20 Mayıs 2013 Pazartesi

Erzurum


Günübirlik geldim yine Erzurum'a. Daha önceki iki gelişimden de biraz bilgi sahibiyim şehirle ilgili ama görmediğim bir dolu yeri bu sefer gezeceğim. Taksiyle şehre iniyorum otelden; bu sefer Polat Renaissance'ta konakliıoruz. Otelin ne yazik ki servisi yok şehre ki dağın başındaki bi otel için büyük bi eksiklik. Erzurum'da taksi ücretleri diğer şehirlere göre biraz pahalı, gezi planınızı yaparken bunu da gözönünde bulundurun.

Önce karnımı doyurmak için Gel-Gör Cağ Kebapçısı'na gidiyorum. Daha önceki gelişlerimde Koç'ta ve Muammer Usta'nın Terminalin o taraflarda açtığı yeni yerde yemiştim. Meşhur Cağ Kebapçılarından bir tek Gel-Gör kaldı denemediğim. Koç'un kebabı gayet lezzetliydi, aslen tatlıcı
olan Muammer Usta ise artık etine güvenmediğinden mi bilmem basmıştı yoğun baharatı cağ kebabına, etin tadı tam alınamıyordu. Gel-Gör'deki cağ kebabı fena değil ama favorim kesinlikle Koç. Koç'taki muamele ve servisde çok daha iyiydi Gel-Gör'den. Cağ kebabı siz dur diyene kadar masanızagelen, şişe dizilmiş etten oluşuyor. Dönere boylamasına şiş sokup kestiklerini düşünün öyle bir şey. Bu sefer beş tane yedim ve fazla geldi. Benim gibi birine 4 şiş yeter sanırım. Cağ kebabının üstüne kadayıf dolması da yiyorum. O da çok lezzetli hele ki benim gibi şerbetli tatlıları seviyorsanız...

Yemek faslının üstüne şehrin merkezi olan Cumhuriyet Caddesi'ne doğru yürüyorum. Yolda Taşhan var. Oltutaşından yapılmış envai çeşit ürünü burada bulabilirsiniz. Tespih meraklısı tanıdıklarınıza hediye de alabilirsiniz.

Cumhuriyet Caddesine çıkınca hemen sağda Yakubiye Medresesi'ni göreceksiniz. Değişik minaresi ve oymalı kapısı görülmeye değer. Eğer cadde boyunca bu sefer sola doğru ilerlerseniz kümbetler ve camilerle karşılaşacaksınız. Türbe misali mezarlar olarak düşünebileceğiniz kümbetler bence Erzurum'da görebileceğiniz en ilginç yapıları oluşturuyor. Hele Üç Kümbetler'in yer aldığı bahçenin mistik havası beni çok etkiledi. Cadde üzerindeki Ulu Camii alçak tavanıyla ulu bir camiden ziyade büyük bir konağı andırıyor. Bursa'daki Ulu Camii'yi anımsatan ismi yüzünden bu hayal kırıklığını yaşamışımdır belki de kimbilir... Çifte Minareli Medrese ben gittiğimde restorasyondaydı. Üç Kümbetler'le beraber bu alanı yenileyip turizme açacakmış belediye, istimlak çalışmaları da devam ediyormuş. Umarım sonuçta güzel bir şey çıkar ortaya... Üç Kümbetler'in arkasında bir tane daha kümbet var görebileceğiniz.

Geri dönüp karşıya geçerseniz Erzurum Kalesi'ni görebilirsiniz. Kalenin içinde bir medrese ve sonradan eklenmiş saatle saat kulesine dönüşmüş bir minare mevcut. Saat kulesine tırmanma şansınız da var aşırı klostrofobik değilseniz. Hasankeyf'teki minareden de Barcelona'daki Sagra da Familia'nın kubbelerinden de çok daha az ürkütücü burası... Ama durmaksızın yükselen merdivenlerden oluşuyor bu kubbe de. Yukarıda manzara güzel, dört taraftan şehri görebilirsiniz.

Erzurum'a gelmişken eski bir sokağı yenileyip cafe-restorana dönüştürdükleri Erzurum Evleri'nde oturmayı da ihmal etmeyin. Müze gibi, eski eşyaların da sergilendiği bu mekana gidince eskiden Erzurum'da evler nasılmış sormayı da unutmayın. Evlerin, odaların yapısıyla ilgili duyacaklarınızın ilginizi çekeceğine eminim. Erzurum'a gelince. Tortum Şelalesi'ni de görmeyi tavsiye ediyorlardı ama şehre 120 km mesafedeki bu şelaleyi de başka bir boş vaktimde ziyaret ederim artık.

Fotoğraf Listesi:

1- Üç Kümbetler etrafında oyun oynayan çocuklar
2- Erzurum Kalesi
3- Üç Kümbetler
4- Saat Kulesinden Erzurum
5- Oltu taşından yüzükler

Önerilen Sayfalar: 

Meke Gölü ve Konya'nın Obrukları
Sümela Manastırı
Mardin - Hasankeyf
Trabzon Uzungöl
Hatay'ın lezzetleri
Gaziantep'te günübirlik yeme-içme-gezme
Trabzon Merkez ve Ayder

7 Mayıs 2013 Salı

İstanbul'da Erguvan Peşinde...


Sabah uyanıp camdan bakarken karşı bahçedeki erguvanın yapraklarını görmemle uyandım konuya: Erguvan mevsimi kaçıyordu! Boş bir günümü erguvanlara ayırmak için İstanbul'u turlama fikri böyle ortaya çıktı.

Mayısın hemen başında attım kendimi dışarıya. İstanbul'da Nisan ayında başlar erguvan mevsimi ve mayıs ayı içinde de biter genellikle. İstanbul denince akla gelen ağaçtır erguvan. Her ne kadar botanikçiler ağaç olduğunu kabul etmeyip çalı sınıfına soksalar da (onlar domates ve salatalığa da meyve derler zaten) bizim için İstanbul'un ağacıdır erguvan. Renge ismini veren çiçekler Nisan'a doğru baharı müjdelercesine şehri boyarken, aklımdaki İstanbul manzarasına bürünür şehir birden. İşte bu Nisan da aynı şey oldu; yaprakları açmadan erguvan çiçekleri kapladı ağaçları. Genellikle Mayıs ayının ikinci yarısında diğer ağaçların tam tersine çiçeklendikten bir süre sonra erguvanlar yapraklanır ve çiçeklerini dökerler. Ağaçların rengi toprağa, yollara yayılır bu gidişle...


İşte hemen evimin karşısındaki erguvanı bu halde görünce önce Yeşilköy sahiline attım kendimi. Sahilin Yeşilyurt'a doğru olan tarafındaki erguvan hala daha çiçekleriyle duruyordu ama yaprakları da yavaş yavaş çıkmaya başlamıştı. Gökyüzünde fır dönen uçakların altında vadesini dolduruyordu o da n'aapsın?

Erguvan benim için hep Aşiyan, Rumelihisarüstü ve Boğaziçi'dir... Yıllar önce İstanbul'a geldiğim ilk sene İstanbul'un her şeyi çok heyecanlandırıyordu beni ama ikinci dönem, kampüsü kaplayan erguvanlar aklımı başımdan almıştı. Sahilin ardından Boğaziçi'ne giderken yolda erguvanla ilgili hikayeler geçti aklımdan: 13. Havari Yahuda (Judas) kendini erguvana astığından İngilizce'de Judas Tree deniyordu mesela (Tamer Bey'in kulakları çınlasın).

Kampüse girip Güney meydana yürürken bu bahar erguvanları ziyaret etmek için geç kaldığımı anlamaya başladım. Hala daha çiçekleri üzerlerindeydi lakin o ilk bahar neşesini kaybetmeye başlamıştı erguvanlar.

Kampüsten çıkıp Aşiyan Mezarlığı içinden Bebek'e inerken gördüklerim de aynı kaderi paylaşıyorlardı. Bebek Parkı'ndan bu yakanın tepelerine ve karşı sahile baktığımda manzara yeşildi. Oysa şimdi Ortaköy'den Boğaz turuna çıksam, İstanbul'u, iki yakasına taktığı erguvanlarla görsem ne güzel olurdu...

En son Yıldız Korusu'na attım kendimi. Bir erguvanın yanına oturup yorgunluk atarken Hilmi Yavuz'un sevdiğim bir şiirini arayıp buldum internette:

Kim bilir ki dün’dür, ölgündür kalbimiz
Yollarsa her zaman biraz küskündür
Yokuşlarda ve inişlerde...
Zamandır seni sardığım kumaş
Bekledin örtünsün ki yavaş yavaş..
Erguvandın, kayboldun dile gelişlerde.

Seneye Nisan'a doğru daha erken yola çıkmaya karar vererek döndüm evime. Boğaz turu ne ki Adalar'a da gidecektim bu sefer, karşıya da geçecektim... Seneye erguvan rehberini çok daha güzel yapacaktım.


Önerilen Sayfalar:


İstanbul'da Günübirlik Kaçamak yapmak isteyenlere:

- Adalar'a Gidiyoruz 1- Kınalıada

- Adalar'a Gidiyoruz 2 - Heybeliada
İstanbul Karaburun'da Karadeniz Havası
Ballıkayalar'da Piknik
Yeşilköy'de günübirlik gezinti - Akvaryum ve Havacılık Müzesi

Fotoğraf Listesi:


1- Yeşilköy Sahilindeki erguvan

2- Uçakların altında göğe uzanırken
3- Yıldız Parkı'ndakiler toprağa serpmiş çiçeklerini
4- Boğaziçi Üniversitesi'ndeki erguvanların yaprakların arasından son gülümsemeleri

Nerede Görüldü: Yeşilköy Sahili, Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs, Aşiyan Mezarlığı, Yıldız Korusu

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Belgrad'da Üç Gün

Sabah erkenden kalktım Belgrad uçağını yakalamak için. 7:40'ta kalkan uçağım 1 saat 40 dakikalık uçuşun ardından, aramızda 1 saat fark olan Belgrad'a oranın saatiyle 8:20'de iniyor. Sırbistan Türklere vize uygulamayan bir ülke ama internetteki bloglarda Türklerin ülkeye girişlerinde kapıda bekletilebildiklerini okumuştum. Gerçekten de Türkleri kenara ayırıp incelemek üzere pasaportlarını topluyorlar. Aklıma bir kurnazlık geliyor: Pasaportumdaki Shengen vizemi gösteriyorum polise ve tamam deyip bırakıyor beni. "İstesem İsveç'e Almanya'ya bile giderim! Tenezzül edip ülkenize geldim şu yaptığınız terbiyesizliğe bak!" diyorum aslında, polis de "kusura bakmayın tetbiyesizlik etmişiz buyrun lütfen" diyor aslında ama kimse duymuyor bu konuşmayı, tırıs tırıs geçiriyorum. Türk'ün pasaport polisiyle imtihanı bölüm 5!

Bagaj kısmında Tourist Information var. Şehir haritasını ve ihtiyaç duyduğum bir kaç bilgiyi alıp hemen üst kata çıkıp döviz bürosunda 1€ = 109 dinardan para bozduruyorum. Merak edenlere şehirde en iyi 111 dinara bozdurabiliyorsunuz ama biraz araştırma yapmanız lazım.

Çıkışta sol taraftaki otobüs durağından 72 numaraya binip son durakta ineceğim. Taksiler de normalde 30 € olan fiyatlarını 10€'ya düşürüyorlar gerçi.

İlk sürpriz: Meğer bugün maraton koşuluyormuş Belgrad'da (bilsem kayıt yaptırırdım) o yüzden otobüsler şehir merkezine gitmiyorlarmış. Şansımı bir de A1 minibüslerinde deniyorum ve işte 300 dinar ödeyip şehir merkezine doğru yola koyuldum. Kalacağım hostelin ismi "Hostel and Apartments Skadarlija Sunrise". Check in 14:00'da başladığı için hostele gitmek konusunda hiç acelem yok. Çantam çok ağır olmadığından hemen şehri gezmeye başlayabilirim.

Günlerden pazar ve bit pazarının nerede olduğunu internette yaptığım ufak araştırmada buldum: İlk hedefim Kalenic Pijaca. Son durak "Trg Slavija" da inip başlıyorum Makenzijeva boyunca yürümeye. İstanbul'daki soğuğa aldanıp biraz kalın giyinmişim, burası baharı çoktan getirmiş. Ara yollara sapıp buluyorum Kalenic Pijaca'yı. Meyve, sebze, et (kuru et de alınır buradan) ve bilimum ürünün yanında eski eşyalar satanlar da var aralarda. Çok fazla çeşit yok ne yazık ki ama yine de bir kaç hediyelik eşya bulup ayrılıyorum pazardan.

Az yukarıda Park Cirila var. Biraz soluklanıp güneşi özlemiş bedenimi doyurmak için birebir. Yolda ilk gördüğüm pastaneden bir kaç hamurişi alıp yiyorum parkta. Tatları çok güzel ama görüntüyle tadı birleştiremiyorum kafamda. Enfes peynir tadı alırken etli bir şeyler yiyorum mesela... Çözüm basit: Yerken yediğine değil parkın güzelliklerine odaklan!

Burada en çok görmek istediğim müzeye geldi sıra: Nicholas Tesla Müzesi. Yeri Krunska Caddesi üzerinde. Aslında Tesla hiç Belgrad'da yaşamamış birisi. Müzenin açıldığı binanın da Tesla'yla hiç bir ilgisi yok ama Tesla Amerika'da ölünce Sırplar aslen Sırp olan bu bilim adamına sahip çıkmışlar ve kişisel eşyalarını toplayıp Belgrad'a getirmişler. İşte müze bu şekilde hayata geçirilmiş. Yaklaşık 1,5 saat kaldığım müzede Tesla'nın geliştirdiği prensiplere dayalı aletler fizikle çok ilgilenmemiş olanların sihir diye nitelendireceği görsel bir şölen şeklinde sunuluyor. Şimdi ben böyle dedim diye lunaparka gitmişsiniz gibi bir ortam da beklemeyin gerçi. Fizik laboratuarından hallice bir şekilde İngilizce olarak Tesla'yı ve etraftaki aletleri anlatıyorlar, üstüne bir de film izletiyorlar Edison'la Tesla'nın rekabetine de bolca değinerek. Müze bileti 500 dinar.

Öğleni geçerken hostelime ulaşıyorum. Gayet keyifli bir sokağın birinci katındaki odamın penceresi cafelerle dolu sokağa bakıyor. 6 kişilik odada kişi başı 3 gecelik 3800 dinar (yaklaşık 80 TL) ödüyorum. Ücretsiz internet bağlantısı da gayet iyi. Oda ve hostel sakin, sevimli... Ayrıca boş da. Sanırım bu odada bu gece yalnızım. Çantamı dolaba atıp (saatler geçtikçe öküz ölüsüne dönmüştü meret!) yatağımı hazırlıyorum ve 'yatak beni çağırıyor', biraz dinlenip öyle çıkıyorum dışarıya.

Knez Mihailova etrafında dolanıp duruyorum. Ne kadar çok Türk var etrafta... Çoğunlukla tur kafileleri. Kalemegdan - Trg Republike (Cumhuriyet Meydanı) arasında İstiklal Caddesi'nin küçük bir benzeri gibi uzanan Knez Mihailova'yı talan edip karar veriyorum: Skadarlija kesinlikle çok daha güzel! Hemen hostelimin karşısındaki Kapetan Koca Putuje isimli mekana kurulup sipariş veriyorum. Sırp Hamburgeri (bildiğin köftenin büyüğü) ve bira. Jelen diye bi biraları var pek güzel değil, Staropramen (aslen Çek birası) daha iyi. Gerçi gezim boyunca Jelen içmeye de alıştım...

Yemek sonrası hostele dönünce öğreniyorum ki sadece benim odamda değil tüm hostelde bu gece yalnızım. Neyse ki resepsiyonda 24 saat biri var, başıma bir şey gelirse seslenmem yetecek. Pazar ve pazartesileri böyle oluyormuş, salı gibi dolmaya başlıyor çarşamba cumartesi arası full oluyormuş. Kaldığım hostelden gayet memnunum ve gideceklere de kesinlikle tavsiye ederim. Ayrıca çalışanlar hem çok yardımsever hem de güler yüzlüler. Hostelde bir süre takılıp bu gece nerelerde takılmam gerektiğiyle ilgili bilgiler alıp yine yollara vuruyorum kendimi. Kalenin etrafında dolaşıyorum önce; buralarda ne güzel manzara varmış meğer! Yarın akşam Tuna ve Sava nehirlerinde güneşin batışını izleyeyim madem. Gençler de kalenin arka tarafındaki düzlükte takılıyorlar. Kimileri gitarıyla gelmiş 'Akdeniz Akşamları'nın Sırpçasını çalıp söylüyor.

Yorgun yorgun şehir merkezinin kabasını alıp dolana dolana dönüyorum hostele. Bu gece hiç bir yerde takılacak halim yok. Kaldığım hostelin sokağında 11'e kadar müzik sesleri yükseliyor ama ardından sessizlikte rahat rahat uyuyorum.

9 saate yakın uyku gayet iyi geliyor. Hemen hazırlanıp başlıyorum şehre gezmeye. Önce yakınlardaki bir fırından peynirli 'Burek' alıp Pionirski Parkı'nda oturup yiyorum. Ardından durmadan Hram Svetog Save (St. Sava Kilisesi)'ne kadar gidiyorum. Bu Belgrad'ın en büyük kilisesinin içi hala yapım aşamasında ama kubbesiyle gayet güzel bir tapınak. Şehre dolana dolana dönüyorum. Önce Beogradska Caddesi'ni tırmanıp Tasmajdan (Taşmeydan) Parkı'na gidiyorum. Belgrad'ın parkları gayet güzel. Hemen yan tarafında Crkva Svetog Marka (St. Mark Kilisesi) var. Yine büyük bir kilise, bu sefer içi de yapılmış. Gayet etkileyici. Hemen yan tarafında mavi soğan kubbesi ile Rus Ortodoks Kilisesi duruyor. İçeri giremesem de küçücük bahçesiyle masallardan fırlamış gibi. Parkın içindeki kafede bir kahve molasını müteakip alt taraftaki Palilulska Pijaca'ya (açık pazar yeri) uğruyorum. Pazar yerleri fazlasıyla bizimkileri andırıyor, farklı olan kısımlar düzenli halleri ve kalabalık olmamaları.

Pionirski Parkı'na geri dönerken Narodna Skupstina (Parlamento Binası) tüm heybetiyle parkın karşısında beni bekliyordu. Özellikle önündeki meşhur heykelleri görmek istiyordum. Biraz fazla zoofili kokan iki heykel insanla atın garip bir dansını betimliyordu. Yüzümde muzur bir tebessümle Pionirski Parkı'nın Trg Nikole Pasica (Nikole Pasica Meydanı) tarafında bulduğum bir pilot shop'a girdim. Tesadüflerin beni alt kattaki dükkanına soktuğu bu yerde normal hatta hafiften pahalı fiyata pilot montları, Sırp Hava Kuvvetleri armalı montlar, tişörtler sweetshirt'ler bulabilirsiniz.   Ardından Pionirski Parkı'nın içinden aşağıya indim. Bu sefer Stari Dvor (Eski Saray) ve Novi Dvor (Yeni olan) Terazije Caddesi kenarındaydılar. Yanlarından cadde boyunca geçip önce tarihi Hotel Moskva'ya  (Moskova Oteli) göz gezdirdim ardından cadde boyunca Knez Mihailova'daki binalara. Yolun sonundan Pariska boyunca Bajrakli Dzamija'ya (Bayraklı Camii) uzandım. Küçük, kendi çapındaki bu camiden hemen yan taraftaki (Kralja Petra üzerinde) Yahudi Müzesi'ne geçtim ama bugün kapalıydı. Studentski Park bir sonraki hedefimdi. Bu güzel parkta biraz soluklanıp Trg Republika (Cumhuriyet Meydanı) üzerinden hostelime döndüm.

Ufak bi öğle molasını müteakip sırada şehrin biraz daha uzak kısımları var. Günlerden Pazartesi olduğu için tüm müzeler kapalı o yüzden bugün Zemun bölgesine gidip yarına şehrin güneyini ve müzeleri bırakacağım. Aslında 11 km yürünmeyecek bir mesafe değil, parkların kenarındaki yollar da haritadan gayet uygun görünüyor ama hem yorulmaya gerek yok hem de zamanım kısıtlı. Şimdi gelelim otobüse nasıl binileceğine: Önce BusPlus yazan bir büfe bulunur. Otobüs kartı istendiği söylenir. 40 dinar kart parası ayrica 72 dinar tek seferlik bilet parasından ne kadar para yükleneceği belirtilir. Otobüse binince de kart girişteki ekrana yaklaştırılır. İşte bu şekilde Zeleni Venac Pazarı'nın karşısındaki McDonald'ın önündeki kocaman duraktan 84 (15 de gidiyor) numaralı otobüse atlayıp Zemun'a gittim. Zemun'a ulaşmak için ,hostelden aldığım tarifi aktarıyorum, yeşillikler ve yeni
binalar bitince eski binaları gör ve orada in. Böylece kısa sürede Zemun'un trafiğe kapalı sokaklarını arşınlamaya başlıyorum. Zemunska Pijaca (pazar yeri) ve bir kaç kiliseden sonra asıl hedefim tepedeki Kula Sibinjanin Janka (Janos Hunyadi Kulesi). Tarihi 1000'li yıllara kadar götürülen kule tepeden Belgrad'a hakim bir konumda. Etrafındaki kafeler mola vermek isteyenler için ideal. Ancak ben yan taraftaki Zemun Mezarlığı'nı gezip sahile iniyorum. Vakti olanlar bu mezarlıkta 100-200 yıllık mezarları keşfe çıkabilirler.

Açlığımı bastırsın marketten aldığım bisküiler de işe yaramıyor artık. Sahilde yürürken gördüğüm restoranlardan birini gözüme kestiriyorum: Saint Andrea. Kremalı etli çorba, Arjantin Steak ve iki bira. Çorba ve biftek lezzetli. Çorba biftekten daha lezzetli hatta. Biranın kolalı içeceklerden daha ucuz olduğu ülkeleri sevdiğimi söylemiş miydim? Hesap 1600 dinar. Dün Skadarlija'da yediğimden pahalı ama yine de gayet makul.

Kalkmama yakın hava bozmaya başlıyor. Islanmadan hemen otobüse atıyorum kendimi. Bu akşam kalenin arkasındaki parktan güneşin batışını izleme hikayesi (ya o Mualla'yı sandala atıp...) de böylece yalan oluyor.

Hostelin salonunda biramı içip takılırken hostele yeni misafirler geliyor. Kısa sürede kaynaşıp atıyoruz kendimizi dışarıya. Önce bir Couchsurfing buluşmasına gidiyoruz. Ne yazık ki buluşma "Fransızca bilenler" buluşması. Biz de biralarımızı alıp kalenin arkasındaki parka gidiyoruz. Güneş çoktan batmış olsa da içmek için güzel bir yer. Bu geceyi dışarıda ve hostelde içerek bitiriyorum.

Sabah uykumu almış ama biraz akşamdan kalma uyanıyorum. Yoksa ilk işim yakınlardaki parkların birinde koşmak olacak.

İlk hedefimde kale var. Öğlene kadar kalenin etrafında dolaşıyorum. Belgrad'ı gezmek yetti sanki. Tito'nun mezarının da olduğu "Muzej Istorije Jugoslavije" (Yugoslavya Tarihi Müzesi) ve "Kuca Cveca" gezimden vazgeçiyorum. Keza modern sanat müzesi, Beli Dvor (Beyaz Saray) ve Ada Ciganlija'nın oraları da bir dahaki sefere bırakıyorum. Vakti ve enerjisi olanlar gezsinler ve tecrübelerini bana iletsinler lütfen. Hostelde, cafelerde ve yine kalenin arkasındaki parkta içip, takılıp geçiriyorum günümü. Bu akşam hava bulutlu değil. Kalenin arkasındaki park güneşin batışını izlemek isteyenlerle doluyor. Gerçekten güneşin güzel battığı şehirlerden biri Belgrad.

Akşam da sırada Sırp müzikleri dinlemek var. Sonunda otelimin sokağında oturmak mümkün oluyor.

Ve sabah erkenden Zeleni Venac'daki otobüs durağından 72 numaraya atlayıp havaalanına ulaşıyorum. Binişte şöför olmadığı için kartınızı okutmayın, ileride ellerinde makinalarla biletçiler gelip kartınızı isteyecekler.

Belgrad'dan mutlu mesut ayrılıyorum. Hostelde çalışanlardan ve dışarıda muhatab olduklarımdan edindiğim kadarıyla çok hoşsohbet, yardımsever ve kafa herifler Sırplar :) Ha kızları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, desem desem Ediz Hun edasıyla  'güzel olduğunuz kadar suratsızsınız da hamfendi' diyebilirim, ama olsun. Onları da öyle kabul etmek lazım.

Yaza doğru havalar iyice ısınıp etraf kalabalıklaşınca daha da eğlenceli oluyormuş Belgrad. O zaman yine gelirim belki. Gelirim gelirim...

Önemli Notlar:

- Yemek konusunda hassas olanlar, içinde domuz eti (Pork) olmayan şeyleri bulmak için biraz uğraşmak zorundalar. Tavsiyem: Cevapcici gibi dana etinden köfte, kahvaltıda peynirli börek ya da bilimum tatlılar.
- Ummadığınız bir zamanda döviz bozdurmak zorunda kalırsanız Knez Mihailova üzerinde bu işi yapan Exchange ATM'leri var. Kurları da hiç fena değil.
- Havaalanı dışında Trg Republike ve Merkez Tren İstasyonunda Turizm Büroları var, mutlaka haritanızı alın çok işe yarıyor.
- Yeme içme için mekanlar Knez Mihailova etrafındakiler dışında Skadarlija Sokağı, Strahinjica Bana Sokağı, St. Michael Katedrali'nin alt tarafındaki merdivenlerin iki tarafı ve Zemun bölgesi nehir kenarında yoğunlaşmış durumda.
- Sırpların yerel biraları Jelen ve LAV ama herkes Jelen'i tercih ediyor. Jelen'in düşük alkollü meyveli seçenekleri de var.
- Kimi mekanlar kredi kartına %20'ye varan oranlarda komisyon uyguluyor, dikkatli olun.
- Pegasus'un seferlerine başlaması ve Hırvatistan'ın Shengen'e dahil olup vize istemeye başlamasıyla her yer Türk dolmuş durumda, yolda beride konuşmalarınıza dikkat edin.

En İyi Beş:

- Belgrad'ın sıcak insanları. Avrupa'nın hiç bir yerinde bu kadar bize yakın bir millet görmedim.
- Kalenin arkasındaki parkta bira eşliğinde güneşin batışını izlemek
- Tesla Müzesi. Kahrol Edison!
- Şehrin her yerine yayılmış yemyeşil parklar, tarihi doku, etrafındaki yerleşimi ezmeyen dini yapılar
- Bütün bunların çok uygun fiyata olması. İstanbul'la karşılaştıracak olursak fiyatlar yaklaşık %50-75 seviyelerine denk geliyor. 

Fotoğraf Listesi 


1- Kale Kapısı

2- Tesla Müzesi'nde elektromanyetik alanla enerji iletimi
3- Parlementonun önündeki meşhur heykeller
4- Kaleden gün batımı
5- Zemun'daki Milenyum Kulesi
6- Belgrad sokaklarında

Önerilen Sayfalar:

- Belgrad'ı bir de ablamın kaleminden okumak için Belgrad Gezisi 2 

Bir günlük Bratislava Gezisi
Viyana ve Modling'deki Seegrotte
Budapeşte'de 3 Gün
Çek Cumhuriyeti'nin Çok Bilinmeyen Şehri Brno
Şirin Çek Kasabası Olomouc