21 Ağustos 2012 Salı

İğneada'da İki Gün Çadır Kampı

İğneada'da iki gece çadırda konaklamalı kamp planı yapınca ilk iş etrafta görülecek yerleri araştırmak oldu. Ardından yol ve kamp kurulacak yerler öğrenildi ve start!


Askerliğimi Çerkezköy 'de yaparken çarşı izinlerimin vazgeçilmez yeri Filiz Restoran'da ilk molamızı vermek üzere yola koyulduk. Çerkezköy'ün göbeğindeki bu mekana inzibatlar pek uğramadığı için ve mekanı pazar sabahı bizler için erkenden açan teyze gönlümüzde yer ettiğinden sabırsızca Çerkezköy'e ulaştık. Ne yazık ki bir sene önce kapanmış Filiz ve yerine bir kasap açılmış. Bildik başka yerlerde karnımızı doyurup devam ediyoruz yola. İstikamet Vize üzerinden İğneada. Ağustos 2012 itibariyle Vize-İğneada yolunda çalışmalar olduğundan biraz yavaş gidebiliyoruz. 

Ve sonunda İğneada'dayız. Sahile inip 1-2 km gidince sağda Dallas Büfe'yi görüyoruz. Akşam 8:30 itibariyle hedefimize ulaştık sonunda. Sahilin kenarındaki Dallas Büfe tarafından işletilen çadır kamp alanı yolun öbür tarafında ve onlarca çadır etrafa yayılmış durumda. Belli ki kimileri uzun süreliğine gelip yerleşmiş buraya. Bir kenara da biz çadırımızı kuruyoruz geceliğine 5 TL ödeyip. Tarifi "Erikli Gölü yanında" şeklinde yapılıyor bu kamp alanının ama yan taraftaki sulak arazi - sazlık alan dışında bir göl göremedim ben. Ya dikkatli bakmadığımdan ya da yazın suyu azaldığı için sanırım. Kamp alanında ikişer tane kadın ve erkek tuvaleti ayrıca tuvaletlerin önünde bir muşluk var. Şartlar çok iyi değil, temizlik konusunda hassas olanlar zorlanabilir. Duş için de yolun deniz tarafında üç tane kapısı kırık kabin var. Kamp alanının bir sınırı da yok, nerede başlar nerede biter anlamadım. Ayrıca bolca köpek var. Arada köpekler havlamaya başlarsa anlayinki inekler çadır alanına yaklaşmıştır. "Dandini dandini dasdanaa danalar girmiş bostana" deyip inekleri kovmak üzere havlayarak koşmaya başlıyorlar hemen. Hepsinin yeri de belli sanırım. Bizim çadırın etrafında üç tane arkadaşımız miskin miskin yatıyor... Yine de sevdim burayı.


Hava kararırken şarabımızı alıp sahile iniyoruz. İn cin top oynuyor sahilde ama 50 metre ötemizdeki yoldan geçen arabalar etrafı aydınlatıyor. Bir yanda müziğimiz, karanlık denizdeki dalga sesleri, yıldızlar... İğneada'ya hemen ısınıyoruz. Su da çok güzel... Gece gece denize girmek de... Bu arada sinek kovucu alıp İğneada'ya girer girmez her yerinize sıkmayı unutmayın. Sinekler çok fena yoksa, neyse ki sinek kovucu işe yarıyor.


Sabah 8 gibi kalkıp uzun bir yürüyüşe çıkıyoruz. Orman yolundan, 7 km ötedeki Limanköy'e yürüyoruz. Çadır alanında yanımızda uyuyan üç köpek de tüm uyarılarımıza rağmen bizimle yürüyorlar. Limanköy'de pek yapacak bir şey yok, deniz kenarındaki limanı da köye 3 km. Köyde biraz soluklanıp liman üzerinden yine yürüyerek dönüyoruz. İğneada'ya gidenlere pek tavsiye etmem bu yürüyüşü lakin sabah yürüyüşü vücudu dinçleştiriyor...


Dönüşte çok açız. Hemen  İğneada merkezde bir yer kestiriyoruz gözümüze ve ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı anlıyoruz. Yasemin Hanım'ın işlettiği Korfa Koliba'da kahvaltı tabağı ve karışık omlet sipariş ediyoruz. Artık kullanılan yağdan mı, tereyağının doğallığından ya da yumurtaların tazeliğinden mi bilmiyorum omlet çok lezzetli. Kahvaltılıklar da öyle. Hele ömrümde ilk kez tattığım nane reçeli değişik lezzetlere açık olanların eminim ki çok hoşuna gidecektir. Ertesi sabah yeniden gelmek üzere ayrılıyoruz  mekandan.


Öğlen arasında çadırda dinleniyoruz. İstanbul'da sıcaktan bunalıp kaçan birisi olarak İğneada'da hava gayet güzeldi ama öğlen 3'e 4'e kadar dışarda dolanmamak en hayırlısı. Biz de öyle yapıp akşamüstü 12 km. uzaktaki Beğendik köyüne gidiyoruz. Şansımıza deniz çok dalgalı. Biz de İğneada'ya geri dönüp denize giriyoruz. İğneada civarındaki sahillerde nerede denize girilebileceği tamamen sizin şansınıza kalmış. Bugün sütliman olan bir yer yarın gayet dalgalı olabilir.


Akşam olurken yemeğe yeniden Beğendik sahiline gitmeye karar veriyoruz. Sahilde "tenekede tavuk" yapılıyormuş. Eger siz de gittigğinizde yemek isterseniz ya 1,5 saat önceden arayıp sipariş vereceksiniz ya da sipariş verip 1,5 saat sahilde takılacaksınız çünkü pişmesi 1,5 saat sürüyor. 8'de yeniden Beğendik'teyiz ve tavuğumuz hazır. Koca bir tavuk ve yanında tavuğun yağıyla hazırlanmış türlü iki kişi için çok fazla. Üç kişiyi gayet iyi doyurur. Tavuk da türlü de çok lezzetli. Hepsi toplam 35 TL.


Gece yeniden sahilde kumlara serilip şarabımızı içiyoruz. Ama bu sefer biraz daha erken geçiyoruz çadırımıza. Yarın Longoz Ormanlarında dinç olmamız lazım.


Sabah ilk istikametimiz çantamıza suyumuzu koyup İğneada'nın doğu tarafındaki sahil. Sahil boyunca 5-6 km yürüyüp arada sahil boyunca uzanan ormanlara dalmaya çalışıyoruz fakat buradaki sinekler-böcekler yüzünden ilerlemek imkansız. Bir dahakine daha sağlam kıyafetler hatta arıcı maskesiyle gelmek gerektiğine kanaat getirdik. Ayrıca yazın değil şubat-mart daha uygun olabilir.


Dönüşte yeniden Yasemin Hanım'ın güzel yemeklerine yumuluyoruz. Dünküleri öyle sevdik ki hiç değiştirmiyoruz siparişleri. Bu sabah çok güzel kurabiye de yapmış... Ayrilik saati geldi. Dönüşümüzü Demirköy-Dupnisa Magarası-Demirköy-Sivriler-Kızılağaç-Kıyıköy üzerinden yapıyoruz. Demirköy'den 25 km uzaklıktaki Dupnisa Magarası belediye tarafından işletilen güzel bir yer. Buralara kadar gelmişken mutlaka görülmesi gereken yerler arasında... Milyonlarca yilda oluşmuş sarkıtlar ve dikitler arasında dolaşmak mekana hayran kalmamızı sağlıyor. İğneada ve civarını gezmek gerçekten doyurucu...


Fotoğraf Listesi:


1- Çadır Alanı

2- Beğendik Köyü Plajındaki dalgalı sahil
3- Dupnisa Mağarası'na giderken geçilen büyülü orman yolu manzarası
4- Dupnisa Mağarası

Önerilen Sayfalar:


Karayoluyla Yunanistan & Bulgaristan 1 - Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Kavala

- Karayoluyla Yunanistan & Bulgaristan 2 - Halkidiki, Selanik ve Seres
Uçmakdere'de Kamp ve Şarköy'e kadar uzanmak
Edirne'de İki Gün
Saros Körfezi
Gökçeada

2 Ağustos 2012 Perşembe

Adalar'a Gidiyoruz 2 - Heybeliada


4 adanın ikinci büyüğü olan Heybeliada yazları, özellikle haftasonları İstanbul'dan kaçanların sığınağına dönüşen ama kışları da hayatın sakin bir şekilde devam ettiği bir adadır. Son yıllarda sadece yazlıkçıların değil dört mevsim yaşamak isteyenlerin de çok tercih ettiği bu adaya ulaşım için Bostancı, Kabataş ve Kadıköy olmak üzere üç seçeneğiniz vardır. (Bir de Kartal'dan motor var sanırım...) Bostancı'dan motor (yazları vapur da), Kabataş'tan vapur (yazları deniz otobüsü de) ve Kadıkoy'den yine Adalar vapuruyla Heybeliada'ya ulaşabilirsiniz.

Peki Heybeli'ye niye ulaşılır? İlk cevap "şehrin hızından kaçıp kasabadaymışçasına yavaş akan zamanla karşılaşmak için" dir. Boş bir gününüzde araba trafiği olmadan sokaklarında gezmek, yeni yapılara izin verilmeyen bu sokaklardaki eski evler arasında sadece şehrin gürültüsünden değil hayatın öğütücü çarklarından kaçmak da mümkünmüş gibi hissetmek için ulaşılır adaya. Kışları hayatın durduğu küçük adalardansa her daim insanların yaşadığı bir adayı görmek isteyenlerin favorisi olacak bir adadır Heybeli. Hele ki yaklaşık bir saatlik vapurla yolculuk ederek başlarsanız bu yolculuğa güzel bir girizgah yapmış olacağınızın garantisini veririm. Unutmadan adalar Kınalıada - Burgazada - Heybeliada -Büyükada şeklinde sıralanır. Vapurla gelenler üçüncü adada ineceklerini akıllarından çıkartmasınlar.

Heybeliada'ya gidenler sahilde çaylarını içip bir şeyler atıştırdıktan sonra (Nazligül'ün tahinli çöreklerinden alıp Gencay'da çayla yemek mesela...) adada güzel bir yürüyüşe çıkabilirler. Büyük tur ve Küçük tur dışında kendi güzergahınızı da oluşturup sokaklarda, yollarda, patikalarda kaybolabilirsiniz elbette.

Genel olarak adayı Büyük Tur'la anlatacak olursak: Denizi arkanıza alıp sağa faytonların durağına doğru yürümeye başlarsanız Heybeliada Ruhban Okulu'nun olduğu tepenin etrafından dolanıp Değirmen Burnu'na ulaşırsınız. Eski değirmenin yanından aşağı bakarsanız üye olmanın binlerce liraya mal olduğu Heybeliada Su Sporları Kulübü'nün tesislerini görebilirsiniz.

Yürüyüşe asfalt yoldan değil ağaçların arasından toprak yoldan devam ederseniz sahil boyunca özel plajlara inen merdivenlerin, yolların, patikaların yanından geçersiniz. Denize girmek isteyenler bu plajları tercih edebilirler. Bu şekilde Terk-i Dünya Kilisesi'ne ulaşırsınız. Bugün kullanılmayan bu kilisenin bekçiliğini yapan aileden rica ederseniz bahçesinden manzarayı görmenize hatta kiliseye göz atmanıza izin verebilirler. Haziran 2012'de 2,5 hektar arazinin yandığı kısım tam da bu kilisenin devamında başlar ve Çam Limanı'na doğru uzanır. Bir kaç seneye ağaçlandırılmış olur sanırım. (keşke bu sefer çam değil de başka bir ağaç mesela akasya dikseler oralara...)

Çam Limanı'nda Ada Beach'in işlettiği büyük plaj vardır. Adanın en büyük tesislerinden biridir. Hemen Çam Limanı'nın girişinde bulunan bir kaç ev ise Ekşioğlu Ailesi'ne aittir ve bahçeleri bakımlı olsa da içleri boştur. (Nisan 2014 tarihli düzeltme: Binalarda tadilat başlamış.)

Çam Limanı'nın ardından yukarıya sapan bir yol sizi yeni tarihli bir kilise kalıntısına götürecektir. Zamanında eski bi kilise bulunan bu araziye kaçak kilise inşa edilmeye çalışılmış ancak sonradan yıkılmıştır. Eğer yukarı sapmadan düz gider Sanatoryum'un yanından geçip yürüyüşe devam ederseniz, eskiden aile gazinolarının dizildiği şimdilerdeyse askeri tesislere ev sahipliği yapan yol çıkar karşınıza. Deniz Lisesi'nin yanından yeniden sahile ulaşabilirsiniz.

Eğer biraz daha vaktiniz varsa bir de sokaklarını arşınlayın Heybeli'nin. Eski köşkler, birbirinin ışığını engellemeden dizilmiş evler, rengarenk bitkilerle süslenmiş bahçeler ve arada panoromik deniz manzaralarını görebileceğiniz sokaklar içinizi açacaktır. Daha yukarılarda bayrağın dalgalandığı tepede denize karşı zulanızdaki içkinizi içebileceğiniz banklar bulabilirsiniz. Ya da boş verin bankı güzel bir manzara gördüğünüz yere çökün açın şarabınızı başlayın demlenmeye. Sadece şimdikilerin değil eski Adalıların da zamanında keyifle yaptığı gibi...

Önerilen Sayfalar:


Adalar'a gidiyoruz 1 - Kınalıada 
Adalar'a gidiyoruz 3 - Sedef Adası , - Adalar'a gidiyoruz 4- Büyükada 

Fotoğraf Listesi:


1- Kuş bakışı Heybeliada
2- Yukarılardan denize doğru bakış...
3- Heybeliada sokakları...
4- Haziran 2012'de yanmış olan Terk-i Diyar Kilisesi'nin Çam Limanı'na bakan yamacından bir görüntü
5- Adada bisiklet kiralamak isteyenler için bir dolu seçenek mevcut... 

dinceryazici79@gmail.com

20 Temmuz 2012 Cuma

Günübirlik Milano

Bir tam günlüğüne Milano'ya geleceğimi öğrendiğimde son İtalya gezime Milano'yu eklememiş olmanın sevincini yaşıyordum. Milano İtalya'da ziyaret edeceğim 6. şehir. Gerçi şehir merkezi dışına çıkma şansım olmayacak ve meşhur Como Gölü'nü göremeyeceğim ama bir dahaki Milano gezim için güzel bir başlangıç olacağı kesin.

İş gezisi olunca havaalanındaki Shereton'da kalıyorum. Bu uzuuuuun otelden şehir merkezine ulaşım Malpenza'dan ulaşımla aynı. Otelde spor salonu 24 saat açık. Şehre gitmek için, havaalanının çıkışına yakın bilet gişesi göreceksiniz. Bilet makinaları da var ama ben kullanmayı başaramadım. Havaalanına günübirlik gidiş dönüş bileti 15€. Tek yön ise 11€'ymuş. Bilet gişesinden çıkar çıkmaz hemen alt kattaki treni görünce saşırmamak elde değil. İki katlı otobüslere alıştık ama iki katlı tren de neyin nesi oluyor şimdi? Hemen üst kata kurulup 20 dakikada bir hareket eden treni bekliyoruz. İstikametimiz Cadorna istasyonu. Yolda telefonuma kopyaladığım Milano gezi yazılarını ve İphone için hazırlanmış ücretsiz  Milano Şehir Rehberi'ni (tam ismi Milan City Travel Guide) inceliyorum. Vee 35 dakikada Cadorna istasyonundayız.

Nisan 2012 başı ve hava şansımıza bulutlu. Güneşli bir günde gezmek ne güzel olurdu diye düşünürken önce Castello Sforzesco'nun içinde buluyorum kendimi. Bu eski kale belli ki sağlam restore edilmiş. Kalenin arka tarafından çıkıp büyük parka atıyorum kendimi. Etrafta tek tük insan var ve yeşil zümrüt yeşiline dönüyor bulutlarla beraber. Yoksa güneşten ziyade bulut daha mı yakışıyor Milano'ya? Parco Sempione'yi tavaf edip Arena'nın arkasından yürümeye devam ediyorum. Hedefimde 10 Corso Como var ama oraya gelmeden 200 metre önce aynı sırada (sağda) gördüğüm bi eskici de çok hoş ürünler satıyor. Şehrin popüler yerlerinden, şık mağazalarından önce 10 Corso Como'yu buluyorum. Özellikle üst kattaki kitap-tasarım mağazasında ilginç ama pahalı ürünler sunan bu mağazanın outlet'i Via Tazzoli'nin doğu ucunda yer alıyor. Yürüyerek 5 dakika mesafede. Outlet kısmında tasarım ürünlerden ziyade kitap ve kıyafet bulabilirsiniz. Ünlü markaların seri sonu ürünlerinde %50 indirim vardı. Türkiye'de indirimleri takip edip daha ucuza bulunabilir sanki, bilemiyorum...


Merkeze dönerken yine Parco Sempino'dan geçiyorum yine. Şimdi yavaş yavaş dalabilirim Milano'nun lüks markalarının olduğu sokaklara. Tahmin edeceğiniz üzere İtalyan markalarının hepsi sıra sıra dizilmiş sokaklara. Dante caddesi boyunca değişik dükkanlara uğruyorum. Kıyafetten ziyade hediyelik eşya, kitap, oyuncak satan dükkanlara... İlgimi çeken bir dolu ürünü inceleyip evde ıvır zıvır depolamamak için sadece bakıp geçiyorum. Böyle böyle Duomo meydanına kadar geliyorum. Önce meydandaki Galleria Vittorio Emanuele II'yu ziyaret ediyorum. İçimdeki "ben burayı biliyorum" hissinin sebebini iki dakikada çıkartıyorum: Aynısı Napoli'de yok muydu bunun? Güzel bir bina... Zemindeki mozaikleri, yüksek ve camdan tavanı ile bir sene sonra eski bir tanıdıkla karşılaşmış gibiyim. Biraz ara sokaklarda dolaşıyorum ve bu sefer de karşıma Torre Velasca binası çıkıyor.  Daha yeni "100 çirkin bina" listesinde görmüştüm de o kadar çirkin gelmemişti bana. Yakından bakınca sanki listedeki yerini hak etmiş gibi geldi.

Karnım acıkmaya başladı. Milano'yla ilgili blog yazılarından topladığım restoranların hemen hemen hepsi şehrin uzak yerlerine denk geliyormuş ne yazik ki. Neyse sonunda tam merkezde bir yer buluyorum listeden. İsmi Ciao ve Duomo Meydanı'da Galleria Vittorio Emanuele II'nin girişinin hemen yanında. İkinci kattaki bu self servis restoranda tam makarna alacakken gözüme Paella çarpıyor. Kim bilir ne kadar oldu yemeyeli. İtalya'ya gelmişken İtalyan yemeği yemeliyim demeyip Paella alıyorum hemen. Gerçekten özlemişim. Barcelona'da yediğim kadar olmasa da gayet lezzetli. Paella + kolaya 9€ ödeyip çıkıyorum Ciao'dan. Hemen çıkışta soldaki dondurmacıdan da dondurmamı alıyorum. Hele kavunlu dondurmayı ne güzel yapıyor bu İtalyanlar. Keyfim yerinde.

Şimdi Duomo'ya çıkabilirim. Asansörle 10€ yayan 6€ ve 250 basamak var. 170 basamak çıkınca ilk terasta bir mola veriliyor. Duomo'nun çatısındaki sütunların üstündeki heykeller göğe doğru uzanıyorlar. İşte Milano'nun en etkileyisi yeri burası. Hem şehir ayaklarınızın altında hem de bu heykeller sizi bambaşka dünyalara götürecek kadar etkileyici. Vampirli filmlere güzel dekor olur bu çatı. Her yer mermer, oymalı, hüzünlü ve tek renk. Hafif çiseleyen yağmur da dekoru tamamlıyor. Terasta tadilat var, yine de hem şehri hem Duomo'nun çatısını izlemek güzel. İnişte içine giriyorum. Duomo'yu ziyaret etmek ücretsiz. Duomo'nun içi İstiklal Caddesi'ndeki San Antuan'a benziyor. Biraz daha büyüğü elbette (dünyadaki en büyük üçüncü kiliseymiş). Roma'daki kiliselerin şaşaasından ziyade hüzün hakim Duomo'ya. Gri tonlarında karanlık bir kilise ama yine çok etkileyici.


Ardından Milano'nun ikinci büyük parkına Giardini Pubblici'ye gitmeye karar verdim. Bazı yerlerde ismi Giardini İndro Montanelli diye de geçiyor. La Scala Tiyatrosunu karşınıza alıp sağa doğru Via A. Manzoni'yi takip edince karşınıza çıkıyor. Aksam 9'a kadar açık parkta köpeğini gezdirenler ya da köpekler rahatça koştursun diye ayrılmış alanda özgürce koşmalarını izleyenler, çimlerde oynayanlar, çimler ıslak diye banklarda sevişenler... Milano'da tüm şehre inat zamanın gayet yavaş aktığı bir yer burası. Peyzajı da çok hoş, sanki şehrin göbeğinde değilsiniz gibi her şey. Hava çiselemeye gökyüzü sadece bulutlardan değil aynı zamanda uzaklara giden güneşten dolayı da karanlığa dönmeye başlarken geri dönüş yoluna koyuluyorum. Yine Cadorna istasyonu ve Malpensa'ya giden çift katlı tren. Öyle yorulmuşum ki uyukluyorum trende. Rüyamda Milano'ya bir sonraki gelişimde gitmek istediğim Como Gölü'nde gezinmeye başladım bile...

Önerilen Sayfalar: İtalya'ya gidecekler buralara da baksın


- Napoli Torino'da Bir HaftasonuRoma'nın Mimari Şaheserleri
Floransa
Çarşılı köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio 
Venedik'te Bir Gün
Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı
- Pisa
Bologna'da Porticolar Altında Bir Gezi


Fotoğraf Listesi:


1- Galleria Vittorio Emanuele II'nun içi

2- Torre Velasca Binası
3- Duomo'nun çatısından Duomo Meydanı
4- Duomo'nun çatısı
5- Duomo'nun çatısındaki heykeller

dinceryazici79@gmail.com

19 Haziran 2012 Salı

Ballıkayalar'da Piknik

Günübirlik Ballıkayalar pikniği için yağmur beklentisi olan bir pazar günü yola çıktık. Mangal için gerekli teçhizat da hazırdı yiyecek-içecekler de... Ballıkayalar'a D-100 boyunca Gebze'ye gidecek şekilde gidiyorsunuz. Gebze'de yeşil tabelayla gösterilen otoyol tabelalarına aldanmadan devam ederseniz sağa doğru Ballıkayalar tabelasını göreceksiniz. Tavşanlı köyü tabelası da aynı işe yarar çünkü Ballıkayalar'a Tavşanlı küyünden geçip de gideceksiniz. Son ihtiyaçlarımızı da Tavşanlı köyünde tamamlayıp Ballıkayalar'a ulaşıyoruz.

Araba parkı için 12 TL ödüyoruz, onun dışında bir giriş parası istenmiyor (Nisan 2012). Dere suyunun biriktiği göletin kenarındaki bankların yarısını yandaki restoran işgal etmiş, kalan yarısı da piknikçilere ayrılmış. Yürüyüş yapmak istemeyenleri, yerleştiğimiz bankta eşyaların başında nöbetçi olarak dikip önce vadinin sağ tarafına yürüyüşe geçiyoruz. Ballıkayalar yürüyüşten ziyade kaya tırmanışı yapanların ilgi gösterdiği bir alan. Rotaların her birine de isim verilmiş. (Salkım söğüt, Zangoç, Kısa ama Sert, Ejder Pençesi vs.)

Dere biraz fazla gür aktığından biz de dere geçmeye uygun ayakkabı giymediğimizden yamaçları tırmanıyoruz. Manzara çok etkileyici. Vadi boyunca akan dere ve etraftaki dik yükseltileri uzun uzun izleyebilirim. Yeni açmış çiçekler de vadiyi güzel süslemiş. Sağ taraf kısa bir yerde bitiyor. Geri dönüp bu sefer göletin üstündeki köprüden karşıya geçip sol tarafta ilerliyoruz. Çalı çırpı arasındaki patikalardan geçip tırmanıyoruz. Bu tarafta daha fazla kaya tırmanıcısı var. Manzara yine çok güzel. Aslında arka taraftan patikaları takip edip vadinin ucuna gitme şansı da varmış ama hepimiz çok açız. Geri dönüp mangalı hazırlıyoruz. Bu arada gökyüzü kararıyor, yavaş yavaş masa üstündekileri kaçma pozisyonuna getiriyoruz. Yağmurla beraber de yandaki şemsiyenin altına kaçıyoruz. Yağmur, ardından dolu... Bardaktan boşanırcasına yağıyor. Hava durumuna bakıp yağmurluk almak iyi fikirmiş. Birazdan yağmur dinince kaldığımız yerden devam ediyoruz. Piknikçilerin çoğu da kaçmış zaten.


Haftasonları kalabalıklara teslim olan Ballıkayalar bugün daha boştu zaten, yağmurla beraber iyice çekiliyor kalabalıklar. Yeme içme faslını bitirince dönüş yoluna geçiyoruz. Havalar ısınsın da bir daha gidelim...

Fotoğraf Listesi:

1- Vadiye yukarıdan bakış
2- Yağmur sonrası 45 derece
3- Yağmurun sonlarını izlerken.

Önerilen Sayfalar:


İznik ve Yenişehir Uçmakdere'de Kamp ve Şarköy'e Kadar Uzanmak
İğneada'da İki Gün Çadır Kampı
Acarlar Longozu ve Maden Deresi'nde Kamp
Amasra - Betona Esir Olmadan Önce
Olympos çok bozdu abi!

8 Haziran 2012 Cuma

Roma'nın Mimari Şaheserleri

Floransa'dan 11:08 treniyle Roma'ya doğru yola çıkıyoruz. 2 gün Roma'dayız. Firenze SMN istasyonundan kalkan hızlı tren bazı yerlerde 250 km'yi bulan süratiyle 12:40'ta varıyor Roma Termini istasyonuna. 

Ulaşım:

Roma'nın ulaşım konusundaki en merkezi yeri Termini Tren Garı. Buradan hem şehir içindeki merkezi noktalara yürüyerek ya da metro ve otobüsle ulaşım imkanınız var hem de havaalanından buraya ulaşım çok kolay. Roma'ya sonraki gidişlerimde uçakla Fiumicino Havaalanına indim. Sonrasında Termini'ye iki ulaşım imkanı var: İlki Leonardo hızlı treni. Yaklaşık 30 - 35 dakikada Termini'ye varıyor bu tren. Fiyatı tek yön 14 €. Yok bu kadar para ödemek istemiyorsanız o zaman Terminal 3'ün önünden kalkan otobüslerle 6 €'ya Termini'ye ulaşabilirsiniz. Otobüsler köprünün altından kalkıyor ve hemen öncesinde de bilet gişeleri mevcut. Dönüşte yine Termini'nin yan tarafından havaalanına kalkıyor otobüsler; bu sefer biletleri otobüsünün girişinden alabilirsiniz. İnternetten saatli bilet alırsanız otobüse bineceğinizin garantisi yok haberiniz olsun. Önce gelen boş koltuğa oturuyor. Ulaşım trafiğin durumuna göre 30 dakikayla 50 dakika arasında sürüyor. 

Konaklama:

Otelimizi de Termini'ye yakın bir noktadan seçtik ki işimiz kolaylaşsın. Otele geçmeden önce Termini tren istasyonunda Tourist Information arıyoruz. Öyle bi yere saklamışlar ki bulmak çok zor. Kabaca tarif etmek gerekirse trenden inip yüzünüzü istasyona verince sol kanatta ama arkanızda kalacak. Siz yine de inince bi polis memuruna sorun derim, istasyonun iç kısmında aramayın boşuna. İnince Roma Pass'ı buradan aldık. Ne kadar müze gezmek istediğinize bağlı Roma Pass işinize yarayabilecek bir kart. Bir haftalık otobüs+metro 16€'muş. Roma Pass ise iki müze girişi + 3 gün sınırsız metro ve otobüs dahil 30€. Ayrıca bir tavsiyede bulunayım: Roma'ya giderken yanınızda yeterli miktarda Euro bulunmasına dikkat edin. Ben biraz da Dolar almıştım gerekirse değistiririm diye, Termini'deki Döviz bürosu %30'a yakın komisyonla değiştiriyor doları euro'ya. Aman diyeyim dikkatli olun... Elzemse gidin başka yerlere de sorun.

Otelimiz Hotel Marcantonio, Via Cavour üstünde Termini çıkışı sol tarafta. 5 katlı bi binanın her katı başka bi otel, bizimki 5. katta. Hızlı interneti, kahvaltısı, temiz odalarıyla iki gün iki kişilik oda için 100 € ödüyoruz otelimize. Resepsiyondakiler gayet ilgili ve güler yüzlü insanlar. Kahvaltı için bir salonları olmadığından sabah istediğiniz saatte kahvaltınız odanıza geliyor; yatakta kahvaltı zevki de gayet güzel.


Termini oteller konusunda çok fazla seçenek sunuyor. Bir sonraki gidişimde yine Termini'de bu sefer Miami Guesthouse'da kaldım. Ortak banyolu 2 kişilik odanın geceliği 40 Euro'ydu. Yeri itibariyle göçmenlerin bolca sokaklarda dolaştığı bir hostel burası ama güvenlik konusunda çok da sıkıntı hissetmedim. 

Gezilecek Yerler:

Önce yakınlarda bi şeyler atıştırıp ardından metroyla Vatikan'a doğru yola koyuluyoruz. Aslında o güzel kilise dışında Vatikan toprağı olan yerleri de görmek niyetindeyiz. Ancak saat akşama geliyor ve sadece o görkemli Saint Pietro Bazilikasını görme şansımız oluyor. Şimdiye kadar gördüğüm en görkemli kilisede miyim yoksa? Bütün tavanlar, duvar süslemeleri, zemin... Her yer çok etkileyici. Dini sanata olan hayranlığım katlanıyor bu kilisede. Ardından şehri yürüyerek dolaşmaya başlıyoruz. Saint Angelo Kalesi'nin önündeki heykellerle süslü köprüden Tevere Nehri'ni katedip sokak aralarından Piazzo Navona'ya gidiyoruz. Çok eğlenceli bir meydandayız... Etrafta cafeler, restoranlar, meydanın ortasında değişik kostümleriyle fotoğraf çektirenler, gösteri sunanlar...


Yolumuzdaki bir sonraki yer Pantheon. Neredeyse 2000 yıllık bu tapınağın görkemi Roma'ya iyice hayran bırakıyor bizi. Bu arada Pantheon'a yağmurlu bir günde girerseniz tepesindeki boşluktan içeri yağan yağmuru izleyebilirsiniz. Yürüdükçe karşımıza çıkan görkemli yapılar bir noktadan sonra yoruyor bizi. Roma'dan ayrılana kadar dinmiyor hayranlığımız.

Sant'Andrea della Valle kilisesine akşamüstü girdiğimizde camlardan sızan ışıkların aydınlattiği altın rengi kilise gözümüzü alıyor. Her seferinde başka bi güzellik karşımıza çıkıyor.


Vittorio Emanuele ll anıtına ulaştığımızda hava kararmaya başlıyor. Anıtı karşımıza alıp sağından Isola Tiberina Adası'na inmeye başlıyoruz. Tevere'deki bu şirin ada mart ayı akşam saatlerinde boşalmış meydanıyla kendine has hoş bir hüzün taşıyor. Geriye dönüp tarihi kısımların güneyinden Kolezyum'a ulaşıyoruz. Yarın yeniden geleceğiz ama gece karanlığında da büyüleyici bir yapı var karşımızda. Otelimize dönme vakti geldi. Roma Pass'ımızla metroya atlayıp geliyoruz Termini'ye.


Sabah erkenden odamıza gelen kahvaltıyla uyanıyoruz. Kahvaltı gayet güzel. Bu sefer Republica Meydanı üzerinden Fontana Tritone'a geçiyoruz ilk. Roma'nın çeşmeleri de çok güzel. Yolda gördüğümüz dört yolun dört köşesindeki çeşmeler de iyiydi. Ardından İspanyol Merdivenleri'ne ev sahipliği yapan Spagna Meydanı'na yürüyoruz. Aylardan Mart ama hava gayet güneşli. Çok uygun zamanda gelmişiz, ince kiyafetlerin üstüne biraz kalın kıyafetler giyip duruma göre fazlalığı çıkartıp dolaşıyoruz sokaklarda. Turist kalabalığı giriş kuyruğu yok. Rahatça görüyoruz her yeri. İspanyol Merdiveni fotoğraflarındaki kadar etkileyici değil. Ya da artık gözümüz doymaya başladı güzelliklere. Piazza del Popolo'ya kadar gidip meydanda ufak bir mola veriyoruz.  Bir sonraki hedefimiz meşhur Aşk Çeşmesi Fontana di Trevi. Via del Corso boyunca inerken sağdaki Traianus Sütunu çok hoş. Fontana di Trevi de öyle. Koca binanın bir cephesini kaplayan çeşmenin önündeki alan küçük ama çeşme çok etkileyici. Dilek paralarımızı atıp etraftaki cafelerde bir şeyler atıştiırıyoruz. Hamur işlerini özellikle de tatlı olanları İstanbul'da çok özleyeceğiz.

Sırada Kolezyum var. Roma Pass'ımızla VIP gibi geçiyoruz sırada bekleyenlerin yanından. Roma'da gördüğümüz tek kuyruk Kolezyum'da. Kolezyum'un zamanında nasıl bir yer olduğunu filmlerden/dizilerden bilmeyenler için içerideki çizimler faydalı olabilir. Hemen yandaki Roma Forum'un V. Emanuele tarafındaki girişini zorla bulup bu eski Roma şehri kalıntılarına geçiyoruz ardından. Bir kısmı gözümüzde canlansın diye restore edilmiş kalıntılar o dönemi canlandırması açısından ufuk açıcı. Ne yazik ki Palatini bölgesindeki kimi kısımları kapalı olduğu için ziyaret edemiyoruz. Yine de bahçeler, yollar aradan yıllar geçmesine rağmen üstüne otel yapılmaya çalışılmadan iyi korunmuş sayılır.

Artık günün sonu gelirken Piazza Porta San Giovanni'ye gidiyoruz Via San Giovanni in Laterano boyunca. Yine etkileyici bir kilise çıkıyor karşımıza. Artık yavaş yavaş akşam olurken acıkmış bir halde karşımızda Pastarito Pizzarito'yu görüyoruz. Roma'yla ilgili gezi bloglarında hakkında övücü sözler duyduğumuz bu mekanı biz çok baska yerlerde ararken birden San Giovanni kilisesinin arkasındaki meydandan aşağıya metroya doğru inerken yolun karşısında buluyoruz. Hemen dalıyoruz içeriye. Makarnaları enfes. Gerçi hiç duymamış olsam da Türkiye'de de şubeleri varmış İstanbul, Ankara ve İzmir'de... Roma'ya kadar gelemeyenler Türkiye'de de bulabilirler Pastarito Pizzarito'yu.

Leonardo Müzesi:

Roma'da bir kaç yerde Leonardo'nun hayatını anlatan, çizimlerinden yola çıkılarak yapılmış aletlerin sergilendiği müzeler mevcut. 2017 Ekiminde giriş 10 Euro'ydu kişi başı. Roma'da turistik yerlerin fiyatlarına sürekli zam yapıldığından siz gittiğinizde kaç olur belli olmaz. Özellikle çocuklar ve gençlerin daha ilgisini çekebilecek bir müzeydi bizim gezdiğimiz. Yani öyle çok da beklentiniz büyük olmasın derim. 

San Pietro in Vincoli Kilisesi:

Bu kilisenin önemi Michalengelo'nun yaptığı Musa heykeline ev sahipliği yapması. Bu boynuzlu (ya da ışınlı) heykel Freud'un da çok ilgisini çekmiş ve Musa ve Tek Tanrıcılık kitabını yayınlamadan önce bir çok kez bu kilisedeki heykelin karşısında oturup saatlerce bu heykeli izlemiş. 

Sabah erken kalkıp Termini'den 14€'ya aldığımız biletlerle Fiumicino Hava Limanı'na gidiyoruz. Bileti gazete gişelerinden alabilirsiniz. Yarim saatte bir 22 ve 52 geçelerde 24 numaralı reyondan kalkan Leonardo Express treniyle yarım saatte gidiyoruz hava limanına. Roma'daki mimari şahaserlerin tadı hala damağımızda...


Roma'nın Az Bilinen Yerleri:

Kolezyum, Vatikan, Panteon, Aşk Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri... Bu popüler yerler dışında alternatif bir şeyler arayanlara neler var Roma'da?

Cestius Piramidi:

Roma'nın eski merkezinin sınırında 2000 yıllık bir piramit sizi bekliyor. Termini'den yürüyerek 45-50 dakikalık mesafedeki bu piramidin hemen yanında metro durağı da var. Roma İmparatorluğu Eski Mısır'ı ele geçirince Roma'da bir Mısır modası başlıyor. İşte o dönem Caius Cestius için yaptırılıyor bu 37 metre yüksekliğinde, tuğladan yapılıp dışı beyaz mermerle kaplanmış piramit. Şehrin surları inşa edilirken duvardan kazanmak için piramidi de surlara dahil etmişler. 16. yüzyılda şehirde ikinci bir piramit daha varmış, şimdiki Vatikan'ın oralarda. Halk bu iki piramidi Romus ve Romulus'un mezarları sanıyormuş. Diğer piramit Vatikan'daki inşaat işleri sırasında yıkılıp dışındaki mermer bazilika için kullanılmış. Cestius Piramidini şimdilerde ayın belli günlerinde önceden randevu alarak için ziyaret etmek mümkün. 

Princilla Yeraltı Mezarları: 

Via Salaria üzerinde girişi olan bu yeraltı mezarları 2. - 4. yüzyıllar arasında kullanılmış. Öncesinde taş ocağı olan bu yapı 3 katlı ve toplam uzunluğunun 22 km'yi bulduğu söyleniyor. Şimdilerde kısa bir kısmı rehberli olarak gezilebilen mezarlıkta günümüze ulaşan duvar resimleri de mevcut. 2.30'da İngilizce rehberli tur başlıyor.

Sen İgnazio Kilisesi (The Church of Saint Ignazio):

Roma kilise cenneti zaten ama bu kiliseyi diğerlerinden ayıran özelliği tavanındaki 3 boyutlu çizim. Kiliseyi yaparken süslü bir kubbe de yapmak istiyorlar ama paraları yetmiyor. Onlar da girişte sanki büyük bir kubbe varmış izlenimi verecek şekilde tavana 3 boyutlu bir resim çiziyorlar. Resmin tam altına gelince 3 boyut efekti yüzümde hafif bir tebessüm yarattı.

Santa Maria Della Concezione Mezarlığı: 

Kilisenin altında yer alan bu mezarlık Kapuçin rahiplerinin ölüme yaklaşımlarını görmek için ilginç bir imkan sunuyor. Benzerini Çekya'nın Brno şehrinde de gördüğüm bu mezarlarda duvarlar ve tavan kemiklerle süslenmiş durumda. Kuru kafalar, envai çeşit kemik ve bütün iskeletler size ölümü sorgulatıyor. 

Ne Yenir:

Aralık 2016'da Roma'ya ikinci gidişim tam bir lezzet şöleniydi. Yemek üzerine çok iyi araştırmalar yapmış arkadaşlarımla şehrin yemek mekanlarını ziyaret ettik. Bu arada mekanlara önceden rezervasyon yaptırmanızı şiddetle tavsiye ederim çünkü hem her saat açık değiller hem de çok dolular. En beğendiğimizden başlayıp sıralayayım bu mekanları ve neler yediklerimizi ve 2016 sonu itibariyle kimilerinin fiyatlarını:

1- Trattoria da Cesare

En beğendiğimiz restoran, turistik merkezden uzakta, neredeyse içerisi tamamen İtalyan dolu bu sade Trattoria oldu. Via del Casaletto 45 numaradaki bu restoran iki numaradaki Felice'yle kıyaslandığında fiyat olarak da daha uygundu. 

Yemekler: 
- Cacio e Pepe (Kaçço pepe diye okuyabilirsiniz) çok lezzetliydi. Dünyada en iyi Cacio e Pepe yaptığı söylenen Felice'deki kadar lezzetliydi diyebilirim. (7 €)
- Kızarmış Gnocchi (Gnocchi Fritti) önden atıştırmalık olarak geliyor ama özellikle kremalı sosuyla bir lezzet şöleni sundu hepimize. (9€)
- Ispanaklı Ravioli (Ravioli Pomodoro): Makarnalar arasında en az beğendiğim buydu lakin yine de kötü dersem ayıp etmiş olurum. (12€)
- Trippa alla Romana (İşkembe): Et yiyenler için mekanda en sevilen yemek buydu. İşkembeyi sadece çorbada yemeye alışkın biriyseniz bunu denemelisiniz. Beğenilince ikincisi de sipariş edildi. Daha sonra başka mekanlarda da sipariş etmemize rağmen buradaki kadar lezzetli gelmedi hiç biri. (11€)

Tatlılar:
- Tiramisu: İdare eder. Daha iyisini Felice'de yedik. (6€)
- Creme Caramel: Ben ki krem karamel düşkünü olmayan biriyimdir, ben bile beğendim. (7€)
- Millefoglie: Gecenin favori tatlısı buydu. Milföy hamuru ve kremayla yapılan enfes bir tatlıydı. (7€)

İçkiler:
- Ev yapımı şarapları enfes. Yarım litre beyaz şarap 4 €'ya geliyor.

2- Da Felice:
Şehir merkezine daha yakın bu restoranın konumunu Piramide yürüme mesafesinde olarak aklınızda tutabilirsiniz. New York Times'ın ana sayfasından tanıttığı restorandan dünyanın en iyi Cacio e Pepe'sini yapan yer olarak bahsediliyor. Fiyatı diğerlerinden yüksek. 

- Cacio e Pepe: Alt tarafı makarna ve peynir, ne kadar farklı olabilir ki? Da Felice size bu sözünüzü yalatır baştan söyleyeyim.  O ne nefis bir tattır öyle. Bir çok yerde yedik ama bu kadar lezzetlisini görmedim. Ayrıca hazırlanması da bir görsel şölen: Masanızda özenle karıştırılıp servis ediliyor. 
- Spagetti with Clams (Midyeli Spagetti): Sosu lezzetli. Yiyenler pişman olmadı ama orta karar buldular.
- Roast Lamp with Potatoes (Patatesli kuzu eti): Et beğenildi. 
- Kapris Salata: Aslında menüde yok ama ben isteyince hazırladılar. Taze mozzarellalarla enfesti. 
- Tiramisu: İşte gezi boyunca yediğimiz en güzel tatlı. Alıştığınız tiramisunun dışında bir lezzet ama böylesine güzelini yemedim. Zaten New York Times da Cacio e Pepe'yle beraber Tiramisusunu çok övmüş, dedikleri kadar var.

3 - Da Francesco: Şehrin tam merkezinde yer alan bir pizzacı. Öğlen 12-15.30 akşam 19-24.30 arası açık. Özellikle pizzaları çok lezzetli ama makarnalarını da beğendik. Margaritha Pizzasının (8€) tek rakibi Napoli'deki Di Matteo olabilir anca. Trüf Mantarlı Pizza'sı da (16€) fena değil ama bir Margaritha Pizza değil ne yazık ki. Tatlı olaraksa tavsiyem Zabaione Con Uova Di Parisi. Bu yumurtayla yapılan tatlının içinde çilek de var ve böyle şahane bir tatlıyı çok az yerde yediğimi söyleyebilirim. Genel olarak Da Francesco'nun fiyatları diğerlerine kıyasla orta karardı. 

4- Ristorante Archimede: Da Francesco'ya bir kaç yüz metre mesafede merkezi bir restoran. 

Yemekler:
- Tonnarelli Cacio: Bu da yine lezzetli bir Cacio e Pepe'ydi. (12€)
- Melanzane alla Parmagiana: Patlıcan ve Peynir. Gecenin en başarılılarından biriydi (10€)
- Tagliata Filetto: Biftekli salata. Et severler beğendi (22€)

İçki:
- Kırmızı ev şarabı lezzetliydi (10€)

Tatlılar:
- Tiramisu, Panna Cotta (çilek sosluydu) ve krem karamel. Üçü de iyiydi. (Tanesi 6 €)

5- La Gallina Bianca: Termini'ye yakın bu pizzacının pizzaları fena değil ama bir Da Francesco değil tabii ki.

6- Roscioli: Şehir merkezinde ve yan yana 3-4 şubesi olan bir mekan. Kafesi, şarküterisi, pastanesi ve restoranı var. Çok dolu bir mekan ve fiyatları diğerlerinden yüksek, Da Felice ayarında. 

Yemekler:
- Capanata Della Tradizione Siciliana: Sosta pişmiş patlıcan, üstünde roka. Çok az servis ediliyor ama lezzetli (13 €)
- Hamburger di Mozzarella: Ekmek, mozzarella peyniri ve domuz salamıyla yapılan hamburger. Yanında pesto sos, domates ve balzamik sirke. (14 €)
- Cacio e Pepe: Her yerde olduğu gibi burada da yedik ve beğendik.

İçki:
- Mekanın geniş bir şarap menüsü var. Biz tercihimizi Montepulciano d'Abruzzo'dan yana kullandık. Kıvamlı ve lezzetli bir şaraptı (20€)

7- La Focaccia: Da Francesco'da yer bulamadığımızda yakınlarda bu pizzacıyı bulduk. Pizzaları Da Francesco'nunkiler kadar olmasa da lezzetli ama fiyatları daha ucuz. Lezzet/fiyat performansı iyi.

8- Bonci Pizzerium: Vatikan'ın arkasında bir pizzacı. Gidenler beğeniyor ama bana pek hitap etmedi bu geniş tepsilerde pişen kalın hamurlu pizza. Ayaküstü atıştırmalık bir mekan. 

9 - Ristorante Matricianella: Gittiklerimiz arasında en az burayı beğendik. Kızarmış ricotta ve mozzarella önden atıştırmalık olarak lezzetliydi; lokmanın içine peynirlerim koyup kızartmışlar. Parmaklarımı yemedim ama güzeldi. İşkembeyi burada da sipariş ettik ama yiyenler hiç memnun kalmadı. Şarap menüsü Altın Rehber gibi. Biz seçimimizi Castello Dei Rampolla 2013 Chiantş Classico'dan yana kullandık. İçimden sonra ağızda hoş bir tat bıraksa da orta karardı diyebilirim. Tatlılar arasında en güzeli Limon Sorbe'ydi. Biraz ekşi olsa da güzeldi. Tiramisu ve krem karamel kötüydü. 

Öneriler: İtalya'ya gidecekler buralara da baksın

- Napoli Torino'da Bir Haftasonu
Bologna'da Porticolar altında bir gezi
- Floransa
- Çarşılı köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio 
- Venedik'te Bir Gün
- Günübirlik Milano
- Pisa
Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı

Fotoğraf Listesi:

1- Vatikan
2- Altın Rengi iç süslemeleriyle Sant'Andrea della Valle Kilisesi'nin tavanı
3- Kolezyum
4- Fontana di Trevi
5- İspanyol Merdiveni

dinceryazici79@gmail.com

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Floransa

Venedik'ten 12:57'de kalkan trenimiz 3'e doğru varıyor Frenze SMN (Santa Maria Novella) istasyonuna. Bu Floransa şehir merkezindeki tren istasyonu ve bizim otelimiz de 200 metre uzakta Via Fiume 17 numarada. Eski asansörlu 4 katlı bir binanın 4. katındaki odamız için önce 2. kattaki resepsiyona uğruyoruz. İki kişi iki gece için 82€ otel artı 8€ vergi ödeyip geçiyoruz odamıza. Odamız geniş tavanlı sokak ve ucundan kıyısından şehir manzarasıyla güzel bir oda. Ufak bi balkonu bile var.

Yarın sabahtan akşama kadar şehri gezmeden önce bugün genel havasını hissetmek amacındayız. O yüzden "nasıl bi şehir acep Floransa" sorusunun cevabını bulmak için şehrin sokaklarına dalıyoruz hemen. Venedik'ten sonra daha yaşayan bi şehir var karşımızda. Venedik hüzünlü gelmişti akşam saatlerinde loş ışık altındaki boş Floransa sokaklarını gördükten sonra burası çok daha hüzünlü geliyor bize. Sokak satıcıları, hediyelik eşya mağazaları ve restoranların arkasında devasa tarihi binalar, heykeller ve meydanlar gözümüzü alıyor. Köprüyü geçip karşıda neler var diye bakınıp dönüyoruz otelimize. Güzel bi İtalyan şehri var karşımızda, yarın dinç bir şekilde arşınlayalım sokaklarını...


Sabah yerel saatle 8'de yollardayız. Mercato Centrale'ye giderken Via Faenza'dan Via Nazionale'ye dönünce  Caffe Sabatino çıkıyor karşımıza. Makul fiyatlariyla gözümüz kesiyor, hemen kapuçino+tatlı+portakal suyu şeklindeki 3 €'luk menüden sipariş ediyoruz. Başka güzel seçenekleri de var, yarın sabah şehirden ayrılmadan yine gelebiliriz.


Ardından Mercato Centrale'ye gidiyoruz. Bir gün önce bu kapalı pazar yerinin önünden geçmiştik fakat öğleden sonraları kapalı oluyormuş. Sabah sabah uğrayıp şarküteri ürünleri, et, peynir, şarap ve zeytinyağı satan dükkanların arasında dolaşıyoruz. Kestiği domuzun kafasını öperken turistlere poz veren kasap ardından çok neşeli bir şekilde çalışmaya devam ediyor. Biz de Duomo'ya geçiyoruz. Floransa'nın bu en yüksek binası olan Duomo İtalyanca'da katedral demek. Önce 6€ giriş ücretini verip çan kulesine tırmanıyoruz. Şimdiden uyarayım Venedik San Marco'daki çan kulesi gibi asansörle yukarı çıkmayı bekleyenler avucunu yalar. Toplam 414 (gerçi ben inişte 413 saydım ama) basamağın sonuna kadar çıkmak gayet yorucu. Sağlam kondisyonu olmayanların bacaklarında eğer en yukarı çıkmayı başarırlarsa daha sabahın erken saatlerinde derman kalmayacaktır. Aralarda da şehri görebileceğiniz katlar var tabii ama kulenin en tepesindeki manzara da gayet iyi. Keza Duomo'nun içinden de 15€ ödeyip rehberli turla kubbenin tepesindeki seyir balkonuna çıkabilirsiniz.


Duomo'nun içi mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri. Yerdeki mermer döşemeden kubbesindeki resimlere kadar özenle işlenmiş tüm katedral. Duomo'ya giriş ücreti yok ama yan taraftaki şapel için giriş ücreti ödemeniz gerekiyor.

Ardından Piazza della Signoria'ya gidiyoruz. Davud heykelinin kopyalarından biri (orijinali Galleria dell'Accademia'da diğer kopyasıysa nehrin öbür tarafında tepede yer alan Piazzale Michalengelo'da), Medusa'nın kesik başını elinde taşıyan Perseus, Fontana di Nettuno ve Palazzo Vecchio bu meydanda yer alıyor. Sergi ve müzeleri pas geçip Plazza della Republica'ya gidip meydanın kenarındaki Gilli'de bir mola veriyoruz. Bu eski pastanenin önünde oturmak meydan manzarasıyla gayet keyifli lakin tatlıları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tiramisu ve profiterol sipariş ediyoruz. Profiterol damak tadımızın gayet dışında, tiramisu biraz daha başarılı ama onu da çok özleyeceğimi söyleyemeyeceğim. Kapuçino 5€ tatlılarsa 8€'luk fiyatlarını kesinlikle haketmiyor. Haa herkes bahsediyordu bu pastaneden pişman mıyım gittiğime? Hayır. Bi daha gider miyim? Hayır.


Bir sonraki hedefimiz Ponte Vecchio. Venedik'ten sonra üstünde dükkanlar yer alan bir köprü daha. Bu sefer kuyumcular mesken tutmuş köprüyü. Nehir kenarından Uffizi Galerisi'nin önünden geçip öğle yemeği yiyeceğimiz Il Pizzaiuolo'ya gitme vakti geldi. Ama önce yolumuzu kuzeye çevirip Piazza Della Santissima Annunziata'ya da ismini veren bu meydanın kuzeyindeki Santissima Annubziata Kilisesine uğruyoruz. Özellikle üzerindeki kundağa sarılmış bebek panolarıyla dikkat çeken Spedale degli İnnocenti isimli 600 yıllık yetimhane binasının önünden geçerek ziyaret ettiğimiz bu kilisenin iç süslemeleri çok etkileyici. Karnımız zil çalıyor. Santa Croce'nin haritaya göre sağ üst tarafındaki Via De Macci'nin kuzeyinde 113 numarada yer alan pizzacı Napoli usulü pizzalar yaptığı iddiasında. Hayatımda en güzel peynirli pizzaları Napoli'de yemiş biri olarak bu pizzacının lezzetlerini merak ediyorum. Servis gayet hızlı. Margarita pizzası fena değil. Etli mantarlı diğer pizza ise pek bana hitap etmiyor. İki kişi iki pizza iki içecege 25 € civarı ödeyip çıkıyoruz.

Pizzacıdan çıkınca bir batıdaki sokakta yer alan eskicilere göz atıyoruz. Ardından da doğudaki San Nicolo köprüsüne gidip karşıya geçiyor Piazzale Michelangelo'ya doğru tırmanıyoruz. Yeşillikler arasında tırmandığımız meydandan Floransa'yi izlemek gayet keyifli. Davud heykelinin yanında hediyelik eşyalar satan küçük tezgahlar dışında bir de Kızılderili kostümlü müzisyenler karşılıyor bizi. Biraz dinlenip tekrar nehir kıyısına iniyor ve ara sokaklarda dolanarak Palazzo Pitti'ye kadar geliyoruz. Burada da değişik müzeler var. Ama biz artık yavaş yavaş yorulmaya başladık. Piazza Santa Novella'da yeşillikler üstünde mola verip otelimize atıyoruz kendimizi. Akşam yemeğine kadar 1-2 saat dinlensek fena olmayacak.

Aksam yemeğini turist menüsü olan trattorio'lardan birinde 20 €'ya yiyoruz. Porsiyonlar çok büyük değil ama sağlam doyuruyor... Makarna, et, tatlı ve içecek. Floransa'yı bitirip Roma'ya geçebiliriz.

Önerilen Sayfalar: İtalya'ya gidecekler buralara da baksın


- Napoli Torino'da Bir Haftasonu
Bologna'da Porticolar altında bir geziRoma'nın Mimari Şaheserleri
Çarşılı köprüler - Irgandı, Rialto ve Vecchio 
Venedik'te Bir Gün
Günübirlik Milano
Siena, San Gimignano ve Palio Yarışı
Pisa

Fotoğraf Listesi:

1- Davud Heykeli'nin kopyasi

2- Çan Kulesi'nden Duomo'nun önü
3- Çan Kulesinden Duomo'nun kubbesi
4- Dolunay zamanı Piazza della Signoria
5-  Ponte Vecchio

dinceryazici79@gmail.com