15 Ağustos 2013 Perşembe

Bozcaada'da Kısa Bir Tatil

Son yıllarda ne kadar çok arkadaşımdan duydum Bozcaada'nın güzelliklerini... İşte bu yaz (2013) ilk fırsatta arabama atlayıp Bozcaada yollarına vurdum kendimi. Çanakkale Geyikli'den ulaşımı feribotla sağlanan Bozcaada'dan bir sonraki hedefim Gökçeada olacak. Bakalım ne zaman yolum düşecek oralara...

Geyikli'den Gentaş'ın feribotları Haziran 2013'te 58 TL'ye Bozcaada'ya geçirdi bizi. Bu ücret gidiş dönüş icreti. Dönüşte herhangi bir bilet-fiş göstermeniz gerekmeden feribota arabanızla biniyorsunuz. Haziran itibariyle 14:00 ve 16:00 hariç her saat Bozcaada'ya ulaşım 13:00 ve 15:00 hariç her saat de Bozcaada'dan Geyikli'ye dönüş vardı. http://www.gestasdenizulasim.com.tr/ adresinden Çanakkale - Bozcaada ulaşım bilgilerine ulaşabilirsiniz ama ben tarifeyi Chrome'la açamadım. Daha iyisi 4440752 numaralı telefondan bilgi almak.


Gitmeden internet üzerinden kalacak yer bulmaya çalıştık ama hem yer bulamadık, hem de bulduklarımızın fiyatları çok uçuktu. Biraz Bozcaada'dan bahsedecek olursak, Bozcaada merkezi Rum ve Türk mahallesi olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Vapurdan kalenin yanından inince sağa doğru gittiğinizde Rum mahallesine sola doğru gittiğinizde Türk mahallesine ulaşıyorsunuz. Artık çok fazla Rum kalmamış gerçi Rum mahallesi de Türklerden oluşuyor... Yine de kalmak için Rum mahallesini seçmenizi tavsiye ederim. Rum mahallesinin mimarisi, evleri, sokakları Türk mahallesiyle karşılaştırıldığında benim daha çok hoşuma gitti. Biz de arabayı Kalenin yan tarafındaki ücretsiz otoparka bırakıp sokakları arşınlamaya başladık. Tahminimizden çok daha fazla otel, butik otel ve pansiyon var Bozcaada'da. İnternetten araştırınca bunun çok küçük bir kısmına ulaşabiliyorsunuz. Öncelikle fiyatlar iki kişilik oda + kahvaltı 100 TL'den başlıyor. İçinde banyosu-tuvaleti ve kliması bulunan basit bir oda için istenen minimum ücret bu. Biz bir dolu yeri gezdikten sonra Evren Pansiyon'da (0 286 697 82 37) karar kıldık. Civan Hanım ve kızı Gülçin sağolsunlar kaldığımız iki gün boyunca gerek güleryüzleri gerekse de yardımseverlikleriyle tatilimize renk kattılar. Ayrıca sokaktaki masalarda yapılan sabah kahvaltısının tadı hala damağımda. Konaklama için daha lüks butik otel tarzı yapılar da var... Onların iki kişilik oda fiyatları 200 TL civarlarına çıkıyor.


Bozcaada huzur yeri. Gece geç saatlerde açık mekanlar da açılmaya başlamış ama biz güzel akşam yemeklerinin ardından uykuya dalıp sabah erkenden adayı keşfe devam etmeyi seçtik. Önce yemek önerilerini sıralayayım: 4 Hanımeli isimli restoran öğle yemekleri için gayet ideal. Mantısı ve kabak çiçeği dolması gayet güzel. Mafiş isimli tatlıyı ben sevmedim. Fiyatları ortalama. Yeri de gayet merkezde kime sorsanız gösterirler. Akşam yemeği için iki seçenek sunabilirim. Birincisi Martı Restoran. Rum mahallesinin en sonunda yer alan bu restoranın fiyatları diğer restoranlara kıyasla daha pahalı. Biz sezon daha yeni açıldığında gittiğimiz için servisten memnun kalmayan masalar oldu lakin bize hızlı servis yaptılar. Mezeleri güzel. Rakı içmeyenler için Bozcaada'nın Karalahna şarabını tavsiye edebilirim. Bir diğer restoran Bade-i Aşk ise Rum mahallesinin merkezinde yer alıyor. Fiyatları Martı'dan %20-30 daha ucuz. Martı gibi burada da balığınız, mezeniz ve içkinizle ziyafet çekebilirsiniz. Gayet lezzetli mezeleri var. Biz iki kişi 160 TL hesap ödedik. Sabah kahvaltısı için Rengigül'e gitmeyi düşünüyorduk ama ne yazık ki Civan Hanım'ın kahvaltısından vazgeçip başka bir yere gidemedik.

Adada gezmek konusunda öncelikle merkezdeki kaleyi önerebilirim. Bakımlı bir kale Bozcaada Kalesi. İçinde eski anforaların sergilendiği bir avlusu var. Onun dışında pek de bir şey yok. 5 TL giriş ücreti... Vaktiniz varsa gidip görün. Akşam günbatımını izlemeye Rüzgar Santralinin yanına gidebilirsiniz. Yolları özellikle en son kısımda çok kötü ama gittiğinize değiyor. Hatta biraz erken gidip şarabınızla keyif yapabilir "bir metal yığını ne kadar romantik olabilir ki?" sorusunun cevabını rüzgar güllerinin yanında uzun tartışmalarda bulmaya çalışabilirsiniz.

Yüzmeyi sevenler için adada iki plajdan bahsediliyor. Biri Ayazma diğeri Akvaryum. Biz şansımızı Ayazma'dan yana kullandık ama şnorkelle deniz altında güzel manzaralar izlemek isteyenler Akvaryum'a gitse daha iyi olur sanırım. Gerçi ufak bir sorun var: Su inanılmaz soğuk! Ben yarım saat suyun içinde soğuğa alışmaya çalışıp en son suya daldım ve hemencecik çıktım. Soğuk suyla arası hiç iyi olmayan birisiyim ben gerçi. Siz serin sularda yüzmeyi seven birisiyseniz hoşunuza gidebilir. Ayazma'da 2 şezlong 1 şemsiyeye 15 TL ödüyorsunuz. Ayrıca etrafta yemek yemek için tesisler de var. Akvaryum'da bu tesisler yokmuş.

Bozcaada'ya gelenlerin mutlaka yapması gereken şeyler arasında ilk sırayı bence güzel sokaklarında dolaşmak almalı. Rengarenk evler, panjurlar, kapılar... Değişik çiçeklerin yarattığı sıcak ortam... Ben en çok sokaklarını sevdim Bozcaada'nın. Rum mahallesindeki kilise sadece pazar sabahları ayin sırasında ziyaret edilebiliyormuş.


Yorulduğunuzda mola vermek için en ideal yer merkezdeki Çınaraltı. Bitki örtüsü çok da yeşil olmayan Bozcaada'nın merkezinde serin bir vaha gibi bu çay bahçeleri bölgesinde dinlenmek çok keyifli. Etraftaki standlarda hediyelik eşyalar, zeytin, zeytinyağı ve reçel de satın alabilirsiniz. Bozcaada genel olarak benzerleriyle karşılaştırıldığında pahalı bir yer. Mesela ev yapımı küçük bir kavanoz reçeli 5 TL'ye satıyorlar. Ama çok lezzetli olduğunu kabul etmek lazım.


Şarap konusunda ben iki yeri test ettim. Biri Talay diğeri Çamlıbağ. Talay'da nedense çalışanların tavırları beni rahatsız etti. O yüzden şarap alışverişimi Çamlıbağ'da yaptım ve çok memnun kaldım. Adanın iki meşhur üzümü Karalahna ve Kontra'dan yapılan kırmızı şaraplardan benim tercihim hafif buruk ama tok tadıyla Karalahna'dan yana oldu. Kontra'nın tadı nedense damak tadıma hitap etmedi. Beyaz şarap konusundaysa Vasilaki hoşuma gitti. Bu iki firma dışında adada Ataol ve Corvus da kendi şaraplarını satıyorlar. Ayrıca herdiyelik eşya almak isteyenler merkezdeki standlardan memnun kalmazlarsa şarap aksesuarları satan butik size çok orijinal seçenekler sunuyor. Ben özellikle şarap şişelerinden yapılmış meze tabaklarına tav oldum.

Bozcaada'ya gidince hemen aklıma buraya yerleşmek geldi. Kışları biraz zor olabilir yaşam ama yazları çok seveceğime eminim. En kısa zamanda yeniden geleyim dileklerimle ardımda bıraktım Bozcaada'yı...


En İyi Beş


- Rengarenk Bozcaada sokaklarında yürüyüş

- Rüzgar Güllerinin yanında gün batımı keyfi
- Evren Pansiyon ve Civan Hanımın enfes kahvaltısı :)
- Yeme içme mekanları ve Bozcaada reçelleri
- Karalahna şarabı

Fotoğraf Listesi:


1- Bozcaada sokaklarında...

2- Rüzgar Gülleri
3- Bozcaada Kalesinden...
4- Araç trafiğine kapalı sokaklar.
5- Bozcaada Kalesi surlarında gençler.

Nerede içilir: Her yerde ama özellikle gün batımında Rüzgar Gülleri yanında...


Nerede Koşulur: Bozcaada'da Mayıs aylarında New Balance firmasının sponsor olduğu yarı maraton ve 10K yarışları düzenleniyor. Adanın engebeli sokaklarında da sabah erken saatlerinde koşabilirsiniz ama asıl o tarihte Bozcaada'ya gidebilecek durumdaysanız bu yarışlara katılmanız çok güzel olabilir: http://www.newbalance.com.tr/bozcaada/


Önerilen Sayfalar:


Karayoluyla Yunanistan & Bulgaristan 1 - Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Kavala

Karayoluyla Yunanistan & Bulgaristan 2 - Halkidiki, Selanik ve Seres
- Gökçeada
İzmir'de Bir Gün
Üç Eski Rum Köyü...
Kaz Dağlarının Eteklerinde...
- Malta

dinceryazici79@gmail.com 

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Bali'de Egzotik Tatil


Singapur'dan Garuda Havayolları'yla Bali'ye uçmak için sabah 6:50'de Changi Havalimanı'ndayız. Hızla uçağımıza yerleşip 2 saat 10 dakikalık uçuşla Bali'ye varıyoruz. Şubat 2013 tarihli gezimizde kişi başı 375 TL civarıydı biletlerimiz ve Garuda Havayolları'nın gayet güler yüzlü ve nazik bir hizmet verdiğini söyleyebilirim. Yemekleri de doğu mutfağının güzel örneklerindendi. 

Ancak havaalanına girmemizle her şey çok zorlaştı. Ben size kısaca yapılması gerekeni anlatayım: Önce biri gümrük formu biri vize formu olmak üzere iki form doldurmanız gerekiyor. Ancak bu formları bulmak hiç kolay değil. Girişte solda başında kimse olmayan bankonun altında bir yerlerde bu formlar. Israrla sorduk da alabildik. Sonra yine sol tarafta vize almak için bölümler var, kişi başı 25 $ ödeyip oradan vizemizi aldık (Singapur doları da kabul ediyorlar). Ardından bu sefer sağ taraftaki bankolardan geçtik, bir sonraki kısımda gümrük memuru doldurduğumuz ikinci formu aldı, "alkol var mı gençler" babında bir şeyler sorup çantalara baktı ve Bali'ye girdik. 

Öncelikle havalimanında 1$ = 9200 rupi olacak şekilde para değiştirdik ve bir taksiye atlayıp otelimize doğru yola çıktık. Taksici bize yolu biliyor gibi davrandı lakin baktık ki biraz fazla gidiyor müdahale ettik ve öğrendik ki bizim adresin 1 km. ilerisine gitmişiz... Uzak diye dönmedi de geri! Bu sefer gerisin geri yürüyerek oteli aramaya başladık lakin oteli ne bilen var ne de adresi gösterebilecek. Uzunca bir uğraştan ve yolda sürekli rahatsızlık vererek bir şeyler satmaya ya da göstermeye çalışanlardan bunalınca vazgeçtik bulmaktan. "Kimsenin ne kendisini ne de adresini bildiği yerde bizim hiiiiç işimiz olmaz" deyip (şimdi böyle rahat yazıyorum ama burnumdan soluyordum) Gloria Jeans Cafe'de internete bağlanıp başka bir otele rezervasyon yaptırdık hemen: Royal Eighteen Hotel. Tabii çok yakınımızda olduğundan önce yerini buluyoruz sonra rezervasyonumuzu yaptırıyoruz booking.com'dan. 

Problemler bununla da bitmiyor. Bu sefer de dışarıya penceresi olmayan bir oda veriyorlar bize! Başka odaları da yokmuş zaten! Neyse sinirlenmesek daha iyi ama modumuz gayet düştü. Üstümüzü değiştirip sahile iniyoruz. Kuta plajı sörf için ideal ama yüzmek için fazla dalgalı. Böyle olmayacak... 

Beklentimizi düşürüp bugünü etrafı tanımaya adıyoruz. Sahile paralel caddedeki mekanlardan birinde karnımızı doyuruyoruz. Çok ucuz bir mekan değil ama Türkiye'de yesek kim bilir kaç para vereceğimiz deniz ürünlerinin fiyatı çok uygun. Karides çok lezzetli, nasi goreng dedikleri kızartılmış pilav da Uzakdoğu'da lapa gibi pilavları yemeyi sevmeyenler için ideal, tam Türk damak tadına uygun. Ayal sambal bawang dedikleri üzerine çırpılmamış yağda yumurta kırılmış tavuklu pilav da fena değil, denenebilir. Taze meyve suları da 3-4 TL'ye denk geliyor. Bali'de yemeklerle kıyaslandığında bira biraz pahalı kaçıyor. Bitang dedikleri yerel biraları gayet lezzetli. Restoranlarda menüdeki fiyata %15-20 arasında "vergi ve servis ücreti" eklediklerini de belirteyim. Ayrıca bahşiş vermeye gerek yok yani. 

İnternette, her yerde para bozdurulmaması döviz bürosunda işlem yaptıktan sonra verilen parayı iyi saymamızı tavsiye ediyorlardı. Bu uyarıyı döviz büroları da okumuş olmalı ki parayı teker teker, yavaş yavaş sayarak verdiler hep. Ancak bir başka çeşit dolandırıcılık yöntemiyle markette karşılaştık: Alışverişten sonra kasada ücreti ödeyeceğiz, önümüze fişi koydu ve ödeyeceğimiz ücreti söyledi. Bir anlık dalgınlıkla söylediği ve fişte gösterdiği ücreti ödeyecekken ücret fazla geldi bize. Fişi inceleyince toplam alışverişin 58 000 rupi tuttuğunu ancak biz sanki  170 000 rupi vermişiz de para üstü 112 000 rupiymiş gibi gösterildiğini anladık. Kasiyer bizden 112 000 rupi istemişti ancak biz endonezya dilindeki fişi incelemeye kalkıp itiraz edince çark etti ve ücretin 58 000 rupi olduğunu söyledi. Biz de olayı büyütüp "madem neden buraya 170 000 rupi yazdın?" demedik ama şimdi size burada söylüyorum, dikkatli olun. 

Akşam masaj için gözümüze kestirdiğimiz bir mekana girdik ve saati 60 000 rupiden Bali masajı yaptırdık. Türkiye'yle kıyaslanınca bu da gayet ucuz. 

İlk günümüzü Kuta bölgesinde geçirip "yahu tamam iyi hoş da neresi cennet bu Bali'nin?" sorusunu sorarak tamamladık. 

Ertesi sabah kahvaltımızı yapıp sahile indik. Güneş tam tepemizdeydi ve kavuruyordu. Kuta plajında yine "dip akıntıları ve dalgalar tehlike yaratır, yüzmenizi tavsiye etmiyoruz" anlamında kırmızı bayraklar asılıydı. Yine de biraz yüzdük ve Bali'nin neresi cennet sorusunun cevabını bulmak üzere taksi kiraladık. Anladık ki Bali'de şöförlü bir araç kiralamak mecburiyet. Güvenilir birisini bulup onunla adayı keşfetmek gerekiyor. İlk gün güneye indik. Yüzmek için herkesin tavsiyesi Nasu Dua'ya gittik ve Cennet Bali diye bize sunulan yerlerin neresi olduğunu anlamaya başladık. 

Nasu Dua sadece 5 yıldızlı otellerden oluşan lüks ve pahalı oteller bölgesiymiş. Anladığım kadarıyla gezmektense otelde ve plajda takılmayı seven paralı turistlerin bölgesi burası. Kumsallar 5-10 metrelik bir şeridin ardından otellerin lüks şezlonglarıyla kaplanmış durumda. Çok güzel kumsallarda iki saat boyunca yüzdük güneşlendik... Ardından sahilde yürüyüp bir şeyler yiyeceğimiz bir cafe'ye geçtik. Dinlenmek isteyecekler için bir cennet burası gerçekten de ama gezmek, Bali'yi keşfetmek isteyeceklerin çok çabuk sıkılacaklarına eminim. 

Bir sonraki hedefimiz Uluwatu tapınağı. Ancak önce Padang Padang plajına uğruyoruz. Bu küçücük plaj Julie Roberts'ın oynadığı Ye, İç, Dua Et filminde de kullanılmış. Çok sevimli bir plaj burası; yüksek merdivenler ve kayaların arasından iniliyor sahile. Kalabalık olması bir dezavantaj ama yüzmek için çok uygun bir deniz. 

Uluwatu'ya gelecek olursak, tepenin üstüne kurulmuş bu tapınakta akşam 6'da başlayacak Kecak Dans'ı gösterisini izleyeceğiz, ama saat daha 4. Biz de başlıyoruz uçurum boyunca uzanan patikada yürümeye... Manzara büyüleyici. Zaten Bali gezimizde anlıyoruz ki tapınaklar hep doğanın en güzel yerlerine inşa edilmiş. Balililer Endonezya'nın genelindeki Müslüman halktan farklı olarak Hindular. Bali'de Müslüman bir ülkede olduğumuza dair hiç bir işaret yok. Tapınaklar da alıştığımız görkemli, yüksek dini yapılar gibi değiller... Bir dolu heykelle süslenmiş bahçeler, yollar ve kat kat yükselen çatılarına rağmen çok da büyük olmayan binalar. 

Uluwatu'da Kecak Dansı gösterisine bazen yer kalmıyormuş diye geç olmadan alıyoruz biletimizi ve küçük amfitiyatro şeklindeki gösteri alanına yerleşiyor. Biletlerin kişi başı 70 000 rupi olduğunu belirtelim. Gösteri nasıldı diye soracak olanlara onüstünden beş verdiğimi söyleyebilirim. Çok öyle etkileyici bir olayı yok ama tamamen sıkıcı, sıradan olduğunu da söyleyemeyeceğim. Bir daha Bali'ye geldiğimde gider miyim? Gitmem.

Akşam yemeği için tavsiye üzerine Jimbaran'a geçiyoruz. Şöförümüz bizi kendi anlaşmalı olduğu restorana götürüyor. Sahilin kenarında sıralanmış masalara güneş batmadan ulaşmış olsaydık daha iyi olurdu sanki ama burada akşam yemeği yemek ne güzelmiş. Gerçi biraz pahalı bir restorana götürdü bizi... Bir daha gelecek olursam kendim seçeyim yemek yiyeceğim yeri; nasıl olsa yan yana bir sürü yer var yemek yiyebileceğim...

Kuta'ya dönerken şöförümüzle yarın için de anlaşıyoruz. İlk gün yaklaşık sekiz saatlik geziye 220 000 rupiye anlaşmıştık, ertesi gün akşama kadar gezdirmeye 450 000 rupiye anlaşıyoruz. Bali'de daha bir sürü keşfedilecek yer var.

Sabah erkenden kalkıp, kahvaltıyı müteakip 8:30'da çıkıyoruz yola. İlk hedefimiz tapınakların anası denilen Besakih tapınağı. Bali başlı başlına bir turizm adasına dönüştüğünden, tapınaklarda ola ki yanlışlıkla uhrevi bir şeyler hissedecek bile olsanız mutlaka biri burnunuza elindeki satmakta olduğu şeyi sokup sizi gerçek dünyaya döndürecektir... "boss, sari?" "meeeem masaajjjj?" "tişört?"  Her yer satıcılar, rehberler ve bilumum sizi rahatsız edecek kişilerle dolu ne yazık ki. Devamında gittiğimiz pirinç tarlaları manzarasında da aynı şeyi yaşıyoruz maymun tapınağında da... (Tabii şimdi bu noktada birisi çıkar da bana "Kardeşim adamların topraklarına giden sensin, bi de üstüne rahatsız olmuşsun, senin o topraklara verdiğin rahatsızlık peki?" derse diyecek bir sözüm yok baştan söyleyeyim. Kafamızdaki kalıpları görmek için gidiyoruz dünyanın değişik topraklarına ve hayallerimizin dışındaki 'gerçek' öğeler bizi rahatsız edebiliyor. "Sanki tüm dünya turistler beğensin diye var" şeklindeki çelişkili bakış açımın farkında olduğumu da belirteyim yani.) 

Akşama kadar olan gezimizde Kintemara dağından aşağıdaki göz alıcı manzarayı izledik, kahve tarlası yakınında dünyanın en değerli kahvesi olan Luwak kahvesinden içtik, set set dizilmiş pirinç tarlalarının göz alıcı manzarasında büyülendik, maymunların evcil kediler gibi ortalıkta dolaştığı, yeşilliklerin ortasındaki derenin kenarına yapılmış maymun tapınağında fotoğraflar çekip Ubud'da alışveriş yaptık ve sonunda akşam olduğunda döndük yeniden Kuta'ya. Hediyelik olarak sarileri 20 000 rupiye, kıyafetleri 20 000 - 60 000 rupi arasına aldığımızı, Luwak kahvesine kişi başı 50 000 rupi verdiğimizi belirteyim. 

Son günümüzde öğlene kadar kahvaltı, sahil, son alışverişler ve oteli terk etme işlerimizi halledip bizi almaya gelen taksiye biniyoruz. Dünkü şöförümüzün işi olduğu için başkasını yollamış. Bu seferki neredeyse hiç İngilizce bilmiyor... Dünkünden de şikayet ettiğimiz yerler vardı ama bugünkü iyice kötü çıktı. Gezi için hem güvenilir hem sizi kazıklamayacak hem de istediğiniz yerlere götürecek bir şöför bulmak çok önemli. 

Son günümüzde Tanah Lot'a gidiyoruz, yaklaşık 1 saat ve Bali'nin yolları trafiğe çok uygun olmadığından sürekli trafik kilitleniyor. Tanah Lot deniz kenarındaki kayalara oyulmuş güzel bir tapınak... Yine adanın çok güzel bir noktasını tapınak haline getirmişler, güzel bir manzara hoş bir yapıyla çok daha etkileyici hale getirilmiş. Tabii yine sürekli bir şeyler satmak isteyenler... 

Havaalanına dönmeden önce bir de Seminyak'ı görelim bari, belki güzel bir yer daha görürüz. Kuta'nın az kuzeyinde yer alan Seminyak'ın tıpkı Kuta gibi dalgalı bir denizi var. Uzun kumsal yine sörf yapanlar/yapmayı öğrenenlerle dolu. Tıpkı Kuta gibi alışveriş yerleriyle dolu lakin burada Kuta'dan farklı olarak daha çok butikler var ve hepsi aynı tezgahtan çıkmış ürünlerden ziyade daha çok tasarım ürünler satılıyor. Trafiği berbat ve yine kitle turizminin kalabalıklarıyla işgal edilmiş bir kumsal... 

Bali'ye ikinci kez gelmek lazım istediğim gibi bir tatil yapmak için. Şimdi size kısaca Bali'ye ikinci kez gelsem nasıl bir tatil yaparım onu anlatayım, belki gidecek olanlara faydadı olur.

Öncelikle Kuta'da kalmazdım. Kuta çok merkezi olmasına rağmen hayallerimdeki Bali kesinlikle Kuta değil. Belki bu dalgalı deniz başka zamanlar daha durgun oluyordur, o zaman Kuta biraz daha katlanılır olur ama yine de hayallerdeki Bali olmaz. 

Bali'ye bir dahaki sefere en az 7 gün kalmak üzere gelirdim... 2-3 gün Nusa Dua'da kalır hiç bir şey yapmadan Bali'nin keyfini çıkartırdım. Bir akşam yemek için Jimbaran'a giderdim sadece o kadar. 2 günün sonunda bir araç bulur sabah Uluwatu'yu görür (dans gösterisi falan izlemez) ardından Ubud'a doğru çıkardım. Öğleden önce Ubud'a ulaşır, maymun tapınağını ve ormanını rahat rahat gezip öğle yemeğini yemek üzere pirinç tarlaları manzaralı teraslara giderdim. Yol üzerinde özellikle ahşap işleri satan yerlerde mutlaka durup alışveriş yapardım ve öğlen yemeğini pirinç tarlalarının o güzel manzarasında yiyip konaklama için Kintemara dağına giderdim. Akşam olmadan otele yerleşip sabah gün doğumunu izlemek için dağda trekking turu ayarlardım. Sanırım 5'te yola çıkılıp iki saat yürünüyormuş... Dönüşü müteakip manzaraya karşı güzel bi kahvaltı ve devamında aşağıdaki gölden başlayıp Beshakir tapınağı, Banja sıcak su kaynakları ziyareti ve yine Kintemara'ya dönüş. Sonrası için adanın kuzeyinde keşfedilecek tapınakları belirleyip bu sefer bir gece kuzey taraflarında kalırdım. Adanın kuzey ve kuzey batı kısımlarını bilmiyorum ne yazık ki. Oraları araştırıp gerekiyorsa bir iki gece orada kalıp ardından mutlaka Talah Mat'ı da görüp dönerdim geriye...

Bali havalimanıyla ilgili de bir kaç tavsiye vereyim. Ülkeyi terkederken en son kapıda sizden kişi başı 150 000 rupi isteyecekler. Duty free'de 100 gramı 14$'a Luwak kahvesi buldum (bir dolu dükkan var hepsinde farklı fiyatı, biraz aramanız gerekebilir) ancak internette ufak bir araştırmayla Luwak kahvesi diye satılan kahvelerin %40'ının gerçekte Luwak kahvesi olmadığını öğrenebilirsiniz. Yine de dönüşte arkadaşlarınıza bu kahenin hikayesini anlatıp ardından onlara ikram etmek güzel bir tecrübe oluyor. 

Dünyanın turizm cennetlerinden birini daha görmenin yorgunluğuyla ayrılıyorum Bali'den. Bu gözde mekanlar hep hayal kırıklığı yaratıyor ne yazık ki.. Olsun, yine geldiğimde daha güzel gezeceğim Bali'yi. 

Gezinin en güzel 5'i:

1- Nusa Doa sahili ve Padang Padang plajı
2- Jimbaran sahilinde akşam yemeği
3- Ubud maymun tapınağı
4- Pirinç tarlaları
5- Tanah Lot, Kintamara, Uluwatu, Beshakir ve tüm tapınaklar

Nerede koşulur? 

Kuta plajının kenarındaki yolda koştum, gayet rahat koşuluyor. 

Nerede içilir?

Özel bir yer yok, her yerde. Jimbaran sahilinde akşam yemeğin yanında içmek ekstra keyifli olabilir.  

Fotoğraf Listesi:

1- Tapınaktaki kutsal su
2- Uluwatu'da Kecak Dansı
3- Pirinç Tarlaları
4- Ubud'daki Maymun Tapınağında
5- Tanah Lot

Önerilen Sayfalar:

- Zanzibar
Singapur'da İki Gün
Phuket Gezisi