olduğunu anlıyoruz ve hemen Sagra da Familia'ya gidiyoruz. İnşaatı halen devam eden ve muhtemelen 2083 yılında tamamlanacak olan bu son büyük tapınağın ihtişamı büyülüyor ikimizi de. 20 dakika asansör kuyruğunda bekleyip yukarı çıkıyoruz. kulelerden inmek başımı döndürüyor; onlar ne biçim merdivenler öyle. Yıllar sonra Hasankeyf'te de hissedeceğim aynı duyguyu.


İkinci durağımız masallardan fırlamış gibi duran Casa Battlo. 16 avroluk ücretiyle girişi en pahalı yer burası. Sagra da Familia'ya bile 11 avro ödemiştik. Her noktasına önem vererek yaptığı bu bina da gözümüzü doyuruyor. Casa Mila'nın önünden geçiyoruz sadece, vaktimiz yetmeyecek gibi sanki. La Rambla'yı, sahil şeridini, Barri Gotic kısmındaki katedral ve diğer önemli binaları geziyoruz. Şehrin üst kısmı yarına kaldı. Akşam 'Opera y Flamenco' isimli gösteriye bilet alıyoruz 30 avroya ama çok beğendiğimizi söyleyemeyeceğim. Gösterinin hemen arkasından kütük gibi sızıyorum hostelde.



Sabah bu sefer Eixample kısmını dolaşıyoruz. Dost Yayınları'nın Türkçe'ye kazandırdığı BArcelona şehir rehberinden çok memnunuz, rehberdeki gezi rotaları çok hoşumuza gidiyor. Birbirinden ilginç sokaklar, dükkanlar, yapılar arasında daha bir hayran kalıyoruz Barcelona'ya.

Yemeklere gelecek olursak: Öncelikle Paella en hayran kaldığım yemek oluyor. Pirincin bu safranla pişirilmiş ve içine deniz mahsulleri katılmış hali göze de çok hitap ediyor (deniz mahsulleri dışında da seçenekleri var). Sangria'yı soğuk içmek güzel, tapaslar nedense benim damak tadıma pek uymuyor.


Sabah kahvaltısı için gittiğimiz "Il Cafe del Francesca" daki tatlılar çok lezzetli.


3 gecenin ardından hemen yeni bir hostel buluyoruz kendimize çünkü hostelimizde boş yer yok. "Plaça de Goya" isimli hostelimiz yürüme mesafesinde. Balkonu ve kasası olan odamız gayet güzel ama minibar biraz fazla kaçmış odaya.


Şehrin dışına doğru yollanmaya başlıyoruz: "Parc del Laberint d'Horta" isimli parkı keşke çocukken ziyaret etseydim eminim o yüksek çalılarla ayrılmış olan duvarlar arasında çok eğlenirdim. 20'lerimin sonlarında ziyaret etmem eğlenmeme engel mi? Tabii ki hayır!


Ardından Gaudi'nin yaptığı Park Güell'e gidiyoruz. Metrodan inince biraz tırmanmamız gerekiyor ama sokaklardaki yürüyen merdivenler bu tırmanışta çok işimize yarıyor. Ucuz kitaplar satan Happy Books'tan 10 avroya aldığım Gaudi kitabı zaman geçtikçe daha ağırlaşıyor sanki... Park Güell de güzel bir park. Belki şehir merkezindeki yerleri gezmeye başlamadan önce bu parklardan başlansa daha mı güzel olur? 4 günlük metro bileti alırsanız buralara da rahatça gelebiliyorsunuz.


İstanbul'da yıllar önce gezdiğim Picasso sergisinin ardından Barcelona'da Picasso Müzesi görmek çok etkileyici bir deneyim oldu benim için. Picasso'yu anlatan kitaplarda görüp özellikle hayran kaldığım First Communion, ve Bilim ve Umut tablolarını burada bulabilirsiniz. Mavi Dönemine kadar olan zaman dilimindeki tablolar Barcelona'da sonrası için Paris'teki Picasso Müzesi tavsiye ediliyor ama 2010'daki Paris gezimde ne yazık ki 2012'ye kadar kapalı olduğu gerçeğiyle karşılaşacağım bu müzenin...


Bir diğer müzemiz Çikolata Müzesi çok da ilginç gelmiyor bize.


"Crema Catalanya" merak ettiğim tatlılardan bir tanesi. Fransız tatlısı Creme Brule'nin Katalan versiyonu. Orijinali kadar başarılı değil ne yazık ki.


5 gecenin ardından hayran, mutlu, mesut bir şekilde ayrılıyoruz Barcelona'dan. Bir sonraki durağımız Madrid. Air Europa'dan bulduğumuz 72 avroluk biletlerle son kez havadan bakıp ayrılıyoruz Barcelona'dan...


Fotoğraf Listesi:


1- Sagra da Familia

2- Kuleden inerken Sagra da Familia'nın diğer kuleleri
3- Casa Battlo
4- Labirent Parkı
5- Labirenk Parkında şımarırken :)

Önerilen Sayfalar:


- Malaga

- Granada ve Al Hamra Sarayı - Avrupa'nın Batısında İslam Şaheseri 
Brüksel ve Art Nouveau
Lizbon - Fado'nun büyüsü

dinceryazici79@gmail.com

3 Kasım 2011 Perşembe

Hatay'ın Lezzetleri


Hatay'a bu ikinci gelişim ve bir tam gün çok da kendimi yormadan Hatay'ı görme gibi bir amacım var. Meşhur Hatay mutfağının en güzel örneklerini tatmak da en büyük hedeflerimden biri.

Merkezde Büyük Antakya Oteli'nin önünde inip karşıdaki Hatay Arkeoloji Müzesi'yle başlıyorum gezime. Dünyanın en büyük ikinci mozaik koleksiyonuna sahip olan müzedeki eserler çok etkileyici. Gaziantep'e gidip Zeugma mozaiklerini de görme isteğim depreşiyor. Müzenin koleksiyonu daha çok, günümüzde de hayli popüler olan, Harbiye'de bulunmuş Bizans mozaiklerinden oluşuyor.

Ardından Uzun Çarsı'dan geçip yarım saatlik bir yürüyüşle St. Pierre Kilisesi'ne gidiyorum. Dağa oyulmuş bu küçük kilisenin Hıristiyanlık tarihinde önemli bir yeri var. Gidenler şaşırmasın sakın kilisenin önünde herhangi bir tabela bulunmuyor. Tıpkı Kapadokya yöresindekiler gibi zamanında gizli gizli dini ayinlerini yapmaya çalışan Hıristiyanların ani bir baskında kaçmak için kilisenin arkasına yaptıkları tünel de çok ilginç. İncil'de bahsi geçecek kadar eski olan bu kilisenin en etkileyici yanı o günlerin havasını taşıması...

Bu kadar gezmek yeter. Artık meşhur Hatay mutfağından lezzetlere dalma zamanı. Dönüşte daha önceki gelişimde de ziyaret edip tepsi kebabını çok beğendiğim Kasap Aydın'a uğruyorum öğlen yemeği için. Uzun Çarşı'nın içindeki Kasap Aydın titiz bünyelere pek hijyenik gelmeyebilir, bahçesindeki yaz kış uçuşan sinekler beni bile rahatsız etti ama lezzetine kefilim. Tepsi kebabı gramla satılıyor, bir porsiyonu 200 gr. Yanında bi de kutu kola içince 9 lira hesap geldi, bu lezzete gayet ucuz. Biraz fazla açsanız 300 gr da sipariş edebilirsiniz. Zaten biraz kalabalıksa 15-20 dakika beklemeniz garanti. Aç olmayan da acıkıyor beklerken...

Tepsi Kebabı'nın ardından közde künefe yemek için bir yer aramaya başlıyorum. Künefe on numara bir tatlı ama bir de közde pişmiş olunca tadından yenmiyor. Daha önce yediğim yer hep gözümün önünde ama ne ismi kalmış ne de adresi. Neyse ki sora sora caminin avlusundaki Çınar Altı Yusuf Usta'nın Yeri'ni buluyorum. 3,5 liraya yediğim közde künefe enfes. Tatlıya doydum aslında ama bir arkadaşımın tavsiyesi irmik tatlısını da denemek niyetindeyim. Çarşıdaki Anadolu Restoran'ın ününü öve öve bitiremeyen arkadaşıma başta biraz burun kıvırdığımı itiraf etmeliyim ama o nasıl bir lezzettir öyle! Midem şiş, yine de gidiyorum ve siparişi veriyorum. Aman Allahım! Sırf üstünde hindistan cevizi, antep fıstığı ve tarçın var. İçinde sakız gibi peynir... Gözüm dönüyor yerken. Kan şekerim mi çok yükseldi acaba ? Yarısını bırakıyorum lakin beğenmedim sanmasınlar diye sağlam bi bahşiş de bırakmayı ihmal etmiyorum :) Bi dahakine ilk tatlı tercihim o olacak.

Karnım tok sırtım pek olduğuna göre eski Hatay sokaklarına dalma vakti geldi demektir. Merkezdeki Ulucami'nin yanından yukarı doğru yürüyüp sağa sapıyorum ve eski binaların ruhları arasında yürüyorum... Kozmopolit yapıyı en çok burada hissediyorum, "Mardin'in Akdeniz görmüşü" sanki Antakya... Eski evlerin panjurları, avlulu bir ilkokul binası, Katolik Kilisesi'ni gösteren oklar, yolun kenarına değil de tam ortasına yapılmış su oluğu... Corto Maltese çocukken bu sokaklarda koşturmuş deseler inanacağım. Zihni bir yorgunluk kapladı bünyemi; otelime dönüyorum alel acele.

Hatay mutfağında eksik kalan lezzetlerin bir kısmını da akşam yemeğinde tadıyorum: Aşur, yoğurt aşı ve taze kekiğe nar ekşisi katarak yapılmış sağlık fışkıran zahter. Hiç abartmadan söylüyorum hepsi de çok lezzetliydi. Sırf yemekleri için Hatay'a gelinse yeridir...

Gezilip görülecek bir dolu yer daha var ama vaktim bu kadar ne yazik ki. Titus tüneli ve Harbiye'yi bir sonraki sefere bırakıp ayrılıyorum Hatay'dan. Nasıl olsa yolum bir daha düşer buralara...

Fotoğraf Listesi:

1- Bahtiyar Kambur mozaiği
2- Kemgöz mozaiği
3- St. Pierre Kilisesi'nin içeriden görünümü
4- Tepsi kebabı
5- Közde künefe

Önerilen Sayfalar:

Meke Gölü ve Konya'nın Obrukları
Günübirlik Halep Gezisi
Mardin - Hasankeyf
Gaziantep'te Günübirlik Yeme-İçme-Gezme