1 Kasım 2014 Cumartesi

Bologna'da Porticolar Altında Bir Gezi


İtalya gezimin son durağı Bologna'ya öğleden sonra ulaştım. İtalya'da Floransa'yla Bologna arasındaki tren hattı diğer hatlara nazaran biraz daha pahalı. Bu kısımda yanılmıyorsam sadece hızlı tren işliyor ve dağlık bir bölgede olduğundan sürekli tünellerden giderek yarım saatte yolu tamamlıyor. İkinci sınıf bilet 24 €, birinci sınıf bilet 36 €'ydu. İkisiyle de yolculuk yaptım bir farkını göremedim.

Bologna'da kalacağım oteli son gün Siena'da ayarladım. Yine en önemli kıstasım şehir merkezinde ve her yere yürüme mesafesinde olması. Bu seferki otelim Hotel Accademia ve gecelik şehir vergisi hariç 45 €'ya odayı tuttum. Kablosuz interneti hızlı, açık büfe kahvaltısı idare eder, şansıma gürültü yoktu ama barların yakınında üniversite bölgesinde bir otel. Trenden inince yürüyerek 20 dakikada otele varılıyor.

İlk gün yine akşama kadar ortalığın havasını koklayarak geçiriyorum. Akşam, Bologna Pastafaryan Piskoposu Marco gelip alıyor evindeki akşam yemeği için. Eşi, sağolsun, çok güzel vejateryan yemekler yapmış benim için. Biralarımız ve spagettimiz de eksik değil.

Yemeğin ardından Marco'yla şehre iniyoruz. Şehrin önemli yerlerini gezdiriyor bana yarın gündüz gözüyle gelip görmem için. Bu arada da yağmur başlıyor yine. Bologna'nın güzel bir yanı şehrin tarihi bölgesinde her sokakta rahatça yürümenizi sağlayan Portico'lar yani kemeraltı mı desem saçak mı desem bilemediğim o mimari yapı. Güneşli havada güneşten yağmurlu havada yağmurdan etkilenmeden rahatça şehirde yürümenizi sağlıyor. Bursa'yı bilenler ya da Bursalılar Heykel'de cadde boyunca uzanan yoldan çıkarak anlayabilirler Portico'nun ne olduğunu. 100 küsür sene önce İtalya'dan getirilen bir şehir planlamacının Bursa'da yaptığı bu yürüyüş yolu ne yazık ki sonradan devam ettirilmemiş. Eğer devam etmiş olsaydı Bursa'da da Bologna'daki gibi keyfini sürerdik.

Bologna'da çok vaktim ve gezimin sonu olduğundan çok halim olmadığından dünyanın en uzun Portico'su olan Sanctuary of the Madonna of San Luca katedralinin 666 kemerli Portico'sunu ne yazik ki tırmanamadım. Hali vakti olan arkadaşlar tırmanırlarsa anlatsınlar lütfen.

Ertesi gün sabah uyanıp şehri keşfe çıktım. Bu gezide özellikle Dünyayı Gezmek sitesinde hhy'nin yazdığı yazı çok işime yaradı. (İlgili yazıya şuradan ulaşabilirsiniz) Yazıda bahsettiği sırları arayıp durdum ve yine bahsettiği dondurmacıdan dondurmamı yedim.

Öncelikle merkezdeki Piazzo Maggiore'den (Maggiore Meydanı) başlayalım. Maggiore Meydanı'nda ilk olarak merkezdeki Neptün Çeşmesi ilgi çekici bir şekilde gelenleri selamlıyor. Meydanın etrafindaki Palazzo Re Enzo, Palazzo del Podesta, Palazzo dei Banchi gibi yapıların yanında yer alan Basilica di San Petronio'yı ziyaret ediyorum önce. Özellikle 2 € vererek girilen kısımdaki fresklerden Hz. Muhammed'in (resmin altına ismini yazmışlar) cehennemde, Lusifer'in yanında, zebaniler tarafından kafası kopartılırken resmedildiği, geçmişte Bologna'da Müslümanların eylem yapmasına sebep olmuş. Ne yazık ki fotoğraf çekmek yasak olduğu için burayla ilgili fotoğrafı koyamıyorum.

Bologna da İtalya'nın kuleli şehirlerinden biri. Şehrin en meşhur kulesi de Torre degli Asinelli. Kulenin yanında bi tane de daha kısa bir kule var. İtalya'da mimarların ince işçiliğinin şahaneliğini görüp, statik ve jeolojide nasıl bu kadar geri kaldıklarına her eğik kulede bir kez daha şaştım. Bu iki kule de tıpkı Pisa'daki gibi yana yatmış durumda. Kulelerden yüksek olanına tırmanma şansınız var. Manzarası da çok güzel diye duydum ama bacaklarımda o dermanı bulamadım ben.

Bu arada kulelerin hemen dibindeki Gelateria Gianni'den dondurma yemeyi de ihmal etmeyin. Ben limon kremalı, cheesecake'li ve ricotta peynirli denedim. Özellikle ilk ikisine bayıldım.

Yolumu Via Piella'ya çevirip dün gece Marco'nun da gösterdiği 18 numaradaki küçük pencereyi aramaya başladım. Burası Venedik Penceresi olarak geçiyor. Şehrin aralarından kimseye görünmeden, binaların arkasından akan sular bu pencereden bakınca Venedik'teymişsiniz hissi yaratıyor.

Casa Isolani bir sonraki hedefimdi. Strada Maggiore üzerindeki bu evle başlayan pasaj bir paralel sokakla bağlantıyı sağlıyor. Yıllarca uğraşılıp restore edilen pasajın girişindeki ahşap portico üzerindeki oku bulmak için biraz uğraşmanız gerekecek. Ama cidden ilgi çekici bir ok duruyor tam tepede.

Biraz ötede Santo Stefano kilisesi duruyor. İçiçe geçmiş 7 kilise var aslında burada. Halk arasında Sette Chiese (Yedi Kilise) denen yapının ön yüzündeki balkon çok hoş.

Yolunuzu eski şehrin sınırlarına kadar uzatırsanız Giardini Margherita'ya gidebilirsiniz. Şehrin içindeki bu park özellikle yeşillikler arasında yürümek,  çimenlikte güneşlenmek, yapay gölün yanındaki kafede bir şeyler içmek isteyenler için güzel bir seçenek. Göldeki küçük su kaplumbağaları da çok şeker.

Bologna'da kalan zamanımı şehrin ara sokaklarında dolaşarak geçirip çok geç olmadan havaalanının yolunu tuttum. İstanbul'a dönüş vakti geldi. Bi dahakine Toskana'nın bağ evlerine geleyim araba kiralayıp turlayayım İtalya'yı. On şehir gördükten sonra hala daha yeni yerler görmek için İtalya'ya gelme isteği duymak güzel bir his.

Fotoğraf Listesi:

1- Bologna'nın meşhur Portico'ları
2- Venedik Penceresi
3- Casa Isolani'nin girişinde ahşap portico'daki ok
4- Torre degli Asinelli 
5- Santo Stefano Kilisesi
6- Neptün Çeşmesi 

Önerilen Sayfalar: İtalya'da başka nereler gezilir?

Torino'da Bir Haftasonu
Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı
* Pisa
* Günübirlik Milano
Roma'nın Mimari Şaheserleri
Floransa
Venedik'te Bir Gün...
Çarşılı Köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio  


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder